Marilyn Monroe... 20. yüzyılın en ünlü yıldızı ve seks sembollerinden biri. Kuşkusuz yaşamı ve ölümü hakkında en çok konuşulan, yazılan, spekülasyon yapılan, fotoğrafları en çok yayınlanan pop ikonası... Ralph Greenson... 'Tuhaf psikiyatr' ya da 'Marilyn'i hayattayken son ve ölüyken gören ilk kişi' olarak tanınmaktan rahatsız olan ve Monroe'nun ölümüyle ilgili soruşturulan ünlü psikanalist... Başta, birbirlerine hemencecik sırtlarını dönecek kadar benzeşmez; birlikte yapacak hiçbir şeyleri olmadığını fark eden hayvanlar gibi bakışan iki kişilik. Biri 'öylesine güzel', biri 'basbayağı sevimsiz'... Buğulu sarışınla karanlık dünyaların doktoru! İşte bu iki karakterin hasta ve psikanalist olarak Ocak 1960'tan Ağustos 1962'ye kadar süren ayrıksı ilişkisi, Michel Schneider'in
Marilyn'i Kurtarmak kitabının konusu. Kendisi de bir psikanalist olan Schneider'in, 2006 Interrallie ödülü kazanan kitabı, Monroe ve Greenson'ın psikanalizin sınırlarını aşan, tutku dolu bir çılgınlığa kapıldıkları o 30 ayda neler olup bittiğini anlatıyor bize. Yazılan onlarca biyografi ve romandan, toplamı binlerce sayfa tutan deneme, soruşturma, itiraf, söyleşi kitapları ve mektuplardan, çekilen birçok belgesel ve dramatik filmden sonra hâlâ bir Marilyn kitabı yazabilmek ve bunu soluk soluğa okutabilmek, bence yazarın öncelikli başarısı. Yazar Schneider, sabırlı okuma ve araştırmalarının sonucunda, yıldızla psikanalistin ilişkisini odağa alarak koskoca Marilyn Monroe efsanesini yeniden kurgulamış ve belgelere boğmadan nefis bir roman çıkarmış ortaya. Schneider, dünya ile bedeni arasında sıkışıp kalmış yıldıza şefkatle yaklaşırken, 'Marilyn'i kim öldürdü?' sorusundan çok 'Marilyn'i ne öldürdü?' sorusunun peşine düşüyor, okuyucusuyla el ele tutuşarak. Sinema mı, akıl hastalığı mı, psikanaliz mi, para mı, (John ve Robert Kennedy'yi, CIA ya da FBI'ı da işin içine katan) siyaset mi? Aslında
Marilyn'i Kurtarmak, isminin aksine, duygusal açıdan istikrarsız, aşırı tepkisel, dışarının onayına takıntılı bir şekilde gereksinim duyan, yalnızlığa katlanamayan, reddedildiğinde bunalıma giren, şizofreni itkilerine sahip ünlü yıldızı kurtaramamanın kitabı. Monroe'yla Greenson'ın ilişkisi, tanışmalarından kısa bir süre sonra psikanalizle sinemanın evliliğine dönüşüyor adeta. Bir yanıyla çok tedirgin edici bir ilişki bu. Çocukluktan kalma sarsıntılarla boğuşan, özsaygıdan nasibini alamamış, dostluk ya da aşk ilişkilerini sürdürmekte yetersiz, terk edilme korkusu yaşayan yıldız ve yıldızı tedavi altına aldığında, Freud tarzı bilinçaltının 'made in Hollywood' yıldızı haline gelen psikanalisti, bilmeden ama şiddetle arzulayarak, birlikte ölümcül bir çekim oyununa dalıyor. Birbirlerine o kadar yakınlaşıyorlar ki, ikisi de aslında kim olduklarını bilemez hale geliyor: "Her biri bilmeden ötekinin yönetmeni haline geliyor. Her biri, olmasını bilmediği şeyin rolüne soyunuyor: Adam sanatçıyı oynuyor, kadınsa entelektüeli. En sonunda her biri ötekinin düşüne dönüşüyor. Karşılaşmadan önce ve bir arada olmadıkları zamanlarda, ikisi de deli değil; birlikte deliriyorlar." Birbirlerinin bağımlılığına bağımlı hale geliyorlar. Greenson'la ilişkisi bir yana, sanki dünya bir olmuş, bu parlayan yıldızı karartmaya çalışmış gibi hissediyor, isyan ediyorsunuz romanı okurken. 'Şirketi Fox bile, tek başına yıldızın ölmesi için yetermiş,' diyorsunuz. İlk sözleşmesini henüz 20 yaşındayken imzalayan Fox, yıldızın hayatını bir zorba gibi cehenneme çevirmiş, 16 yıl boyunca iliğini kemiğini kurutmuş, sürekli yaptırımlarla, tehditlerle, yaşattığı başarısızlık duygusuyla canından bezdirmiş. Roma'da Cleopatra'nın çekimleri sırasında Elizabeth Taylor'ın doğum günü için 5 bin dolardan fazla para harcayan Fox, Marilyn'in doğum günü kutlamasına izin bile vermemiş. Pastayı almak için film ekibi aralarında para toplamış, şampanyayı başrolü paylaştığı Dean Martin getirmiş. Marilyn Monroe gerçek bir sömürü nesnesi, bir trajedi kahramanı aslında. Daha ününün başında çektirdiği çıplak fotoğraflardan kendisi 50 dolar alırken şirket 750 bin dolar kâr sağlamış. Ününün doruğundayken filminin promosyonu için Fox'un çektirmesini istediği fotoğraflar, 150 bin dolara satılarak hemen 32 ülkedeki 70 dergide yayımlanmış. Oysa Fox, filmdeki rolü için sadece 100 bin dolar bahşedebilmiş en ünlü yıldızına! Kitabı okurken anladığımız bir şey de herkesin bir Marilyn'i olduğu... Beyinsiz sarışın ve yeteneksiz oyuncu, benzersiz bir güzellik ve eşsiz bir yetenek, tecavüze uğramış bir kız çocuğu ve zekâsıyla baş edemeyen güçsüz bir kurban, bir tutunamayan... Henüz yaşarken bedeninin ışıltısıyla seyirciyi kör eden yıldız için, "Ondan etrafa yayılan şey ışık değil, ısı. Beyazperdeyi yakıp kavuruyor," diyor Jean-Paul- Sartre onun için. Birlikte çalıştığı yönetmenlerden Billy Wilder, "80 tane çekim yaptık. Ama sonunda, zahmetimize değdi doğrusu. Çok büyük bir oyuncu o. Sete geciken Marilyn, bu dönemin tüm kadın oyuncularına yeğdir," diyor cömert bir samimiyetle. Otto Preminger, "Onu yönetmek Lassie'yi yönetmek gibiydi. Kullanılabilecek tek bir sahne için her sahneyi 14 kez çekmek zorundaydınız," diyor. John Huston'ın yüzüne karşı "Sen bir orospusun, oyuncu değil. Aynen gerçek orospular gibi, harbi orospular gibi; numara yapmıyorsun. Kişiliğinle, bedeninle, ruhunla ödüyorsun bedeli," dediği yıldız, Joshua Logan için ise tanıdığı tüm oyuncular arasında dehaya en çok yaklaşanı. Belki de onun hakkında en doğru sözü, bir dönem evli kaldığı Arthur Miller söylüyor: "Eğer o basit bir insan olsaydı, yardım etmek kolaylaşırdı. Biraz daha şanslı olsaydı, bu işten daha kolay sıyrılabilirdi." Orçun Türkay'ın incelikli bir çeviriyle dilimize kazandırdığı
Marilyn'i Kurtarmak'ın sayfalarını çevirdikçe, ölümüyle birlikte efsaneye dönüşen yıldızın, öte dünyadan gelen ve artık duyulup duyulmayacağını umursamadan döktüğü sözcüklerini işitecek, sözcüklerin kıyısında gezinen ve varlığıyla içinize işleyen hassas sesini hissedecek, sanki o kadar güzel olduğu için özür dileyen gülümseyişini göreceksiniz.
Marilyn'i Kurtarmak Michel Schneider Çeviren: Orçun Türkay Yapı Kredi Yayınları 400 s., 24 TL