Öldükten
sonra arkalarından ağlamak en kolay yaptığımız iş. Bir de yaşarken kıymet verebilmeyi bilsek büyük sanatçılara...
Cumhuriyetin Divası; Müzeyyen Senar kitabının yazarı Radi Dikici ile buluşmaya bu duygularla gidiyoruz. Bu değeri vermeyi başarmış bir yazar çünkü o. Dikici aslında üst düzey bir profesyonel yönetici, başarılı bir işadamı. Ama başka meziyetleri de var. Örneğin, Türkiye'deki en önemli Bizans araştırmacılarından biri o. Bu konuda yazılmış belgesel tadında kitap ve romanları var. Bir diğer özelliği ise, ki konumuz da bu aslında, büyük bir Müzeyyen Senar hayranı ve koleksiyoncusu olması. Senar'la dostlukları 25 yıla yayılıyor. Radi Dikici hayranı olduğu sanatçının taş plaklarını toplamaya başlıyor. Bu plakları makamlarına göre ayırarak arşivliyor. Müzeyyen Senar, ona "Sen delisin," diyor. Dikici, Doğu Roma tarihi konusundaki araştırmalarını sürdürmekte, Senar da bunu bilmektedir. Zaman zaman Dikici'ye "Benim hayatım yazılmalı," demekte ama Dikici üzerine alınmamaktadır. Nihayet Dikici'nin ilk kitabı olan
Osmanlı'nın İstanbul Macerası yayımlanır. Kitabı imzalayıp Müzeyyen Senar'a verir. Okuyan Müzeyyen Senar bir sabah Dikici'nin kapısını çalar ve kitabı masanın üzerine koyup "Benim biyografimi sen yazacaksın" der. Reddetmek ne mümkün...
İKİ KEZ YAZILAN BİYOGRAFİ
Müzeyyen Senar kutular dolusu belgeler, fotoğraflar gönderir. Dikici onları inceler. Sonra birlikte oturup uzun uzun konuşurlar. Bu konuşmalar tam 40 kaset halinde, halen Dikici'nin arşivinde mevcut. Senar'ın öyle bir hafızası vardır ki her yılı olaylarıyla birlikte ayrı ayrı hatırlamaktadır. "1948 yılındaki Bursa konserinde üzerimde şöyle bir kıyafet vardı. Beyati Araban makamında şarkılar söyledim. Çünkü..." diye başlamaktadır söze. Hiçbir şeyi atlamamakta, unutmamaktadır. Tam üç buçuk yıl birlikte çalışırlar. Bu sırada Dikici, Senar'ın anlattıklarını dönemin gazete ve mecmualarıyla karşılaştırmakta, eserini öyle kurmaktadır. "Aksini yapsaydım bu bir biyografi değil anı kitabı olurdu," diyor. Dikici'nin, Senar biyografisi üzerinde çalıştığı 'camia'da duyulmuştur ve her yandan bilgi ve belge akmaya başlamıştır. Dikici yazdığı her bölümü Senar'la paylaşmakta ve aylık toplantılarında bölümler üzerinde tartışmaktadırlar. Nihayet 2005 yılında kitabın yazımı tamamlanır ve basılır. Büyük ilgi gören
Cumhuriyet'in Divası dört yıl içerisinde 20 bine yakın satılır. Bu ilk baskı yapıldıktan sonra anlaşılır ki kitabın yazımı bitmemiştir. Kitabı okuyan herkes bir anıyla çalar Dikici'nin kapısını. Müzeyyen Senar'ın sevenleri etrafında toplanmaya başlar. Bilgiler, belgeler ve resimler durmaksızın akmaya devam eder ve kitaba eklemeler yapılması, hatta kitabın yeniden yazılması zorunlu hale gelir. İlk baskının üzerinden altı yıl geçmiş ve Senar'la Dikici bu yılları birlikte geçirmiştir. Dikici onları da koyar kitaba. İlk konuşmalarında kaydettikleri kasetleri yeniden dinler ve o zaman önemsemediği bazı olayların tarihi gelişmeler nedeniyle ön plana çıktığını fark edip onları da ekler. Senar'ın ünlü Mısırlı sanatçı Abdulvahap'la yaptıkları bir İskenderiye- Barselona seyahati mesela. Ya da Senar'ın bir başka Mısırlı şarkıcı Ümmü Gülsüm'ün konağında kaldığı gece... Bu gece için kocası Ercüment Bey, kızları Feraye'ye şöyle diyecektir: "Sen annenin rahmine Ümmü Gülsüm'ün konağında düştün." Kitabın yazılışı sırasında ulaşamadığı ama Senar'la yolları kesişen birçok sanatçı vardır. Yeni yazım için bu kişilerin hepsiyle bir araya gelir Dikici. Onlar o kadar güzel şeyler anlatırlar ki hepsi kitapta yer alır. Bu kişiler arasında: Bülent Ersoy, İnci Çayırlı, Gönül Yazar, Sezer Sezin, Safa Önal, Cemil İpekçi de vardır. İpekçi, Senar'ı bebekliğinden beri tanımakta ve ona 'mamaanne' demektedir. Kitap ilk yazıldığında Dikici'nin elinde 500 kadar resim vardır. Geçen zaman zarfında bu sayı 1500'e ulaşır. Kitabın yeni baskısında çocukluk dönemi hariç kitaptaki bütün resimler yenilenir ve konularına göre yerleştirilir. Müzeyyen Senar zannedildiği gibi sadece iki filmde oynamamıştır. 40 kadar filmde rol almış, birçok filmi seslendirmiştir. Kitabın sonuna Müzeyyen Senar filmografisi eklenir. Kitap ilk baskıyı yaptığında Dikici'nin ulaşabildiği taş plak şarkıları 179 tanedir. Yeni baskıda bu sayı 258 olur. "Kitap yayımlandıktan sonra iki şarkıya daha ulaştım ve 260 oldu," diyor. Kitabın yeni baskısının bir de hediyesi var. Senar'ın bazılarını artık bulmak mümkün olmayan 15 taş plak şarkısı CD'ye aktarılmış ve kitapla birlikte okuyuculara veriliyor. Hepsi de sanatçının hayatında önemli yeri olan şarkılar bunlar.
TÜRK MÜZİĞİNİN 75 YILI
Dikici'yle uzun uzun Senar'la dostlukları ve kitabı hakkında konuştuk. "Bu kitap aynı zamanda Türk musikisinin 75 yıllık hikayesini de anlatıyor," dedi. Senar'ın 75 yıllık uzun sanat hayatı Türk musikisini doğrudan doğruya etkilemiş. Bu etkilerin neler olduğunu sorduğumuzda şunları anlattı: "Senar sahneye çıkmadan önce Türk musikisi arkada ses sanatçıları, önde saz sanatçıları olarak icra edilirdi. Önce fasıl geçilir, sonra da ses sanatçıları kıdemlerine ve ses kalitelerine göre kalkıp sırayla salona şarkı söylerdi. Senar bunu değiştirdi. 'Fasıl icra edilir, herkes gider. Sonra saz heyeti arkama geçer ve ben tek başıma okurum,' dedi. Solistlik müessesesi 1934 yılında böyle kuruldu. O dönem için büyük bir devrim bu. Müzeyyen Hanım ses rengiyle ve icra tarzıyla bir ekol kurdu. Hep farklı oldu. Ondan sonraki pek çok sanatçı onun gibi okumaya çalıştı. Zeki Müren ilk tanışmalarında Senar'a 'Ben sizin plaklarınızla yoğruldum,' der. Müren'in şarkı söylerken kendisini taklit ettiğini fark eden Senar, 'Benim gibi söylememelisin, kendin olmalısın,' der. Ve Zeki Müren ilerleyen yıllarda kendisi olacaktır zaten." Saz heyetinin kılık kıyafetine çeki düzen veren, sahnede ilk kez üstü açık elbise giyen, bir yurt dışı konserinde gördüğü hareketli mikrofonu Türkiye'ye getiren hep Senar'dır.
KİMSEYE KIRGIN DEĞİLİM; DOLU DOLU YAŞADIM VE MUTLU OLDUM
Müjdat Gezen "Senar radyo programı yaptığında İstanbul'da trafik dururdu," diyor. O yıllarda herkes Senar'a âşıktır. Onu görmek için radyoevinin önünde kuyruk oluştururlar. İzmir Fuarı'nda arabasını omuzlara alıp taşırlar. Birçok güfte yazarı ve besteci onun için söz yazıp beste yapar. Dikici'ye, Senar'a yönelen bu sevginin nedenini soruyoruz. "Müzeyyen Hanım bana sık sık 'Ben şarkı söylemiyorum, güfteyi anlatıyorum,' derdi. Zaten Alaaddin Yavaşça da 'Güfteyi yazan ne hissetmiş, bestekar bunu hangi duygularla bestelemiş; ancak Müzeyyen Hanım'ı dinlerken anlarsınız,' der. Müzeyyen Hanım şarkı söylerken dünya ile arasındaki ilişki kesilir, şarkının içinde kaybolur ve ancak alkışları duyduğunda kendisine gelir. Kimsenin sahnede icra edemediği makamları o icra eder. Diğer sanatçılar standart bir program yapıp her akşam aynı şarkıları söylerken, o her akşam farklı şarkılar söyler. Bu yüzden bir kere dinlemeye gelen hep gelir. Senar, son yıllardaki bir iki istisna hariç playback okumadı. 'Yanlış okuyabilirim ama mutlaka canlı okumalıyım,' dedi. " "Hiçbir zaman paraya değer vermedi. Hiçbir gazino sahibiyle para konuşmadı, kimseye 'Şu kadar para isterim,' demedi. Onlar takdir ettiler, o da itiraz etmedi. Hatta bir defasında verilen parayı fazla bularak reddetti ve üzerini birlikte program yaptıkları Adnan Şenses'le geri gönderdi. Verdiği hiçbir şeye pişman olmadı. 'Harcadıklarımdan dolayı bir üzüntüm, beni kandıranlardan dolayı bir kırgınlığım yok. Dolu dolu yaşadım ve yaşadığım her şeyde mutlu oldum. Az kazandığım zaman az yaşadım. Çok kazandığım zaman çok yaşadım. Ama hiçbir zaman çok kazandığımdan alıp, az kazandığım günlere ayırmadım' dedi. " Türk müziğinin bugünkü durumunu nasıl bulduğunu sorduğumuzda "İşin şarkıdan şova dönüşmesine üzülüyor," diyor Dikici, "Ve bunda kusuru birazcık da Zeki Müren'de buluyor. Gazinocular ön masaları Türk musikisinden anlamadıkları halde gösteriş yapmak için gelen para babalarına satmaya başladı ve program onların zevkine göre değiştikçe musikimiz zarar gördü." Ama eklemeyi de ihmal etmiyor: "Müzeyyen Senar, Cumhuriyet'in ilk yıllarında Türk musikisine yönelen önyargının kırılmasında önemli bir rol oynadı. Aradan geçen bunca yıla rağmen unutulmadı. Ona duyulan sevgi azalmadı hatta arttı. Bir örnek vermek gerekirse, Fatih Akın'ın İstanbul filmi için Senar, Tepebaşı'ndaki bir gazinoda dört şarkı okudu ve bunlardan biri filme kondu. Emek Sineması'nda filmi izleyen bir arkadaşım anlattı. Müzeyyen Senar çıkınca bütün salon ayağa kalkmış ve alkışlamaya başlamış."