
EBRU CÜNDÜBEYOĞLU
AŞKI HERKES FARKLI YAŞAR
- Kalbim Seni Seçti'de Handan'ı canlandırıyorsunuz.
Hangi etkenler sizi Handan yaptı?
- Senaryo beni kolaylıkla tavladı. Hikayesi ve kurgusu çok iyi. Ama tabii senaryo ve ekibin yanı sıra yapım şirketinin güvenilirliği de benim Handan olmamı sağladı.
- Canlandırdığınız karakteri, kendi bulunduğunuz yerden nasıl anlatırsınız?
- Handan zamanında çok âşık olmuş, aşkının peşinden gitmiş bir kadın. Muğla'da çok mutlu hayat bir yaşarken, büyük bir trajediyle yüz yüze geliyor. Çocuğunun kaybıyla inişe geçiyor hayatı ve kimse onlara yardımcı olmuyor, sevdiği adamla ayrı düşüyorlar. Bu ayrı hayatlarda, ayrı ayrı sırların da sahibi oluyorlar. Değişik bir hikayesi var Kalbim Seni Seçti'nin. Genelde anneler çocuklarını saklarlar babadan, ama bu sefer baba da bir çocuk saklıyor anneden. Anlaşacağınız âşık, mahzun, acılı, yalnız ve hayatını çocuğuna adamış bir kadın Handan.
- Dizinin itici gücü aşk.
Sizce kadınlar ve erkekler daha mı farklı yaşıyor aşkı?
- Ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Herkes çok farklı yaşıyor aşkı, herkesin aşka yüklediği anlam çok farklı. İnsanın karşısına çıkan insanla oluşturduğu kimyayla ilgili bir şey. Yoksa bunları genellemek, bana çok insaflı gelmiyor.
- Handan'la empati kurdunuz mu hiç? Aynı zamanda bir anne olarak...
- Anne olmak bana rolümde çok yardımcı oldu.
Hissi yakalamak açısından, çoğu şeyi çözmekte, yorumlamakta büyük bir artısı var anne olmanın.
Oyuncular bir enstrüman ve her enstrümanın bir tınısı vardır. Notaları veriyorsunuz, herkes de kendisine göre bir tını oluşturuyor. Handan da benim enstrümanımdan ses bulduğu için, benim algılarıma göre şekilleniyor.
O yüzden de kendimden bir şeyler buluyorum.
- Özellikle bir çocuğun kaybı, anneliğin çok sınandığı bir an değil mi? İnsan gerçekten de delirebilir.
- O delilik, herkese o kadar yakın ki hayatımızda.
Hiç kimseye uzak bir şey değil delilik. Mikrop kapıp grip olmakla, bir anda delirmek neredeyse aynı uzaklıkta hepimize.
- Diziden önce neler yapıyordunuz?
- Bu sene en son tiyatro yaptım. Bir de yarışma programı sunmuştum.
Tiyatro sezonu bitince, biraz daha kendime vakit ayırmak istedim. Nilgün Öneş'ten senaryo dersleri aldım. Daha sonra Zeynep Özbatur Atakan'dan da yapımcılık dersleri aldım. Biraz kendime yatırım yaptığım bir dönemdi.
- Var mı yazmak istediğiniz şeyler?
- Var, çok var. Yazmak ilerisi için çok istediğim bir şey. 2005'te bir şiir kitabım yayınlanmıştı, Aşırı Kolum adıyla. Şimdi üzerinde çalıştığım bir roman var.
Ama şu anda tüm konsantrasyonum Handan'da olduğu için tahminimden ağır ilerliyor roman. Romanın bitmesi iki yılı bulur herhalde.
BİZİM ÜLKEMİZ 'MESLEKSİZ ŞÖHRETLER' ÜLKESİ
- Sermiyan Bey siz role gitar dersleri alarak hazırlanmışsınız, öyle mi?
S.M: Evet, rol geldi ve hemen Cahit Berkay'ı aradım. O da beni Zaga Band'ın gitaristi Tuncer Tunceli'ye yönlendirdi. Dört buçuk ay daldık işin içine, şimdi nota okuyabiliyorum, akorlar atabiliyorum.
- İkiniz de tiyatro yapıyorsunuz, yazıyorsunuz. Bu memlekette oyuncu olmak nasıl bir şey?
S.M: Benim için mobilyacı olmaktan farkı yok. Hiç öyle kutsal bir meslek falan yapmıyoruz.
Yaratıcılık kısmına gelirsek, yazarlık daha kutsal bir meslek. Tabii eğer bir mesele anlatıyorsanız, bir yaraya parmak basıyorsanız, bir derdiniz varsa.
- O zaman sorumu 'bu memlekette sanatçı olmak' diye değiştireyim.
S.M: Sanatçıysanız, acı çekersiniz. Fazla duyarlılık gösteriyorsunuz, üzülüyorsunuz.
Siyasetten felsefeye, oradan futbola kadar her şey derdiniz oluyor.
E.C: Her şeyi daha sınırlı imkanlarla yapıyoruz burada.
Gönlüm arzu ederdi ki, daha çok imkan olsun, her şey düşünülerek, daha emek verilerek yapılsın. Biz imkansızlıklardan yaratıcılık çıkarıyoruz.
S.M: Bizim memleketimizin en büyük sorunu zaten üretenden çok, eleştirenin olması. Bence aslolan tek şey üretmektir, üretebildiğiniz sürece kimse sizi yıkamaz.
E.C: Bizim her konuda uzman insanımız var, ama gerçekten tek bir konuya hakim olan gerçek uzmanlarımız yok. Bir deprem oluyor, hepimiz deprem uzmanıyız.
S.M: Bizim ülkemiz mesleksiz şöhretler memleketi. New York Times'da sadece dört köşe yazarı var ve bu dört köşe yazarını denetleyen 40 editör var. Bizdeyse sayfa başına dört köşe yazarı düşüyor neredeyse.
- Mesleksiz şöhretlere TV'nin yaptığı katkı da önemli.
S.M: Celebrity durumları işte.
Kaynana Semra Hanım hepimizden daha çok celebrity'di. Ama şuursuzdu, oğlu gözlerimizin önünde öldü, kadın bunu bile pazarladı.
E.C: Şurada bir kavga olduğunda hepimiz döner bakarız, bu normal olmayana yönelen bir bakıştır ama bu o kavgaları görmek istediğimiz anlamına gelmez.
- Bam teli biraz vicdanla ilgili, değil mi?
S.M: Hayatın üç tane kuralı olmalı: Önyargısız olmak, adil olmak ve bu ikisini yaparken vicdan sahibi olmak. 30 yıl önce bu kadar hızlı değildi hayat ve herkes daha mutluydu.
- Bu ülkeye dair, yaptığınız işe dair hayalleriniz var mı?
S.M: Bütün önyargıları bitmiş ve asil bir ülke olmamızı çok isterim.
Her şeyin dibine indiğimizde, yoktur birbirimizden farkı durumu oluyor.
E.C: Keşke'ler üzüntü ve zaman kaybından başka bir şey değil.
Düzeltebileceğim şeyler konusunda elimden geleni yapıyorum zaten.