DUBAİ - Güney Koreli yatırım bankacısı Christy Lee dört yıl önce yeni iş imkânlarını araştırmak için Körfez bölgesinde gönderildiğinde, Seul'deki arkadaşlarını onu ciddiye almamıştı. Ona sordukları soru, "Deveye binmek hoşuna gitti mi?" idi. Derken, petrol geliri artan Körfez ülkelerinden Güney Koreli şirketlere on milyarlarca dolarlık sipariş gelmeye başladı. En dikkat çekici olan da Güney Kore Elektrik Enerji Şirketi'ne Abu Dabi'de dört nükleer santral kurması için verilen 30 milyar dolarlık işti. Artık Lee, Körfez hakkında konuştuğu zaman insanlar ona kulak veriyor. Daewon Danışmanlık Hizmetleri adıyla kurduğu şirketi Seul ve Abu Dabi'de üslenmiş durumda. Sadece geçen yıl Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer Körfez ülkelerinden Güney Kore'ye 120 yönetici ve lideri getirdi ve bu ziyaretlerin başka yeni anlaşmalarla sonuçlanmasını bekliyor. Lee, Uzakdoğu'yla Körfez'i birbirine bağlayan ve sayıları giderek artan aracılardan yalnızca biri. Onlar Ortadoğu'yla Uzakdoğu arasında İpek Yolu adıyla bilinen tarihi ilişkiyi modern şekillerde (emlak projeleri, iş ortaklıkları, yatırım anlaşmaları) yeniden canlandırıyor. Yüzlerce yıl önce tüccarlar Çin'den ipek v e b enzeri m alları k ara y olunu kullanan kervanlara ve deniz yolunu kullanan teknelere yüklüyorlardı. Nitekim bugün aynı gövdeli teknelerin benzerleri hâlâ Dubai kıyılarında sıralanıyor, pejmürde giyimli mürettebat makinelerden meşrubata kadar türlü ürünü İran ve Hindistan'a gönderilmek üzere ambarlara yerleştiriyor. Yakın geçmişte Batı'nın yıldızı parlar ve Çin'inki sönerken eski rotalar da unutulmuştu. Fakat artık devran döndü ve Ortadoğu, özellikle de Körfez bölgesi Uzakdoğu'ya çok daha yakınlaştı. Citibank'ın Dubai'deki Ortadoğu baş ekonomisti Faruk Susa'ya göre Uzakdoğu ile Ortadoğu arasındaki ticaret 2010'a kadar olan on yıllık süreçte yüzde 700 arttı. Bölgedeki ticaretin yarıdan fazlası artık Uzakdoğu'yla. Artan ticaret yalnızca yatırımları değil, siyasi ve kültürel bağları da güçlendiriyor. Washington'da bir danışmanlık firması olan PFC Energy'nin ortağı Raad El Kadiri, "Körfez ülkeleri Uzakdoğu'yla daha yakın ekonomik bağlar kurmak istiyor. ABD'nin stratejik öncelikleri başka tarafa kayarken, Körfez'de oluşabilecek güvenlik boşluğu karşısında belki Uzakdoğulu büyük güçlere dayanabilirler" diyor. Dubai gelişmelerden büyük bir fayda sağlayabileceğinin farkında. Dubai Uluslararası Finans Merkezi'nin baş ekonomisti Nasır H. Saidi, "BAE, Ortadoğu ekonomilerinin Çin küresel tedarik zincirine entegre edilmesinde kilit rol üstleniyor" diyor. Bazen fazla atılgan olsa da uzak görüşlü bir yol tutan Dubai, ticari altyapıya büyük yatırımlar yaparak Çin ve Çinli şirketlere kucak açıyor, onların Ortadoğu ve Afrika'yla ilişkilerinde bir odak olmayı umuyor. Ülkenin Cebel Ali limanı dünyanın en büyük konteyner limanlarından biri. Ayrıca genişletmeyi planladığı büyük bir havaalanı var ve Cebel Ali'nin yanında daha da büyük bir havaalanı planlıyor. İlk işaretler stratejinin işe yaradığını gösteriyor. Saidi'ye göre Dubai'deki Çinlilerin sayısı birkaç yılda neredeyse sıfırdan 150 bine (nüfusun belki yüzde 8'i), şirketlerin sayısı da 2 bine ulaştı. Yine de hızla büyüyen Uzakdoğu ekonomileriyle Suudi Arabistan, Katar ve Abu Dabi arasındaki esas bağ petrol ve doğalgaz. 2010'da Suudi ham petrolünün yüzde 55'i Uzakdoğu'ya ihraç edilirken bu oran ABD için yüzde 16, Avrupa için yalnızca yüzde 4'tü. Şubat'ta Çin bu ülkeden günde yaklaşık 1.4 milyon varil petrol ithal etti. Ortadoğulu üreticiler bu sayede müthiş bir gelir elde ediyor. HSBC'nin Dubai'deki Ortadoğu baş ekonomisti Simon Williams, petrol ihracatının bu yıl bölgeye 750 milyar dolar kazandıracağını belirtiyor. Williams, "Dünya ekonomisinin yeniden yapılanması ve Uzakdoğu'nun büyümesi Körfez'e yarıyor. Bölge hiç bu kadar zenginleşmemişti" diyor.
ANGELA SHAH ve STANLEY REED