Modern çağın dini felsefesiyle, kadim dinlerin üstünde birleştiği bir konu varsa, o da kişinin evreni tanımak için yalnızca kendi içine bakması gerektiğidir. Çok merak ettiğim bir konu var, acaba bu felsefeyi geliştirenler Woody Allen'ı görseler ne derlerdi? Çünkü Allen tüm mizahi dehasını neredeyse bu felsefenin üstüne kurmuş biri. Kısa skeçlerinden mizah öykülerine, senaryolarından standup şovlarına dek hemen hemen tüm eserlerini, kendi tuhaf halleri ve nevi şahsına münhasır karakterinden yola çıkarak üretiyor. Kendisinden bir karikatür kişilik yaratmakta son derece başarılı olan Woody Allen, 1935 yılında, Brooklyn'in düşük-orta sınıflı bir bölgesinde, Allen Steven Konigsberg olarak dünyaya gelmiş. 15 yaşında adını Woody Allen olarak değiştirmesinin ardındansa 16 yaşında radyo ve televizyon programlarına espriler yazmaya başlamış. Asıl yazı hayatı, ardı ardına iki üniversiteden birden atılmasıyla başlayan Allen, önce TV ve diğer komedyenler için
The Ed Sullivan Show ve
The Tonight Show gibi programlara skeçler yazarak başlamış çalışmaya. Ardından kendi skeçlerini sahneye koymaya karar vermiş ve büyük bir seyirci korkusu olmasına, alkışlandığında dehşete düşerek elleriyle kulaklarını tıkamasına rağmen yine de başarılı olmuş. Ünlü
Candid Camera (
Gizli Kamera) programı için bile senaryolar yazmış ve hatta kimi bölümlerinde bizzat rol almış. O ünlü nevrotik yapılı entelektüel karakterini ise o dönemde geliştirmiş ve kendi stand-up şovlarında da sergilemiş. Mizah yazarlığı kariyerini asıl açan yol ise
The New Yorker gibi dergilere kısa öyküler yazması olmuş. Stil olarak da özellikle, dört ünlü
New Yorker mizah yazarı olan S.J. Perelman, George S. Kaufman, Robert Benchley ve Max Shulman'dan etkilenmiş. Onların geleneksel tarzını modernize bir yorumla geliştirmiş. İşte o dönemin kısa mizah öyküleri ve oyunlarından derleyerek oluşturduğu dört ünlü kitabı da bizim asıl konumuzu oluşturuyor. Bu kitaplardan ilk üçü olan
Sırf Anarşi (Mere Anarchy),
Yan Etkiler (Side Effects) ve
Tüysüz (Without Feathers) daha önce Siren Yayınları etiketiyle yayımlanmıştı. Siren, şimdi son olarak
Eğrisi Doğrusu'nu (
Getting Even) da yayınlayarak Woody Allen külliyatını tamamlamış oldu.
Yan Etkiler
Senaryo yazarlığı ve yönetmenlik yapan, ayrıca komedyen, aktör, müzisyen ve yazar olan Allen ise, bugünlerde yurtdışında yeni gösterime giren filmi
You Will Meet A Tall Dark Stranger ile adından söz ettiriyor. "Hayattaki tek pişmanlığım bir başkası olmamak," diyen, ölümsüzlüğe eserleriyle değil ölmeyerek kavuşmayı ümit eden bu üretken sanatçının eserlerini, külliyatının tamamlanmasının ardından bir kez daha hatırlıyoruz.
Yan Etkiler'in öyküsü hayli ilginç. Kitap Allen'ın 1970'li yılların sonunda çeşitli yayın organlarında yayınladığı kısa öykü ve denemeleri içeriyor. Orijinal ismi
Side Effects olan kitap, Türkiye'de 80'lerde
Muzır Etkiler adıyla yayınlanmış ve pek çok baskı yapmış. Kitapta yer alan kimi öyküler 70'lerin sonunda
The New Yorker'da yayınlanmış ve bazıları artık klasikleşmiş olsa da (
Needleman'ı Anarken ve
Kugelmass Olayı gibi),
Bir Hırsızın İtirafları gibi yepyeni öyküler de var. Bu sıra dışı metinlerin hemen hepsinde, kahramanların içinde yaşadıkları şehir olan New York, en az karakterler kadar belirleyici. Öyle ki, pek çok Woody Allen filminde de rastladığımız gibi, şehir karakterin nefes alma zemini olması ötesinde, anlatıyı konumlandıran bir pusula görevi görüyor. Allen, geç dönem filmlerinde New York'tan uzaklaşıp önce Londra'yla, ardından da Barcelona ve Paris'le flört etse de, yarattığı tipik biçimde nörotik, psikanaliz bağımlısı, kadın düşkünü ve kadınlardan mustarip, şaşkın ve illa ki entelektüel ana karakterleri New York dışında bir yerde oturtmak neredeyse imkânsız. Ve şehir, karakteri şekillendirdiği gibi onu içine hapsetme yetisine de sahip.
Yan Etkiler'de yer alan
Kugelmass Olayı isimli O' Henry ödüllü öyküde, bir sihirbaz yardımıyla Madam Bovary'yi Flaubert'in romanından New Yor'a alan Kugelmass'ın, bu şehirde Madam Bovary ile yaşamasının imkânsızlığı vurgulanıyor. Nörotizm üzerine kurulu Woody Allen mantığıyla,
Annie Hall filminde, New York'u terk eden kadın karakterin erkek karakteri terk edişi eşdeğer olarak algılanıyor.
Eğrisi Doğrusu
Allen külliyatının son halkasıyla başlayalım:
Eğrisi Doğrusu, 60'lı yılların öykülerine yani Allen'ın dehasının en taze olduğu günlere uzanıyor. Pek çok eleştirmen tarafından da Allen'ın en komik hikâyelerinin yer aldığı kitap olarak nitelendirilen
Eğrisi Doğrusu için 'Onun baş yapıtı,' demek, pek yanlış sayılmaz yani. 17 kısa öykünün yer aldığı kitap yine bir kahkaha bombardımanı şeklinde ilerliyor. Bunların içinde en dikkat çekenleri ise bir 'çamaşırhane listeleri' yayıncısını anlatan,
Metterling'in Listeleri; Hitler'in 'berberi'ni anlatan,
Schmeed'in Anıları; sandviçin mucidi Kont Sandviç'in biyografisini yazmak üzerine,
Evet, Ama Bir Lokomotif Bunu Yapabilir mi Bakalım? ile Ingmar Bergman'ın ünlü
Yedinci Mühür filminin bir tür komik versiyonu olan ve eli boş dönmek zorunda kalan Azrail'i anlatan,
Ölüm Kapıyı Çalınca oluyor. İşte kitaptaki aforizmalardan kısa bir tadımlık: "Tanrı diye bir şey yok, anladık... Asıl siz hafta sonunda tesisatçı bulmaya çalışın da, görelim."
Sırf Anarşi
Sırf Anarşi, Allen'ın 20 yılı aşkın bir zaman sonra yayınladığı son kitap niteliğini de taşıyor. Woody Allen, 2007 yılının son günlerinde çıkan ve uzun süre çoksatanlar listelerinde yer alan
Sırf Anarşi'de, daha olgun bir duruşla, daha komik ve daha ilginç malzemelerle yeniden okurlarının karşısına çıkıyor.
Sırf Anarşi, seksten fiziğe, siyasetten felsefeye ve gündelik hayatın kahkahalarla güleceğimiz absürt detaylarına dokunan, eğlenceli ve entelektüel bir başyapıt.
Tüysüz
Tüysüz, Allen'ın 1975 yılında yayımlanan, daha önce yayınlanmış mizah yazılarından oluşan ikinci derleme kitabı. Allen'ın yine
The New Yorker tarzı yazdığı mizah yazılarından oluşan kitapta, kısa öykülerin yanı sıra iki de oyun yer alıyor. Kitabın başlığı olan
Tüysüz ise Emily Dickinson'ın "Umut tüylü bir şeydir," sözlerinin muzip bir yorumundan kaynaklanıyor. Kültleşmiş bir Woody Allen klasiği olarak nitelendirilen
Tüysüz, yine çok komik, son derece absürd ve çılgın bir içeriğe sahip. Allen'ın diyalogları ön plana koyduğu oyun senaryoları ile kısa öykülerini yan yana okumak ve onları karşılaştırabilmek ise Allen'ı anlayabilmek adına bir adım daha ileriye gitmemize olanak veriyor. Ancak
Tüysüz, asıl olarak
Ölüm ve
Tanrı oyunları ile değer kazanıyor. Son derece komik bir senaryo olan
Ölüm, zaten daha sonra kendisinin 1992 tarihli
Shadows and Fog adlı filmine kaynaklık etmişti. Hastalık isimlerinden üretilen karakterlerin yer aldığı ve Antik Yunan döneminin güncele uyarlandığı, son derece absürd bir metinden oluşan
Tanrı ise, ülkemizde daha önce tek başına, bir tiyatro oyunu olarak basılmış ancak pek bulunmayan, meraklıları tarafından sahaflarda ısrarla peşine düşülen bir eser olmuştu. Din, edebiyat, cinsellik ve psişik olaylarla dalgasını geçtiği öyküleri ise her zamanki gibi Allen'ın dehasının parıltılarını içeriyor.