Sahadan kaleme uzanan hikâyeler her zaman daha sahicidir. Çünkü o satırlarda sadece bilgi değil, bizzat yaşanmışlıkların süzgecinden geçmiş bir bakış açısı vardır. İşte Alpay Özalan'ın Turkuvaz Kitap etiketiyle okurla buluşan son eseri Vietnamlılar tam olarak böyle bir yerden yükseliyor. Uzakdoğu'da geçen futbol yıllarının kazandırdığı gözlem gücü, tarih merakıyla birleşince ortaya yalnızca bir kitap değil, aynı zamanda güçlü bir bakış açısı çıkıyor.
Alpay Özalan, spor kamuoyunun yakından tanıdığı bir isim. "Asya'nın en iyi defans oyuncusu" unvanını almış bir futbolcu. Türkiye'deki spor kariyerini anlatmaya gerek yok; bir efsane olarak sahalara veda etti. Bugün siyasette de aktif rol üstlenen Özalan, birikimini masa başı bilgiyle değil, bizzat sahada edinilmiş gözlemlerle harmanlıyor. Bu yönüyle kaleme aldığı eserler, klasik tarih anlatılarından ayrılıyor. Yazarın daha önce yayımlanan Kızılderililer ve Afrikalılar adlı iki kitabı da da benzer bir çizgide, Batı merkezli anlatılara alternatif bir bakış sunmuştu. Özalan, bu eserlerde de anlatılan tarih ile yaşanan tarih arasındaki farkı irdelemiş, okuru ezberleri sorgulamaya davet etmişti. Vietnamlılar ise bu serinin adeta daha derinleşmiş, daha çarpıcı halkası niteliğinde.

Kitap, ilk bakışta Vietnam Savaşı'nı konu alıyor gibi görünse de aslında çok daha geniş bir çerçeve sunuyor. Uzakdoğu toplumlarına dair yaygın önyargılardan başlayarak, bu coğrafyanın kültürel çeşitliliğini gözler önüne seriyor. Yazar, yıllarca bölgede yaşamış biri olarak, "Uzakdoğu halkları birbirine benzer" şeklindeki yüzeysel yaklaşımı daha en baştan çürütüyor. Okur, daha ilk sayfalarda bu coğrafyanın ne kadar katmanlı ve özgün olduğunu fark ediyor. Ancak kitabın asıl gücü, Vietnam Savaşı'na dair kurduğu anlatıda ortaya çıkıyor. Bugüne kadar Batı kaynaklarının domine ettiği bu tarihsel sürecin ne kadar tek taraflı aktarıldığını cesur bir dille ele alıyor. Özalan, savaşın sadece askeri ve siyasi boyutuna değil, aynı zamanda insan hikâyelerine odaklanıyor. Bu yönüyle eser, kuru bir tarih kitabı olmaktan çıkıp vicdani bir sorgulamaya dönüşüyor.
Yazarın en dikkat çekici yaklaşımı, Vietnam Savaşı'nı "ideolojiler savaşı" olarak değil, bir halkın var olma mücadelesi olarak ele alması. Bu bakış açısı, okuru alışılmış anlatıların dışına çıkarıyor. Kitap boyunca sık sık karşımıza çıkan bu vurgu, Vietnamlılar'ın neden ve nasıl direndiğini daha anlaşılır kılıyor. Özalan'ın dili yer yer sertleşiyor, yer yer duygusallaşıyor; ancak her durumda samimiyetini koruyor.

Özalan, kitabı hazırlarken ciddi bir araştırma sürecinden geçtiğini açıkça ortaya koyuyor. Eski baskılar, zor bulunan kaynaklar, farklı dillerden çeviriler... Tüm bu zahmetli sürecin izleri satırlara yansıyor. Bu da kitaba hem akademik bir derinlik hem de emek kokan bir değer katıyor. Vietnamlılar, yalnızca bir savaşın hikâyesi değil; aynı zamanda algıların, anlatıların ve gerçeklerin yeniden sorgulandığı bir eser. Özalan, futbol sahalarında kazandığı disiplin ve mücadele ruhunu bu kez kalemine yansıtarak, okuru sarsan bir anlatıya imza atmış. Bu kitap, Vietnam'ı anlamak isteyenler kadar, dünyaya farklı bir pencereden bakmak isteyenler için de güçlü bir çağrı niteliğinde. Çünkü bazen bir kitabı değerli kılan şey anlattıkları değil, düşündürdükleridir. Vietnamlılar da tam olarak bunu yapıyor.
SÖMÜRGECİ ZİHNİYETE KARŞI
Gelelim kitabın içeriğine... Kitap şu çarpıcı alıntıyla başlıyor: "Amerikalı iş adamları, Güneydoğu Asya'nın haritasına baktıklarında insanları değil; madenleri, petrolü, kauçuğu ve pirinci görüyor. Asyalılar da nereden çıktı? Onlar maden kazmalı, ağaçlardan kauçuk toplamalı, pirinç yetiştirmeli ve onlara vermelilerdi..." Emperyalizmi ve sömürgeciliği net olarak özetleyen bu ifadeler, kitabın hangi konulara değineceği hakkında da fikir veriyor. Parlak bir zihin, satırlardan ne bekleyeceğini hemen anlayabiliyor. Eser görsellerle de zenginleştirilmiş. Örneğin, Vietnam mimarisi veya çiniciliği ile ilgili anlatımların hemen altında konuya ait görsellere yer verilmiş. Kaynakça kısmının oldukça zengin olması ise kitabın ciddi bir araştırmanın ürünü olduğunu gösteriyor. Bölgede yaşanan emperyal zulüm ise şu sözlerle anlatılıyor:

"Bunların arasında aç annelerin ölü doğan çocukları, alev makinelerinin kavurdukları, kentleri saran yangınlarda canlı canlı pişenler, nükleer bombalarla buharlaşanlar, radyasyondan etkilenenler; bombalarla, mayınlarla, top mermileriyle havaya uçanlar, yıkılan binaların altında kalanlar, tankların altında ezilenler, kurşuna dizilenler, toplu olarak asılanlar vardı. Açlıktan ve işkenceden can verenler, dizanteri, kolera, tifüs gibi bulaşıcı hastalıklardan ölenler..." Acı ama gerçek. Satırların abartı olduğunu düşünenler, Gazze'deki veya İran'daki emperyalist zulmü naklen izleyebilir. Sömürgecilik kanla yazılan bir tarihtir.
Eserde beni en çok sarsan görsellerden biri, 1906 yılında New York Hayvanat Bahçesi'nde elleri bir ağaca bağlanmış Asyalı bir kız bebeğinin fotoğrafıydı. Batı medeniyetinin çirkin yüzü...
Her sayfayı çevirdiğinizde fark edeceksiniz ki Özalan bir kültürü tanıtmamış; sıradan bir "ülke kitabı" yazmamış, demokrasi ve insan hakları maskesi takan cellatların maskesini indirmeye and içmiş bir manifesto sunmuş. Neticede, ilk harfinden son cümlesine kadar emperyalist tasalluta karşı delikanlıca bir savaş sunan kitap, sömürgeci zihniyete karşı dik ve her an teyakkuzda olmanızı sağlayacak bir bilinç kazandırıyor.
AMERİKA'NIN KİRLİ YÜZÜ
ABD, Vietnam'da yaşanan iç savaşa 1963 yılında müdahil olmuştur. On yıl içinde ABD ordusu savaş sırasında işkence, tecavüz, toplu infaz, sivillerin öldürülmesi ve kimyasal silah kullanmak gibi pek çok "savaş suçu" işlemiştir. 7 milyondan fazla Vietnamlıyı katletmiştir ancak bunlar "savaş suçu" olarak nitelendirilmekte "soykırım" sayılmamaktadır.