Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin desteği ile Antalya Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, geçmişindeki burukluğu gidermek için tarihi bir karar aldı. 1979 yılında sansüre karşı tepki, 1980 yılında 12 Eylül askeri darbesi nedeniyle yapılamayan film yarışmaları bu yıl yapılacak. 8-14 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek olan festivalde 'Geç Gelen Ödüller'in sahiplerini belirleyen jüride; Prof Dr. Özdemir Nutku, Selahattin Tonguç, Vecdi Sayar, Tunca Yönder, Doğan Hızlan, Ahmet Keskin, Nurettin Tekindor, Kenan Değer, Tonguç Yaşar ve Hale Soygazi de yer alıyor. Soygazi'yle geç gelen ödülleri, sansür zihniyetini ve sinemada kadının yerini konuştuk.
ÇOĞU HAYATTA DEĞİL
'Geç Gelen Ödüller' jürisinde yer alıyorsunuz. Ödül alacak filmleri seçmek size neler hissettiriyor?
Hem mutluluk hem hüzün içindeyim. 1979 ve 1980 yılında verilemeyen ödüllerin bu yıl veriliyor olması, o gün hakları yenen sanatçıların ödüllerinin bugün iade edilmesi çok önemli. Sanatçıların haklarının iade edilmesi; mutluluk verici ama bir sürü ödül verdiğimiz yönetmen ve senarist bugün hayatta değil. Bu açıdan hüzünlü bir durum.
O dönemdeki sansür zihniyetini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türk sinemasında sansür her dönem olmuştur ama o dönemde sansür zirve yapmıştı. Biz çok sansür yürüyüşü yaptık, tepkimizi dile getirdik. Mesela; o yıl sansüre uğrayan 'Yusuf ile Kenan', 'Yolcular' ve 'Demiryol' filmlerini bugün izlediğinizde sansüre uğrayacak hiçbir durumun olmadığını görüyorsunuz.
OTOSANSÜR SÜRÜYOR
Peki bu filmler neden sansüre maruz kalmış?
İşçi korosu şarkı söylüyor, sendikalılar grev yapıp haklarını arıyor. 'Yusuf ile Kenan'da işçi ve devrimci çocuklar olduğu için sansürlenmiş. Komik sebeplerden sansüre uğramışlar. Bence sansür zihniyetinden çok başarılı bir komedi filmi olur.
Bu zihniyeti aştığımızı düşünüyor musunuz?
Kısmen. Bence hâlâ otosansür var. Mesela; filmde bir avukat dolandırıcılık yapıyor, avukatlar 'Avukatı nasıl böyle gösterirsin?' diye ayağa kalkıyor. Hemşireler farklı şekilde gösteriliyor, onlar ayağa kalkıyor. Böyle bir şey olmaz. Sanatın olduğu yerde hiçbir zaman sansür olmamalı. Otosansür de olmamalı.
Sizin başınıza geldi mi hiç böyle bir şey?
Yok, hayır. Çünkü ben, sinemaya sansürün nispeten biraz daha zayıfladığı dönemde başladım. Önce salon filmlerinde oynadım. O yüzden sansüre maruz kalmadım.
1979'daki jüride de vardınız. 31 yıl sonra yeniden aynı filmleri ödüllendirmek üzere jüride yer aldınız. Filmleri hangi hissiyatla nasıl değerlendirdiniz?
O yıl da jüride yer aldığım için bugün de buradayım. O günün aklıyla, bugünün aklı farklı. Dolayısıyla bugünün beğenisiyle o günün beğenisi farklı. Belki o gün değerlendirseydik, farklı sonuçlar çıkabilirdi. Kararı oy çokluğuyla aldık zaten. Ama o gün de, bu filmlerin ödül alacağı muhtemeldi.
SENARİST VE YÖNETMENLER KADINI DAHA İYİ TANIMALI
Festivalin ana teması 'Kadın'. Bir kadın oyuncu olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ana tema olarak 'kadın'ın belirlenmesi çok memnuniyet verici. Jüri üyelerinin de kadın olması bana iyi geliyor. Çünkü bu ülkede hemen hemen her gün kadınlar şiddet görüyor. Keşke bundan sonraki festivallerde de kadın teması bir şekilde devam etse... Paneller düzenlense kadınlar, seslerini biraz daha fazla duyursalar.
KADIN GÜÇLÜDÜR
'Kadın'ın sinemamızdaki işlenişini nasıl buluyorsunuz?
Aslında sinemamızda kadın çok işlenmiyor. Kahramanların erkek olduğu filmlerde; fedakâr anne, cefakâr eş rolünde görüyoruz. Onlar da artık çok klişe kalıyor. Son zamanlarda güçlü bir kadın karaktere rastlamadım. Kadınlar tip olmaktan öteye gidemiyor. Halbuki, dünya sinemasına baktığımızda kadın rolleri daha etkili... Sinemamız için bu, kötü bir şey. Kadınsız sinema olmaz. Kadınsız öykü yazılamaz.
Ne yapılması gerekir peki?
Kadın filmi yapmak zordur. Araştırma gerekir. Senaristleri ve yönetmenleri, kadınları biraz daha iyi tanımaya davet ediyorum. Kadın yönetmen ve senarist sayısının artmasını istiyorum. Biz de hâlâ kadın erkek ayrımı var.
CEM DAVRAN'I DRAMATİK ROLLERDE GÖRMEYİ İSTERİM
Hale Soygazi, 1979 Antalya Altın Protakal Ödülleri'nde 'Yusuf ile Kenan' isimli filmle 'En İyi Çocuk Oyuncu Ödülü'ne layık görülen Cem Davran'ın 31 yıl sonra çocuk oyuncu ödülünü almasının tuhaf olup olmadığı sorusuna şu yanıtı verdi: "O rolü çok güzel oynamış. Keşke yine öyle roller oynasa... Mesela; o çocuğun büyümüş halini oynayabilir. Cem'i dramatik rollerde görmeyi isterim."