İngiliz şair, oyun yazarı ve oyuncu William Shakespeare, ölümünün üzerinden 410 yıl geçti. Buna rağmen O, dünya edebiyatının hâlâ en çok takip edilen isimleri arasında. Hem şahsı hem de eserleri hakkında okumalar yapılan ve sürekli olarak araştırılmaya devam eden Shakespeare için takvim bu ay, doğumu ile ölümünü işaret ediyor. II. Richard, IV. Henry, Kral Lear, Othello, Macbeth, Bir Yaz Gecesi Rüyası gibi pek çok eseriyle tiyatro sahnesinde yer alan Shakespeare, 154 şiirden oluşan Soneler'in özgün yapısı ve çok katmanlılığıyla da edebiyat tarihine doğrudan tesir etti. Trajedilerin, komedilerin, tarihsel oyunların büyük yazarı, Hamlet'te ''Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!'' dediği gibi, verdiği diğer eserlerinde de metaforik ve dramatik diliyle sayısız özdeyiş üretti; İngiliz diline yüzlerce Latince kökenli yeni kelime kazandırdı. Oyunlarıyla hem aristokratlara hem de köylü sınıfına hitap ederken, sanatında 'halk'ı merkez aldı. Nice kralın, soylunun, hizmetkârın hayatına sızarken dilini politikleştirmekten de sadeleştirmekten de çekinmedi. Şahsî hayatıyla ilgili bilgilerimizin eserlerine nazaran daha kısıtlı olduğu Shakespeare son aylarda, İrlandalı-İngiliz yazar Maggie O Farrell'in 'Hamnet' eserinden uyarlanan filmiyle de kendi gündemini tazeledi. William ve eşi Agnes'in 11 yaşındaki oğulları Hamnet'i veba sebebiyle kaybetmelerinin derin trajedisini anlatan eser, bizi farklı yönleriyle Shakespeare'e daha da yaklaştırdı.
DÜNYA SAHNESİNE GİRİŞ
Küçük bir taşra kasabasında yaşarken Londra'ya yerleşen ve kendini hem oyun yazarlığında hem de oyunculukta keşfeden Shakespeare'in, İngiltere tarihinin 'altın çağı'nı yaşayan I. Elizabeth dönemine ve İngiliz Rönesans'ına denk gelmesi, bulunmaz bir hazineydi. Avrupa'da adının duyulmaya başladığı ilk yer olan Almanya, mükemmel tiyatro binalarına sahip fakat sanat eseri üretemeyen bir durumdayken Shakespeare'i 'hayranlık'la kucakladı. Öyle ki, ülkeye gelen İngiliz oyuncuların kendi dilleriyle oynadıkları oyunlar bile, dilinden hiçbir şey anlamadıkları hâlde Almanların büyük takdirini topladı. Almanya'yı İtalya takip etti, ki Shakespeare, eserlerinde kurguladığı temaların bir bölümünü İtalya kaynaklarından almış... Batı ile başlayan ilk dirsek temasımızın Fransa ve dili üzerinden olduğunu düşünürsek Shakespeare'in Fransızca'ya girmesinden sonra, bizimle de başlayan serüvenin adım adım şekillendiğini söylemek mümkün. Aradan geçen süreyle birlikte, Shakespeare'in Türkler arasındaki tanınırlığı Tanzimat Dönemi'nden sonrasına denk geliyor.
TÜRK TİYATROSUNDA SHAKESPEARE
İstanbul'daki tarihinin 1800'lü yıllara kadar uzandığı Ermeni tiyatrolarının, Shakespeare ile yakından ilgilendikleri bilinenler arasında; hatta bu alakaya papazlar da dahil. Eserlerin Türkçe'deki varlığı, Şark Tiyatrosu'ndaki Ermeni temsillerin arasına sızmasıyla başlıyor. 1868'de, Güllü Agop ismiyle tanıdığımız tiyatro oyuncusu ve yönetmeni Agop Vartovyan'ın öncülüğünde kurulan Osmanlı Tiyatrosu'nda oynanan kimi oyunlar ''Romeo ve Juliet'i'' anımsatırken bu 'esinlenme'nin rehberi, sanat çevresi ve halk tarafından daha da benimseniyor. O dönemde sahnelenen Arzu ile Kanber, Leyla ile Mecnun, Tahir ile Zühre hikâye ve kurgusuyla Shakespeare izlerini taşıyan oyunlardan... Öyle ki, Ebuzziya Mehmed Tevfik'in 1872'de Gedikpaşa'da sergilenen oyunu Ecel-i Kazâ da Romeo ve Juliet'e olan benzerliğiyle, dönemin siyasî mizah dergisi Diyojen'de tenkit ediliyor. İki düşman ailenin çocukları olan Pertev ve Nimet aşkının hikâyesi, makus sonu ve yan karakterlerin kimi özellikleriyle büsbütün Romeo ve Juliet'e benzetiliyor. Shakespeare'in bu ünlü eserinden sonra, Türkçe oynandığı bilinen diğer eseri ise Othello. Othello'yu, Venedik Taciri ve Yanlışlıklar Komedyası takip ediyor.