Bazı kitaplar yeni bir düşünce getirmez, eskimiş kelimelerin içini yeniden doldurur. Michael S. Roth'un Turkuvaz Kitap tarafından Emre Sami Akşahin çevirisiyle Türkçemize kazandırılan kitabı Öğrenci: Kısa Bir Tarih adlı kitabı tam da böyle bir metin. Bugün 'öğrenci' sözcüğü, neredeyse otomatik biçimde sınav, diploma, performans ve kariyer gibi yine içi boşalmış kavramlarla birlikte anılıyor. Hatta eğitimin değeri de çoğu zaman şu sorulara indirgeniyor: Hangi bölüm daha hızlı iş buldurur? Hangi okul daha çok kazandırır? Hangi eğitim daha kısa sürede sonuç verir? Michael S. Roth işte tam bu daralmış dilin karşısına geçiyor ve yalın ama sarsıcı bir soru soruyor: Öğrenci kimdir?
Sorunun yanıtı bugünün hız ve verimlilik takıntısı içinde neredeyse eski zamanlardan kalmış gibi duruyor; ama asıl gücünü de buradan alıyor. Roth'a göre öğrenci, sadece ders alan, not tutan, sınava hazırlanan kişi değil. Yazar kitabında öğrenciyi başkasından öğrenirken yavaş yavaş kendi zihnini kuran insan olarak tanımlıyor. Dahası öğrenmeyi bir birikim değil, bir dönüşüm; eğitimi ise piyasaya hazır insan üretme mekanizması değil, insanın kendine, başkasına ve dünyaya daha dikkatli bakmayı öğrendiği bir iç terbiye olarak anlatıyor.

ÖĞRENME AHLAKI
Kitabın en güçlü yanlarından biri, öğrenciliği bir okul statüsü olarak değil, tarih boyunca farklı biçimlerde karşımıza çıkan bir insanlık hali olarak ele alması. Roth, Konfüçyüs'ün çevresinden Sokrates'in muhataplarına; şeyh/mürit ilişkilerinden, usta/çırak kültürüne; rönesansın genç zihinlerinden, modern üniversitenin tedirgin bireyine kadar uzanan geniş bir hat kuruyor. Böylece öğrenci, yalnızca sınıfta oturan biri olmaktan çıkıyor; etkilenmeyi, sormayı, direnç göstermeyi ve sonunda kendi sesini bulmayı öğrenen bir figüre dönüşüyor.
Bu bakımdan Öğrenci, yalnızca eğitim tarihine dair bir kitap değil aynı zamanda düşünmenin, etkilenmenin, itiraz etmenin ve olgunlaşmanın da kısa bir tarihi. Bu noktada Roth'un metnindeki en çarpıcı bölümün 'ahlak' başlığı olduğunu söylemek yerinde olacak. Zira yazar, eğitimi teknik bir mesele olmaktan çıkarıp ahlaki bir mesele haline getiriyor; öğrenciliğin bilgi depolamakla değil merak, dikkat, muhakeme ve değişebilme cesaretiyle ilgili olduğunun altını çiziyor.
İyi öğrencinin sadece doğru cevabı bulan değil; doğru soruyu sormayı öğrenen kişi olduğunu vurguluyor. Ve öğrenciyi 'başkasını dinlerken küçülmeyen aksine kendi düşüncesini kuracak malzemeyi orada bulan insan' olarak tanımlıyor. Ve herkesin fikrinin olduğu tüm bu gürültünün içinde daha sakin ama daha esaslı bir şey söylüyor: Eğitimin amacı kullanışlı birey üretmek değil, bağımsız düşünebilen insan yetiştirmektir. Bu cümlenin bugün neden bu kadar güçlü duyulduğunu anlamak zor değil. Çünkü öğrencilik, uzun zamandır bir hazırlık evresine indirgenmiş durumda. Oysa yazar, onu, hayatın kendisine ait bir hâl olarak savunuyor. Öğrenciyi; yanılan, yön değiştiren, etkilenen, bazen hayran olan, bazen kuşku duyan, ama yine de öğrenmeye açık kalan insan olarak tanımlıyor. Kitabın sıcaklığı da zaten buradan geliyor. Öğrenciyi ne idealize ediyor ne küçümsüyor; onu insan kılıyor.

AYRIKSI BİR YERDE DURUYOR
Tüm bunlarla birlikte Öğrenci kusursuz bir kitap da değil. Yazar geniş bir tarihsel ve düşünsel alanı kısa bir hacim içinde anlatıyor. Bu metne canlılık ve hareket kazandırıyor ama bazı bölümlerde okur daha fazla durmak, daha fazla derinleşmek istiyor. Bir düşünce, bir dönem ya da bir figür tam açılacakmış gibi olurken anlatı başka bir eşiğe geçiyor. Kitap böylece çevik kalıyor ancak zaman zaman da hızının bedelini ödüyor.
Daha önemli bir mesele de kitabın kapsamıyla ilgili. Roth başlangıçta farklı kültürel geleneklere uğrasa da kitabın omurgası büyük ölçüde Batı düşünce tarihinin içinde kuruluyor. Bu tercih anlatıyı berraklaştırıyor olabilir; ancak aynı zamanda sınırlandırıyor da. Çünkü öğrenciliği insanlığın ortak serüveni olarak düşünmek, daha büyük bir dünya haritasını gerektiriyor.
Yine de tüm bu çekincelere rağmen Öğrenci, çağımızın eğitim tartışmaları içinde ayrıksı ve değerli bir yerde duruyor. Bize, öğrenmenin yalnızca ilerlemek değil, aynı zamanda yavaşlamak olduğunu da hatırlatıyor. En önemlisi de unuttuğumuz bir kelimenin içini yeniden dolduruyor. Öğrenciliği geçici bir statü olmaktan çıkarıp bir varoluş biçimi olarak önümüze koyuyor. Ve bunu, akademik ağırlığa boğulmadan; düşünsel ama kuruya düşmeden zarif ama etkisiz kalmadan başarıyor.

Sokrates, Konfüçyüs ve Hz. İsa birer sınıfa girip öğretmen kürsüsüne otursalardı, karşılarında nasıl öğrenciler bulurlardı? Çırak veya öğrenci olmak arasında ne gibi paralellikler var? Avrupa'da öğrenci olmak mı, Amerika'da öğrenci olmak mı? Öğrenci olmakla özgür olmak eş değer mi? Savaşa gitmemek için üniversiteye kayıt olur muydunuz? Bu kitap, öğrenci olmanın kısa tarihini yukarıdaki sorulara Rousseau, Kant, Platon, Emerson ve Wollstonecraft gibi önemli düşünürler eşliğinde cevaplar bularak anlatıyor. Aynı zamanda bir rektör olan yazar Roth, Amerika ve kısmen Avrupa'da öğrenci olma deneyiminden çarpıcı örneklerle öğrenci kavramını analiz ediyor ve gelecekte öğrenci olmanın nasıl bir şeye dönüşeceğine dair merak uyandırıcı sorular soruyor.