Edebiyatımızın 'üstâdı' Necip Fazıl Kısakürek'in doğumunun ardından bir koca yüzyıl geçeli epey oldu. Ölümünün ardındansa yarım asra doğru ilerliyoruz. 'Bir fikir ki, sıcak yarada kezzap' dediği Türk şiirinin mihenk taşlarından Çile'de, ifade gücüne hayran kalırken, hayatının ruhî deviniminin ipuçlarını da görüyoruz. Bir şiirinde "Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodrum" diye seslenirken satirik, "Bırak vehmimde gölgeni / Gelme, artık neye yarar?" derken de lirik şiirin dizelerini mıhlıyor. Kimdir bu "Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum" diyen adam...

1904'te Çemberlitaş'ta Abdülbaki Fazıl Bey ile Mediha Hanım'ın oğlu olarak dünyaya geldiği konak, kimileri için debdebeliyken, onun için, onun tanımıyla 'tımarhane'ydi mesela. Çocukluğuna ait hatıraların izlerini taşıyan Bir Yalnızlık Gecesinin Vehimleri'nde büyük babası için, "Biricik oğlunun biricik oğluyum; babadan oğula içinde yaşattığı soy idealinin onca en mükemmel numunesiyim" der. Misafirlere her defasında tiyatro perdesi gibi zekâ sahnesi açılan Necip'in, o misafirler gittikten sonra tütsüler üzerinden atlatılması da cabası... Hayatı boyunca masum ve mazlum yaşayan bir anne, oğlunun yetenek ve yaradılışından bîhaber olan bir baba, çok küçük yaşlarda okuyup yazma öğrenerek erken dönemde tanıştığı cüsseli eserler, hastalıklarla geçen bir çocukluk... Alnında hâlâ sirkeye batırılmış soğuk bezler hissederken anılarında şöyle der: "Doktorum sık sık konağa gelir, bu erken ruhi inkişafımı bildiği için ben salona girince 'Gel bakalım, benim büyük küçüğüm!' derdi.''

ŞİİR VE ESTETİK
Öğrenim hayatında, türlü tatlarla karşılaşırız... Edebiyat şubesindeki cılız ve kuru, acı suratlı 'kırtıpil' lakaplı Ahmet Hamdi Tanpınar ile, 'felsefe' bölümünde beraber tahsil gördüğü, mısır püskülü saçları, dili az işleyen, hep gülümsemeli bir genç olan Ahmet Kutsi Tecer yakın yol arkadaşlarıdır! Şiirleri, edebiyat dergilerinde yayınlanan Necip Fazıl'ın kendi çıkardığı dergiler de olur. Fikir olarak farklı yerde durdukları başka büyük ustalarla da kalemin efsunuyla aynı çatı altında bulunan Necip Fazıl için şiirdeki her kelime, 'içine renk renk, çizgi çizgi ve yankı yankı cihanlar sığdırmış birer esrarlı billur zerresi' gibidir... Ömrünün bir bölümünde Güzel Sanatlar Akademisi'nde estetik dersleri de veren Necip Fazıl'ın merakına mucip olan dallardan biri de plastik sanatlardır. Bedri Rahmi Eyüboğlu, İbrahim Çallı, Nurullah Berk gibi sanatkârla aynı mecliste toplanır, sohbetlerini bu minvalde gerçekleştirirler...

Abidin Dino'nun yerinin apayrı olduğuysa su götürmez bir gerçektir; çünkü Necip Fazıl'ın 'milat' kabul ettiği Abdulhakîm-i Arvâsî Hazretleriyle tanışmasında, bu tarihî ana şahitlik eden bir kişi vardır yanında: Abidin Dino. Necip Fazıl'ı adam akıllı ilk tanıyışım ne ortalığı kasıp kavuran bir şiirine, ne içine sürüklediği öykülerine, ne de konferanslarıyla taçlandırdığı fikirlerine dil olmuş düşünce kitaplarına denk gelir.

"Gidin... Akşamları yamru yumru evlerin yılankavi sınırladığı kuytu mahallelerde dolaşan, oralarda, sokak ortalarında ağlayan çocuklar göreceksiniz; onlardan ağlamayı öğrenin!" diyen bir adam vardı. Aynı adam, "İnsanlarda kötülük iktidarını döve döve pekleştirmek yerine, hohlaya hohlaya yumuşatmak, insanı kötülüğe iktidarsız kılmak..." da diyordu. Nerede? Fazıl'ın tiyatro eserlerinden, Reis Bey'de...

TİYATRO ESERLERİ
Reis Bey, tiyatroya yönlenmesindeki en büyük pay sahibi Muhsin Ertuğrul'un rol aldığı, ancak ilgi görmeyen ilk tiyatro eseri Tohum'a da benzemez, oynandığı dönemde eleştirmenler ve izleyiciler tarafından tam not olan Bir Adam Yaratmak'a da... Tiyatroyu güzel sanatlar içinde bir zirve olarak kabul eden Fazıl, onu, 'ön tarafı açılır kapanır bir küp içinde hayatı yakalamak' ve 'rüyanın maddeye aktarılması' şeklinde tarif eder. Büyük şairin bu eserleri de adeta şiir tadında, manzum tiyatrolardır.

DÜŞÜNCE HAYATI
Maneviyatının büyük dönüm noktası olan Abdulhakîm-i Arvâsî Hazretleriyle tanışmasından önceki serkeş, savurgan ve bohem hayatını "Boşa geçmiş 30 yıl" olarak gören Fazıl'ın O ve Ben adlı otobiyografik eserinde de, doğrudan bağlantılı Tanrı Kulundan Dinlediklerim'de de üstâdın gençlik yıllarının ve düşün hayatının ipuçlarını görürüz. Eserinin bir yerinde inanmayı, "Ruhumuzda kıl kadar ince bir geçit" diye betimlerken bir başka yerde söylemini şöyle güçlendirir Necip Fazıl:
"Evvelâ inanmaya inan! Neye ve nasıl olursa olsun, inanmaya inan! Onsuz ne biz mevcuduz, ne de başka bir şey... İstersen, bir odun parçasının tepesine sırmalı bir külâh geçir ve onan inan! Fakat inan!" Ne kadar da güçlü bir ifade. Ne kadar da sırlı ve zıddında aşikâr...