Polisiye gerilimin Avrupa'daki medar-ı iftiharı Jean-Christophe Grangé, uzun süredir beklenen son kitabı
Ölü Ruhlar Ormanı ile hayranlarına yine uykusuz geceler yaşatacağa benziyor. Bu uykusuz gecelerin nedeni, yalnızca kitabın sürükleyiciliği yüzünden bitirmeden bırakamamaktan kaynaklanmıyor; içerdiği yüksek dozda vahşet ve gerilimin de bunda etkisi var elbette! Hikâye farklı bir tonda başlıyor. 35 yaşında, işinde başarılı ancak aşkta sürekli kaybeden bir sorgu yargıcı kadının, sevgili bunalımlarına tanık oluyoruz öncelikle. Gözü sürekli telefonda, hayırsız sevgilisinin aramasını bekleyen bu güzel ama mutsuz kadın, bir yandan da
Vogue dergisinden Prada ayakkabı beğeniyor. Grangé için ne beklenmedik bir giriş ama, değil mi? Ancak kahramanımız olan Parisli sorgu yargıcı Jeanne Krakow'un bu naif haline kanmayın, o aslında işinde son derece başarılı, üstelik gerektiğinde gözünü budaktan sakınmayan; cesur ve son derece zeki bir kadın. Hiç görmediği babası tarafından küçükken terk edilen, ablası ise genç bir kızken vahşice tecavüz edilip esrarengiz bir biçimde öldürülen Jeanne, tüm bu travmaların sonrasında suçluları yakalamak için bu mesleği seçmiştir. Aşktan yana şanssızlıktan yakınmaktadır ama aslında pek çok hayranı da vardır. Örneğin eski okul arkadaşı, meslektaşı François Taine ona uzun yıllardır kur yapmaktadır ve o sırada Jeanne'ın elinde uluslararası silah kaçakçılığı merkezli bir politik skandal davası olsa da, Taine; Jeanne'ı daha sık görebilmek için onun seri katillere olan merakını kullanarak, onu kendi araştırdığı bir cinayet davasına dahil eder. Bu arada aklı fikri hâlâ eski sevgilisinde olan Jeanne ise yürüttüğü davanın şüphelileri için bir telefon ve mekân dinleme emri çıkarırken, araya sevgilisinin terapisti Antoine Feraud'nun da adını koyar. Aslında bu yasadışı bir eylemdir ama Jeanne kendini bunu yapmaktan alamaz. Ve her gece dinlediği dinleme kayıtları sırasında doktor Feraud'dan etkilenmeye başlar. Tanışmalarının ardından ise aralarında bir romantizm doğar. Jeanne öte yandan kendini seri katilin vahşice işlediği cinayetlerinin büyüsüne de kaptırmıştır. Tam o sırada bir şey keşfeder: Bu esrarengiz seri katil, doktor Feraud'nun çift kişilikli hastalarından biridir. Bu noktadan sonra olaylar hız kazanır ve Jeanne, bu bilmeceyi çözmek için kendini Arjantin'de yüzlerce kilometrelik bir ormanlık alanda bulur. Jeanne, katili ormanda aramaya koyulur. Oysa orman katilin içindedir; insanın içindeki vahşi çocuk gibi... Ve sonunda yalnızca bu ormanda saklı duran gizemi çözmekle kalmaz; tahmin bile edemeyeceği bir dehşetle de karşılaşır. Ve yalnız yaşamının bile ne kadar değerli olduğunu anlar. Grangé'nin her zamanki gibi okuyucuyu son satıra dek diken üstünde oturttuğu ve bu arada adeta kulağına "Bu sahneyi vahşi mi buldun? Bekle daha da beteri geliyor," diye fısıldadığı
Ölü Ruhlar Ormanı; gerek kurgusu, gerek karakter ve mekân betimlemeleriyle her zamanki ustalığını konuşturduğu bir hikâyeye sahip. Polisiyenin ve gerilimin içine her zamanki gibi romantizm de yerleştiriyor Grangé. Ama hikâyenin en ilginç ve sıra dışı yanı, yazarın belki de ilk kez bekâr, kariyer sahibi ve yalnız bir kadının hezeyanlarına bu denli çok yer veriyor olması.
E.T.
Ölü Ruhlar Ormanı Jean-Christophe Grangé Çeviren: Tankut Gökçe Doğan Kitap 459 s., 24 TL