Şu
aralar özellikle sanal medyada çok konuşulan iki kitap var. Biri piyasaya henüz çıktı. Simon Garfield'ın yurt dışında adından övgüyle söz ettiren sıra dışı kitabı
Just My Type, bizde de Domingo Yayınları'ndan Sabri Gürses'in çevirisiyle
Tam Benim Tipim, Bir Font Kitabı adıyla yayımlandı.
Tam Benim Tipim, ilk bakışta her tür okuyucuyu ilgilendirmeyecekmiş gibi görünen bir konuyu anlatıyor aslında; fontların yani yazı karakterlerinin öyküsünü... Ancak kitabı okumaya başladığınızda, yazı karakterlerinin de pek de farkına varmadığımız kendilerine has bir dünyaları ve tarihleri olduğunu görüyorsunuz. Üstelik bu öylesine bir tarih ki insanlığın sosyo-kültürel tarihiyle birlikte biçimlenmekle kalmayıp, ona zaman zaman ruh da vermiş. Aslında içinde yaşadığımız dünya tamamen yazı karakterleriyle çevrelenmiş ve biçimlenmiş bir dünya. Onlar yalnızca okuduğunuz gazete ve kitaplarda yoklar; her saniye gözümüze çalınan bir reklam panosunda, satın aldığımız bir ürünün ambalajının üstünde ya da bizi bir şeyler yapmaya çağıran bir afişte, bize göz kırpmayı sürdürüyorlar. Her biri de üstlendiği bu farklı görev için bilinçaltımızı uyarmak üzere en uygun tipte tasarlanıyor ayrıca. Bizse harflerden oluşan bu dünyanın içinde çoğu zaman üstümüzdeki etkilerini fark etmeden dolaşıyoruz. İşte Garfield'ın kitabı
Tam Benim Tipim, her biri birbirinden şöhretli yazı tiplerinin son derece ilginç gerçek öykülerini anlatarak artık tabelalardan mönülere, havalimanlarından giysilerimizdeki etiketlere baktığımız her şeyi farklı görmemizi sağlıyor. Kitapta Gutenberg'den, Steve Jobs'ın bilgisayarımızın font mönüsünü zenginleştirmesiyle başladığı 'modern zaman font salgını'na, Obama'ya seçim kazandıran yazı karakterinden, tüm zamanların en ünlü 'karakteri' Comic Sans'ın skandallar içeren öyküsüne dek fontlar tarihine dair müthiş eğlenceli hikayeler anlatılırken, asıl olarak kendi kültürel tarihimize bambaşka bir perspektiften bakmamız da sağlanıyor. Adından şimdiden söz ettiren diğer kitap ise 1 Mart'ta Doğan Kitap'tan çıkacak olan Sema Kaygusuz'un
Karaduygun'u... Kitabın şimdiden merakla bekleniyor olmasının nedeni ise yalnızca Kaygusuz'un günümüzün önemli yazarlarından biri olması değil, Türk edebiyatında ilk kez bir şairimizin gerçek öyküsünü anlatıyor olması.
Karaduygun'da Kaygusuz, günümüzün usta şairlerinden Birhan Keskin'i gaipten gelen seslerin peşinde dolaştırıyor, hüznün belki de en çok yakıştığı şairimizin derinlikli dünyasını keşfe çıkarıyor. Birhan Keskin bu kez kendi öyküsüyle 'içimizdeki narı dürtecek' gibi gözüküyor.