İlk gelişinde Kapadokya'nın doğasından ve insanlarından etkilenen Wegner, sonraki yıllarda bölgeye sık sık gelmeye başladı. Bu bağın giderek güçlenmesiyle 1990 yılında kesin kararını vererek Uçhisar'a yerleşti. O dönem köyün bugünkü turistik görünümünden uzak olduğunu belirten Wegner, sınırlı imkanlara rağmen sıcak ve samimi bir yaşamla karşılaştığını ifade etti.

Almanya'da resim ve opera yönetmenliği eğitimi alan Wegner, Kapadokya'nın kendisi için sadece bir manzara olmadığını vurguluyor. Sanatçı, bu coğrafyanın "görülmekten çok hissedilen" bir yer olduğunu belirterek, eserlerinde doğrudan görüntüyü değil, bölgenin ruhunu yansıtmaya çalıştığını dile getiriyor.

Kapadokya'nın kültürü ve insanlarının misafirperverliğinden etkilendiğini söyleyen Wegner, günlük yaşamında resim yapmanın yanı sıra konağının bahçesindeki işlerle ilgileniyor, müzik aleti çalıp şarkı söylüyor. Türk mutfağına da ilgi duyan sanatçı, yemek yapmayı ve tatmayı sevdiğini ifade ediyor. Yaklaşık 200 yıllık tarihi bir konakta yaşamını sürdüren Wegner, çocuklarının büyüyüp evden ayrılmasının ardından boş kalan odaları küçük bir pansiyona dönüştürerek Uçhisar'da misafirlerini ağırlamaya başladı. Bir zamanlar turist olarak geldiği Kapadokya'da kök salan Wegner'in hikayesi dikkat çekiyor.
