konuştuk, hem geçmişe uzandık. Telefonla canlı yayına bağlanıp "Şerif Gören şu an istesin, koşa koşa gider filminde oynarım" diyen Kadir İnanır bir yanda (ki bugüne kadar sayısız filmde birlikte çalıştılar), "Bu trajikomik, çöp bir film" diyen eleştirmenler diğer yanda... Ben de Şerif Gören'i yakalamışken, sohbeti uzattım. Anlayacağınız bu röportaj; hem 'Pazar Eki' programından hem sonraki konuşmalarımızdan derlendi.
Tek 'Altın Palmiye'li filmimiz 'Yol'un yönetmeni 18 yıl aradan sonra film yapıyor ama yerden yere vuruluyor... İnsan ne hisseder?
Ne kadar takıyorsunuz, ne kadar üzülüyorsunuz bütün bunlara?
Eskiden de böyle miydi?
Eleştirileri duydukça; içinizden, derinden bir yerlerden 'haklılık payı var' gibi şeyler geçiyor mu yoksa bütün eleştiriler kötü niyetli mi?
"Her şey şaka gibi" diyen de oldu, "En duygusal sahnelerde güldük" diyen de... En kızdığınız eleştiri neydi?
Ben de filmi izlerken "Sahne geçişleri ne kadar hızlı, olayın başı ve sonu belli değil" diye düşündüm! Bazı karakterler bir var bir yok mesela. Kopukluklar hissettim izleyici olarak. Hikayede bir sorun yok mu sizce?
Asıl şaşkınlık da Şerif Gören gibi bir efsanenin bu filmi yapmış olması!
'Efsane yönetmen' olarak anılmak umurunuzda değil mi?
DAVA AÇACAĞIM!
"Sinema para yatırılan, bir film için 60-70 kişinin istihdam edildiği bir iş. Daha vizyona çıkmadan dan dun başlıyorlar eleştirmeye. Ticaret kanunu ve rekabet kurulu açısından yapılacak bir şey var mı araştırıp manevi dava açacağım. Kaybedebilirim ama açacağım!"
CANNES YARIŞINDA OLACAĞIZ BENİ İZLEMEYE DEVAM EDİN
'Ay Büyürken Uyuyamam' filminde ne anlatmak istediniz?
Trajik bir hikaye aslında. Bir taşra kasabasında 11 yıldır eşiyle sevişememiş bir kadın ve ayrı telden çalan iki kızının hikayesi. Ahlak, namus konulu. Oyunculuklar bana göre harika... Ama oyunculuk anlayışı nedir? Bazı filmlere bakıyorum, adam öylece duruyor 'harika oynamış' diyorlar!
Bu filmin ardından, tamam mı devam mı?
Sadece benim tasarlamamla olmuyor, bu filmin para kazanması lazım öncelikle. Oğlum batarsa neyle film yapacak? İkinci bir sorun daha var; o da tekelleşen sinema sektörü, yani sinemalar! İşin dağıtım kısmına hakim olmanız mümkün değil. Televizyonlar, gazeteler, oyuncularla filmi pompalaman da gerekiyor. Bunları halledemiyorsan, filmin istediğin kadar iyi olsun, sonuç alamazsın. Şimdi bu filmle Cannes yarışına da katılacağız, belki bazı şeyler orada bir 'değer' olarak ortaya çıkar. Yani beni izlemeye devam edin. (gülüyor)
Ödül istiyorsunuz yani?
Ben pek ödül seven bir adam değilim...
E, en büyüğünü almışsınız zaten!
(Gülüyor) O anlamda değil, ödülün ömrü uzun değil! Türk toplumu sanata yakın değil; eğlenmeye, ağlamaya yatkın, daha çok tüketici. Bir filmi 'çok ağlayacaksınız' diye pazarlıyorlar, ötesi var mı!
YILMAZ'A DEĞİL BAŞKALARINA KIRGINIM
Türk sinemasının kilometre taşı olan filmleriniz var elbette ama sizi siz yapan, efsaneleştiren biraz da Yılmaz Güney miydi?
Ben çok isimle çalıştım, çok isme asistanlık yaptım; Yılmaz Güney de bunlardan biriydi sadece.
'Yol' filminin bu kadar özel bir durumu olmasaydı, bu filmle Cannes'a gitmeseydiniz peki?
Ben ilk yönetmenlik yaptığım 'Endişe' filmiyle 'en iyi yönetmen' ödülünü aldım! Evet, çalıştığım bütün yönetmenlerden feyz aldım ama benim sinemam hiçbirine benzemedi. 'Şerif Gören sineması' denirdi filmlerime. Demek ki farklı bir yeteneğim vardı. Tabii ki Yılmaz Güney hit bir isimdi. Onun yurt dışında olması, benim yurtdışına çıkamıyor oluşum bazı dengeleri değiştirmiş olabilir.
Filmin afişine bir ritüel olarak yönetmenin ismi konulur ama 'Yol'daki 'Bir Yılmaz Güney filmi' ibaresi sizi hep rahatsız etti değil mi?
Etmez mi? Ama herhalde Yılmaz Güney'in ismi daha ticari bulunduğundan mıydı neydi, bilmiyorum... Önemli olan Türk sinemasının 'Altın Palmiye'yi kazanmasıdır. 'Yılmaz Güney mi, Şerif Gören mi' gibi şeylere gerek yok.
Çok kırıldınız mı o dönemde?
Kırılmaz mısın, tabii kırıldım! Ben yaptım o filmi sonuçta ama film yasaklıydı; yurt dışında gösterildi. Yapacak bir şeyim de yoktu.
Aynı film, yıllar sonra Fatoş Güney tarafından yenilendiğinde de, yönetmeni olarak işin dışında tutuldunuz. Bildiğim kadarıyla hala küssünüz Fatoş Güney'le değil mi?
Konuşuyoruz canım...
Politik cevap vermeyin lütfen!
Antalya Film Festivali'ne giderken "Şerif hiç değişmiyorsun yıllardır" dedi, ben de "Öyle mi?" dedim. (gülüyor) Bu konularda konuşmayı sevmiyorum. Biz Yılmaz'la abi kardeştik, fazla kurcalamaya gerek yok.
Yani Yılmaz Güney'in hatrına susuyorsunuz...
Evet. Yılmaz Abi'yle kırgınlığım olmadı, başkalarıyla oldu zaman zaman.
Yol filmi neden önemliydi. Senaryoyu yazan kişinin hapiste olması mı, dönemsel özellikler mi etkili oldu yoksa sinemamız için sıra dışı bir film miydi sahiden de?
68 dönemi, gençliğin politize olduğu bir dönem. 70'lerde, 80'ler keza öyle... Haliyle o günkü sinemayla bugünkü sinemayı karşılaştırdığınızda, bambaşka bir fotoğraf çıkar ortaya. O gün Cannes'da ödül alan filmlerle, bugün alanlar da benzerlik taşımıyor baktığınızda. Demek ki, o yıllar politik sinemanın ön plana çıktığı dönemdi. O zaman o tür filmler ödül alıyordu. Şimdi daha durağan şeyler ödül alabiliyor. Cannes'da değil sadece, diğer festivallerde de geçerli bu.
Politik film artık iş yapmaz mı?
Yapar mı yapmaz mı bilemiyorum ama şu anda toplum politik şeyleri sevmiyor, işkence filmini sevmiyor...
YURT DIŞINDA DEĞERLİYİM
'Sinemanın son kuşağıyım' diyorsunuz...
Son kuşağım derken; Metin Erksan'ın, Lütfü Akad'ın, Memduh Ün'ün, Osman Seden'in, Zeki Ökten'in olduğu bir dönemin son adamıyım demek istedim. Önemli kilometre taşıdır hepsi. 'Film gibi film' döneminden bahsediyorum. Bu kültüre koruyucu şemsiyeyle yaklaşmak gerek. Ne beni çok efsane yapsınlar, ne de yerin dibine vursunlar! İnanın, yurt dışına gittiğimde anlıyorum ben sanatçı olduğumu. Türkiye'deki karşılığımız ise sadece şu: Filmci!
Kırılıyor musunuz?
E tabii. Yurt dışına gittiğimde herkes bana değer veriyor, filmlerimi soruyor.
Yeni kuşakla aranızda uçurum var mı?
Çok yok aslında... Farklı tarzları var ama aynı gelenek.
KİMSE 'FİLM ÇEK' DEMEDİ!
'Amerikalı' filminden sonra yok oldunuz...
Türk filmlerini 2-3 bin kişinin izlediği bir dönemde yaptım o filmi. Tam 550 bin kişiye ulaştı! Aslında sinema anlayışımı taşımayan tek filmdir 'Amerikalı.'
Niye yaptınız o zaman?
Sinema piyasası o kadar kötü durumdaydı ki, bir şeyler yapmak gerekiyordu.
'Amerikalı'dan sonra film çekmeyeceğinizi açıklamıştınız. Ne oldu?
O Ekşisözlük sitesindekilerin uydurması! 'Sinema dili toplumla uyuşmuyor, o yüzden film çekmem" dediğim iddia edilmiş. Dünya kadar film çektim, nasıl toplumla uyuşmamışım anlamadım!
İyi de neden bu kadar uzak kaldınız? Arada belgeseller çektiniz tamam da, 18 yıl çok uzun zaman...
Ben prodüktör değilim, yönetmenim sonuçta. Bütün bu süre zarfında pek çok yönetmen dizilerden, şovlardan, bilmem nelerden para kazanarak film çekti. Kimse bana 'şu kadar paramız var, gel film çek' demedi ki!