Edebiyatımızın
önde gelen dergilerinden
Notos, haziran- temmuz sayısının kapak konusunu Oğuz Atay'a ayırmış. Oğuz Atay, çağdaş Türk romanının olağan akışını bozan, romanın başka bir biçimde yazılması gerektiğini gösteren ve değeri geç anlaşılmış bir yazar. Ancak işin asıl ilginç yanı sağlığında görmezden gelinen Atay, son yıllarda da tam tersine, özellikle de
Tutunamayanlar romanıyla, neredeyse dokunulmayacak denli kutsal bir yere yükseltildi ve aslında gene tam anlamıyla değerlendirilememeye başladı. Edebiyatımızın hakkında en çok konuşulan, neredeyse tapılan ama aslında pek çok kişi tarafından tam olarak anlaşılamayan bu büyük yazarımızı tanımak için kaçırılmayacak bir sayı... Sanat, kutsallık ve değişim meseleleri ilgili dikkat çekici bir kitap Can Yayınları'ndan çıktı.
Gece İnerken, adının da yaptığı bir çağrışımla adeta görkemli bir müzik gibi yükselip sonra da yavaş yavaş ruhun üstüne inen görkemli bir müziği anımsatıyor. Pulitzer Ödülü kazanan ve beyazperdeye de aktarılan
Saatler'in yazarı Michael Cunningham'ın romanında, eski Yunan tragedyalarını ve Shakespeare'in eserlerini hatırlatan bir şeyler var. Kahramanı bir sanat simsarı olan ve New York'un modern sanat çevrelerinde geçen romanın, giderek derinleşen bir yapısı var. Modern şehir insanının refah içinde, ancak derin iç çelişkileri ve psikolojik sorunlarla yüklü yaşamlarını tüm gerçekliğiyle ortaya sermeyi başaran
Gece İnerken; güzellik, gençlik, ölüm, aşk ve gerçek sanat kavramları üstünde düşündürüyor.
Gece İnerken'i okuduktan sonra, İthaki'den yayınlanan, 1980 doğumlu, genç bir Amerikan yazarın, geleceğin Palahniuk'u olarak gösterilen Joey Goebel'in sıra dışı özellikler sergileyen
Vincent Spinetti'nin Tuhaf Kariyeri adlı 'tuhaf' romanını okumakta da fayda var. İlhamı acıdan alan 'mükemmel'(!) bir sanatçı yetiştirme misyonunun merkezde yer aldığı roman, asıl olarak günümüzün popüler kültürü ve sanatının eriştiği çılgınlık noktası üzerinde düşündürtüyor.