1859 yazında, Henry Walter Bates adlı bir İngiliz, tam 11 yıl boyuca büyük Amazon ormanlarını dolaştıktan sonra elinde 14 binden daha fazla tür örneğiyle evine döndü. Zamanlaması olağanüstüydü. Bates elindeki büyük koleksiyonu düzenleyip tanımlayacağı sırada, Charles Darwin'in "Türlerin Kökeni Üzerine" isimli eseri yayımlandı. Bu eser Bates'in, ormanda gördükleriyle ilgili tamamen yeni bir düşünce şekli geliştirmesini sağladı. Doğal seleksiyonu doğrulayan yeni kanıtlar sunmayı başardı. Çünkü onun aklını çelen ve bugün de doğa bilimcilerin ilgisini üzerinde tutan, çok yakından gözlemlediği bir olguyu anlatıyordu: Bazı hayvanların, canlı ya da cansız nesnelere benzemesi. Bates Darwin'e, tamamen zararsız ve potansiyel olarak yenilebilir bir hayvanın, tatsız, yenilemez, zararlı ya da zehirli türlere görünüm açısından benzediğine dair birçok örnek bulduğunu anlattı. Bates, arıya benzeyen sinekleri, yabanarısı gibi görünen karafatmaları ve hatta çıngıraklı yılana benzeyen tırtılları gözlemledi. Bu benzeşmeleri "paralel benzerlikler" ya da "taklitçi benzerlikler" olarak adlandırdı. Bates, savunmasız hayvanların savunması daha güçlü türlere benzeyerek doğada avantaj sağladıkları sonucuna vardı. Gözlemlediği birçok vakanın, tesadüf eseri olmadığını çünkü benzeşen türlerin aynı bölgelerde yer aldığını belirtti. Bugün hâlâ "Bates benzeşmesi" olarak bilinen bu olguyu, "doğal seleksiyon teorisinin en güzel kanıtı" olarak sundu. Bates benzeşmesini ve tehlikesiz hayvanların, kendini iyi savunan türlere benzeyerek korunduklarını doğrulayacak çok güzel deneysel kanıtlar var. Ancak son zamanlara kadar bazı hayvanların kuş pisliği, dikenli bitki, ince dal ve kaya biçimine nasıl dönüştüklerine dair çok az kanıt bulunuyordu. Benzeşen hayvan, acaba düşmanının onu fark etmemesini mi sağlıyor yoksa kandırıp yenilemez bir şey olduğuna mı inandırıyor? Araştırmacıları esas zorlayan soru buydu. Geçenlerde, Glasgow Üniversitesi'nden biyologlar John Skelhorn ve Graeme D. Ruxton ve Liverpool Üniversitesi'nden meslektaşları Hannah M. Rowland ve Michael P. Speed, ince bir dala dönüşen sarı renkli pervane tırtılı ve dikenli veya boynuzlu tırtıl kullanarak bir deney geliştirdiler. Kandırmak için, düşmanın taklit edilen nesneye bir aşinalığı olması gerekiyor. Araştırmacılar genç tavukları birkaç gruba ayırdı. Bir grup, tırtılların yaşadığı dallara aşina edilirken bir diğeri fark yaratmak için renkli iplerle sarmalanmış aynı tip dallara aşina edildi. Üçüncü bir grup ise sadece boş deney kafesinin içine salıverildi. Bu üç grup daha sonra kendi içlerinde üç ayrı gruba ayrıldı. Bir grup bir tane sarı renkli pervane tırtılı, bir diğeri tek bir boynuzlu tırtıl ve üçüncüsü de boş kafesin içinde düz bir dal ile karşılaştı. Araştırmacılar önceden farklı deneyimleri olan tavukların tırtıllara saldırmaya ya da dalı gagalamaya ne kadar zaman sonra başladıklarının ölçümünü yaptılar. Tırtılların görüş alanındaki tek nesne olmasına rağmen, dallara aşina olan tavukların tırtıllara ya da dala saldırması birkaç dakika aldı. Dal kümeleri ya da renkli iplerle sarılmış dallar ile karşılaşmamış kuşların saldırmaları için saniyeler yeterli oldu. Deney, dallara aşina olan kuşların, çok yakın mesafede ve açık görüş alanında bile dal taklidi yapan tırtılları yanlış tanımladığını ortaya çıkardı. Benzeşme çok yaygın bir savunma stratejisi olarak kullanılıyor. Doktor Skelhorn ve meslektaşları, İngiltere'de yaşayan en az 50 güve ve kelebek türünün yaşam döngülerinin bir bölümünde cansız bir nesneye benzediğini keşfettiler. B ates'i büyüleyen orman canlıları yem olmamak için dört farklı strateji geliştiriyorlar: Taklit, gizlenme, uyarıcı ve tehlikeli görünen renkler sergileme ve yenilemez nesnelere dönüşme. Bates'in farklı benzeşmeleri tanımladığı bilimsel makalesi yayınlandığında, Darwin kendisine, "Hayatımda okuduğum en dikkat çekici ve övgüye değer makalelerden birisi" ve "kalıcı bir değere sahip olacak" demiş. O dönemin ya da bütün yüzyılların en aydın doğa bilimcisinden ileri görüşlü bir övgü.