Brezilya'nın küresel ekonomiyi çekip çeviren ultra rekabetçi kulübe girme mucizesini - eğer mucize diye bir şey varsa - açıklayan anahtar bir kavram var: "Gambiarra." Sözcük, belli olumsuz bir çağrışımları varsa da, Brezilya kültüründe futbol kadar popüler hale geldi. "Gambiarra" yapmak demek, teknik bir sorunu, yasadışı yoldan değilse bile, doğaçlama bir yöntemle çözmek demek. Brezilya'daki "gambiarra"ların ülkeye bir virüs gibi yayılan ilk ve en ünlüsü, daha iyi çeksin diye eski televizyon antenlerinin ucuna çelik bir sünger asmaktı. Brezilya "gambiarra"sını benzer başka akımlardan, sözgelimi, kullanımdan düşmüş eski eşyaları yararlı bir şeye dönüştüren ABD'deki "Maker Movement" adlı hareketten veya dünyanın öbür yerlerindeki kendin-yap modasından ayıran önemli özellikler var: "Gambiarra", ihtiyaçla mutlak kaynak eksikliğinin evliliğinden doğan tek çocuk. "Gambiarra," Portekiz dilindeki Houaiss sözlüğünde, "karanlık yerlerde çalışmak için ucuna ampul takılan kablo uzantısı" diye açıklanıyor. Sözlükteki aynı madde, sözcüğün konuşma dilindeki anlamını da veriyor: "Gato" (kedi) olarak da bilinen, elektriği çalmak için yasadışı olarak çekilen kablo uzantısı. Dijital devrimle birlikte bu münasebetsiz yöntemler, büyük şehirlerin eteklerinde, kanunsuz kablolu televizyon dağıtımı veya geniş bant internet gibi başka alanlara da yayıldı. Bana göre Brezilya ve bu ülkedeki iş dünyası için Brezilyalıların doğaçlama yeteneklerini - ve bu yetenek tanınmayı istiyor - takdir etmenin zamanı geldi. Brezilya'nın Pelé'den sonraki en ünlü futbolcusu Garrincha söz konusu marifetin klasik bir örneği. Garrincha, nam-ı diğer "parantez bacaklı melek," türlü bedensel kusurları olan alkolik bir babanın oğluydu. Sağ bacağı içe doğru kıvrıkken altı santim daha kısa olan sol bacağı dışa doğru kıvrıktı. Garrincha, ağırlık merkezinin alışılmadık şekilde yer değiştirmesinden kaynaklanan bu istemsiz sallantıyı nasıl kullanacağını öğrenerek spor tarihinde topu en iyi süren futbolculardan biri oldu. 1958 İsveç ve 1962 Şili Dünya Kupalarında çok önemli goller atıp birkaç gölün de pasını vererek Brezilya'nın kazandığı zaferlerin en büyük yıldızlarından biri haline geldi. "Garrincha"ları Brezilya'nın en uzak köşelerinde bile bulabilirsiniz. Sözgelimi, ülkenin en yoksul eyaletlerinden biri olan Paraíba'daki küçük Taperoá kasabasının dışında yaşayan José Junior Luísa. Küçük çiftliğinden şehre süt taşıması gereken, ama otomobil alacak parası olmayan Junior, kendi elleriyle eğreti bir Brezilya mini arabası yapmış. İcadına 125 santimetreküp hacimli bozuk bir motosiklet motoruyla başlamış. Zincir kullanarak, çelik borudan bir iskeletin üstüne aktarma organlarından bir sistem kurmuş. Arkadaşlarının bağışları ve yerel hurdalıktan aşırdıklarıyla koltuklar, kumanda paneli, vites, pedallar, hatta bir dikiz aynası bile uydurmuş. Otomobilini dört motosiklet tekerleğiyle donatırken, hiç olmazsa biraz saygınlığı olsun diye, onları araba jantlarıyla örtecek özeni de göstermiş. Junior'un mini arabasının Mercedes'in Swatch modeline rakip olabileceğini söylemiyorum. Fakat bunun ve Brezilyalıların yaratıcılığını gösteren birçok başka örneğin, ülkenin sadece hammadde ihraç etme eğiliminden vazgeçmesi için yeterli bir sebep teşkil ettiğini düşünüyorum. Dünyanın en iyi futbolunun bizde olduğunu siz de biliyorsunuz. Fakat biz futbolu - sözgelimi, Avrupalıların yaptıkları gibi, televizyon yayın iletim haklarını - ihraç edeceğimize, hammaddeyi, yani oyuncuları ihraç ediyoruz. Ülkemizin adı bile burada bulunan ve kesilip düşük fiyatlara ihraç edilen ilk hammaddeden geliyor: Pau-brasil, ya da bakkam ağacı. Brezilya için, "gambiarra" doğaçlamalarını yaratan yeteneğe yatırım yapmanın ve bir fikirler endüstrisi geliştirmenin zamanı belki de geldi. Brezilya'nın dünyaya sunabileceği hünerlerini göstermesinin zamanı belki de geldi.