Buket Uzuner, Kız Neşesi isimli kitabında, kadınlara “Yaşam enerjinizi babalarınızın, kocalarınızın, ağabeylerinizin, hatta oğullarınızın bile öldürmesine sakın izin vermeyin! O sizin yaşam garantinizdir” diye sesleniyor
ABONE OL
Bazen, hayatın bütün o ağır ve boğucu griliği üzerinize çöktüğünde, çok uzaklardan ya da hemen yan masadan bir ses duyarsınız. İki kadının, belki de bir grup genç kızın, dünyanın bütün dertlerini bir anlığına askıya alan, o hesapsız, gürül gürül, içten kahkahasıdır bu. O an, mekândaki bütün kasvet dağılır, havanın rengi değişir. İşte Buket Uzuner'in 2026 yılının ilk aylarında Everest Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alan Kız Neşesi: Dişil Bilgelik ve Hayatta Kalma Manifestosu adlı eseri, tam da o kahkahanın izini sürüyor. Yazar bizi her türlü karanlığa, baskıya ve yok sayılmaya rağmen sönmeyen o içsel kıvılcımın, dünyayı yerinden oynatacak o kadim enerjinin kaynağına götürüyor. Bu, basit bir mutluluk hali ya da gelip geçici bir kıkırdama değil. Uzuner'in tabiriyle, "karbondan bile daha güçlü, dünyayı dönüştürecek, yıktıklarımızı yeniden inşa edecek büyük bir hayatta kalma arzusu". Kitabın satırları arasında ilerledikçe meselenin basit bir "neşeli olalım, pozitif kalalım" telkininden çok daha köklü bir felsefeye dayandığı kendini tüm netliğiyle gösteriyor. Uzuner, hikâyelerin ve yaşam gözlemlerinin arasına ustalıkla yerleştirdiği o derin feneriyle, toplumsal yaralarımızın en çok kanayan yerlerine ışık tutuyor. Kadınların omuzlarına yüklenen o devasa "kusursuz annelik" korkusu, sınıfsal uçurumların kadınlar arasında yarattığı görünmez ama keskin duvarlar, eril dünyanın o rekabetçi ve yok edici hırsı... Tüm bunların karşısına silahla ya da kurak bir öfkeyle değil, çok daha yenilmez bir zırhla çıkıyor: Dişil bilgelik.
Yazar, neşeyi bir tür pasif direniş, bir varoluş çığlığı olarak önümüze koyuyor. Tarihin en karanlık çağlarında bile insan uygarlığını ayakta tutan şeyin savaşlar veya kanlı fetihler olmadığını; bir kadının, çocuğuna ninniler söylerken, tarlada ekin biçerken ya da kız kardeşiyle dertleşirken ürettiği o yaşatıcı, onarıcı yaşam enerjisi dünyayı döndürmeye devam ettiğini anlatıyor. Uzuner, acıyı yok saymak yerine onu dönüştürmenin, yası tutarken bile yaşama sıkı sıkıya tutunmanın manifestosunu yazıyor. Neşe, burada hayatta kalmanın en estetik ve en sarsılmaz biçimi olarak şahlanıyor.
Buket Uzuner'in edebi dünyasına aşina olan okurlar, "Kız Neşesi" kavramının yazarın elli yılı aşan bir yazarlık serüveninin rafine bir özü olduğunu fark edecektir. Uzuner'in yazarlığında bu kadim neşenin izlerini sürmek, edebiyatımızda kadının kendi doğasıyla barışma tarihini okumak gibidir. Hatırlayın; "Kumral Ada Mavi Tuna"daki Ada'nın o ele avuca sığmaz, sınırları ihlal eden coşkusunu... Ya da daha yakın zamana uzanalım; "Tabiat Dörtlemesi"nin başkahramanı Uyumsuz Defne Kaman'ı düşünün. Defne, toplumun "böyle olmalısın" dayatmalarına boyun eğmeyen, doğayla, hayvanlarla ve kendi içindeki şamanik köklerle bağ kurarken o "kız neşesini" bir pusula gibi kullanan bir karakterdi. Uzuner, yıllar boyunca romanlarında, öykülerinde ve gezi yazılarında ilmek ilmek dokuduğu bu dişil enerjiyi, şimdi bu kitapla teorik, duygusal ve kültürel bir çerçeveye oturtuyor.
Peki, dünyanın bunca dertle boğuştuğu, krizlerin ve kadınlara yönelik şiddetin her gün ekranlarımızdan odalarımıza dolduğu bu boğucu çağda, neden durup Kız Neşesi'ni okumalıyız? Çünkü bu kitap, bugünümüze tutulan devasa ve çok gerekli bir ayna. İnsanlık durumunun en sıkıştığı, umudun iyiden iyiye azaldığı şu günlerde, dünyayı kuran ve yaşatan asıl gücün şiddet, tahakküm ya da hırs olmadığını hatırlamaya her zamankinden çok ihtiyacımız var.