Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Minik hakikat drajeleri

Gerçeklere, seçimlere, inançlara ve yaşama uğraşının kendine dair bir yol haritası olan Bu Su'da, David Foster Wallace, hayatı en yalın halde resmediyor. Kitabı ve yazarını ELİF TANRIYAR anlatıyor

Giriş Tarihi: 2.1.2010 ABONE OL
David Foster Wallace, henüz hayattayken kült seviyesine ulaşmayı başarmış, sıra dışı yazarlardandı ve çağının en önemli edebiyatçılarından biri olarak nitelendiriliyordu. Babası bir felsefe profesörü olan Wallace da, daha küçük yaşlarda felsefe ve onun yanı sıra edebiyatla ilgilenmeye başlamıştı. Edebiyat yeteneğinin yanı sıra parlak bir zekâya da sahip olan Wallace'ın eserleri de adeta matematiksel bir kurguya sahipti. En çetrefilli konuların altından kıvrak üslubuyla kalkmayı başaran, sıra dışı ve özgün bir yazardı yani. Ama tüm bu parlak başarılar, hayatı boyunca depresyonun karanlık sularında yüzmekten kurtaramadı onu. Onu var eden de yok eden de aynı güçtü, bizzat kendi beyni! Parlak ve aydınlık olanlar kadar, en karanlık düşünceleri de üreten kendi beyni... Ve sonunda, 2008 yılında, henüz 46 yaşındayken, evinde kendini asarak intihar etti. İntiharının sebebi o koyu depresyonuydu. Yani bir anlamda aydınlık ve karanlık düşünceleri arasında doğru seçimi yapamamıştı. Ne tuhaf ve trajiktir ki Bu Su, tamamen hayatta düşüncelerimiz arasında doğru seçimi yapmak üstüne yazılmış bir metin. Esasen 2005 tarihli Kenyon College mezuniyet töreninde yaptığı konuşmanın uyarlanmış hali. Bu metin, kitap olarak yayımlanmadan önce uzun bir zaman internet ortamında dolaşmış ve öyle çok sayıda e-postalanmış ki kendi çapında küçük bir efsaneye dönüşmüş ve nihayet kitap olarak basılması kararlaştırılmış. Upuzun cümleleri ve dolambaçlı ifadeleriyle tanınan Wallace, kendinden beklenmeyecek denli kısa ve açık cümlelerle ifade etmiş bu kez düşüncelerini. Kitap da okuyucunun her bir fikri iyice sindirmesi için herhalde, her sayfada yalnızca bir cümleye yer verilerek tasarlanmış. Yarıdan fazlasının boş olduğu sayfada yer alan kimi zaman kısacık, kimi zaman da bir paragrafa yaklaşan bu cümlelerin her biri adeta apayrı bir aforizma gibi duruyor. Wallace, metnine kısa bir anekdotla başlıyor: "İki genç balık birlikte yüzüyorlarmış. Yanlarından geçen yaşlı bir balık başıyla onlara selam verip, 'Günaydın çocuklar. Su nasıl?' diye sormuş. Biraz daha yüzdükten sonra genç balıklardan biri diğerine dönmüş ve sormadan duramamış: 'Su da neyin nesi?' İşte Wallace, o suyu yani yaşamı ve gözümüzün önünde bariz bir biçimde dursa da çoğu zaman anlayamadıklarımız ya da es geçtiklerimizi anlatıyor. "Hepimiz bu dünyaya varsayılan ayarlarımızla geliyoruz, ama bu ayarları yaptığımız düşünce seçimleriyle değiştirmek ve daha dengeli bir şekilde yaşamak bizim elimizde," diyor. Yaşam akıp giderken, durup düşünmemiz gerektiğini söylüyor. Diğer insanlara karşı empati kurmanın kendi hayatımızı da ne denli köklü bir şekilde değiştirebileceğinden bahsediyor. Sürekli olarak doğru düşünce seçimi yapmanın öneminin altını çiziyor. "Zihin mükemmel bir köle ama berbat bir efendidir," sözünü anımsatıyor. Ve insan düşünmeden edemiyor, Wallace bu konuşmayı yaparken ne kadarını kendisini dinleyen yeni mezunları, ne kadarını kendisini inandırmak için söylüyordu? Hele "Ateşli silahlarla intihara teşebbüs eden yetişkinlerin hemen hepsinin kendilerini aynı yerden vurması bir tesadüf değildir. Kafalarından," satırlarını okuyunca, insan elinde olmadan ürperiveriyor.

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Minik hakikat drajeleri
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN