Son dönem Türk edebiyatının öne çıkan isimlerinden biri olan Aslı Erdoğan,
Taş Bina ve Diğerleri kitabı ile 56. Sait Faik Hikâye Ödülü'ne uzandı. Erdoğan son yıllarda ismini yurtdışında en çok duyuran yazarlarımızdan da biri. Norveççeden İngilizceye kadar, sekiz dilde yayımlanmış eserleri şu sıralar Kürtçe ve Makedoncaya çevriliyor. 2005'te Fransa'nın önemli edebiyat dergilerinden
Lire tarafından 21. yüzyıl edebiyat dünyasını etkileyecek 50 yazardan biri olarak gösterilen ve listedeki tek Türk ve dokuz kadın yazardan biri olmayı başaran Erdoğan'ın sadece Fransızcaya çevrilmiş dört kitabı bulunuyor. Erdoğan'ın kitaplarına ve metinlerine bir tek edebiyat dünyası ilgi göstermiyor. Yazdıkları, müziğe, baleye ve tiyatroya da esin kaynağı oldu. Geçen aylarda,
Taş Bina ve Diğerleri kitabında yer alan
Mahpus adlı öyküsü için Fransa'da senaryo yarışması açıldı. Film çekimlerine ise sonbaharda başlanacak. Erdoğan, Sait Faik Ödülü sonrasında SABAH'a konuştu.
İNSAN BEDENİYLE YAZMALI: "
Taş Bina, 1999'daki bir gazete yazısından doğdu. Bir gün içimde bir ses 'uyumsuz, kaba' diye konuşmaya başladı. Sonra imgeler belirdi. 2007'de tekrar başına oturdum yazının ve kitaptaki A. karakterinin sesi parçalanmaya başladı. 2007'de iş biterken, boynumda dört fıtık çıktı. 2009'da tekrar başına oturdum. A.'nın ağzından konuşmaya başladım. Boynumla kitaptaki hikâye iç içe geçti. Kitaptaki, 'insan bedeniyle yazmalı' cümlesi bu yüzden var, bu hikâye gerçekten bedenle yazıldı."
TEK KARARLILIĞIM İYİ YAZMAK: "Sait Faik Ödülü'nü aldığım için minnettarım ama bu tür mutlulukları abartmam. Ödül alınca küçük bir suçluluk duyarım, 'hak etmedim' diye. Tabii ödül kolaylaştırıcı bir şey ama edebiyatta kaygılarım bambaşka. Tek kararlılığım iyi yazmak. Fakat yazmak istediklerimi yazamayacağımı da biliyorum. Benim için her şey, yazıya dönüşebildiği ölçüde değerli. Birinin attığı tokat ya da ödül yazıya dönüşebilir."
HÂLÂ ÇOK ÜNLÜ DEĞİLİM: "Türkiye'de edebiyat ödülü sayısı son derece az. Var olanların da saygınlıklarını yitirdiklerini düşünüyorum. Çünkü objektiflik ve güvenilirlik gibi kıstasları kaybettiler. Medya, yayınevleri ve eleştirmenler arasındaki ilişkiler fazla öne çıkıyor, edebiyat da güme gidiyor. Bu ülkede çok ünlüysen, 'Ne yaptım?' diye üç kere düşüneceksin. 10 dile çevrilmiş bir yazar daha ünlü olmalıydı mesela. Demek ki çok yanlış yapmamışım."
İLETİŞİM BİR MİT: "Türkiye'de kitap sayısı artıyor ama bunlar edebiyat mı tartışılır. Yazılanlar insan üzerine bir şeyler söyleyebilmeli. Öte yandan insanlarda kendilerini anlatma isteği artıyor. İletişim giderek bir mite dönüşüyor ve insanlar da sanki varmış gibi davranmaya başlıyor. Ayrıca savaşlar, işkenceler sürüyor ve buradan da bir edebiyat doğuyor."