Birleşmiş Milletler'in iklim değişikliği müzakerelerindeki baş temsilcisi Yvo de Boer, dört çalkantılı yılın ardından istifa etti. Ve bu istifa, dünyanın küresel ısınma konusunda ortak hareket edip edemeyeceğine dair karamsarlığı daha da artırdı. Boer, ülkeler arasındaki bitmek bilmeyen çekişmelerden yorulduğunu ve aralıktaki Kopenhag görüşmelerinin sera gazlarını azaltma zorunluluğu getirecek bağlayıcı bir anlaşmayla sonuçlanamamasından dolayı hayal kırıklığına uğradığını saklamıyordu. Boer'un istifası, iklim değişikliğine karşı yürütülen kampanyanın nazik bir dönemine rastladı. ABD Senatosu, iklim değişikliği tasarısında bölünmüş durumda. BM'nin 2007 iklim raporundaki kimi küçük hataların ortaya çıkması, Senato'daki muhaliflerin eline yeni bir koz verdi. Boer'un istifası da bunun tuzu biberi oldu. Gelecek aralıkta Meksika'nın Cancún kentinde yapılacak müzakerelerden bağlayıcı bir anlaşmanın çıkması ihtimali iyice azalmış görünüyor. Fakat bu demek değil ki, 1992'den beri yürürlükte olan BM müzakere çerçevesi terk edilmeli. Yaşanan onca karmaşaya rağmen, Kopenhag bile zenginlerle yoksul ülkeleri hiç olmadığı kadar yakınlaştırdı. Ve dünyadaki sera gazlarının yüzde 83'üne neden olan 90'ı aşkın ülke, sözle de olsa, emisyonlarını azaltacaklarına söz verdi. Ancak Boer'un istifası, BM sürecinin yorucu, güç ve yavaş olduğunu hatırlattı bizlere. Ayrıca, bilim insanlarının şart olduğuna inandıkları emisyon sınırlamalarını gerçekleştirmek için alternatif müzakere yollarının da gerektiği belli oldu. Kopenhag'da verilen sözler tutulsa bile bu ancak küresel emisyonlardaki artışın 2020'de duracağı anlamına geliyor. Asıl önemlisi, o tarihten sonra ne olacağı ve yüzyılın ortasına kadar dünyanın emisyonları yarı yarıya düşürüp düşüremeyeceği. Bu ancak en büyük sorumluların büyük kesintileriyle mümkün. Aslında dünya liderleri Kopenhag'dan önce de alternatif yolları araştırıyorlardı. Eski Başkan George W. Bush diğer büyük sorumluların bazılarıyla bir araya gelmişti. Obama bu fikri geliştirerek Büyük Ekonomiler Forumu'nu (düzenli olarak bir araya gelmeyi planlayan 17 ülkelik bir grup) kurdu. İklim değişikliği konusu G 20'nin de gündeminin üst sıralarında yer alıyor. İki taraflı girişimleri de (örneğin, Çin ve ABD arasındaki teknoloji alışverişleri) buna eklemek gerekiyor. Buradaki nihai amaç, gezegenin güvenliği. Ve herkesi bağlayacak uluslararası bir anlaşma olmazsa bu hedefin agresif, tabandan tavana ulusal stratejilerle daha başarılı bir şekilde uygulanabileceği düşünülüyor. Tabii bunun bir garantisi yok. ABD'nin henüz ulusal bir stratejisi bile yok. Olana kadar da başkalarını ikna edecek yüz bulamaz. Ve o zaman da küresel emisyonlar denetim altına alınamaz.