JPMorgan Chase'in İcra Başkanı Jamie Dimon mali reformları eleştirirken kendini gayet açık ifade ediyor. Oysa 10 Mayıs'ta, bankanın 2 milyar dolarlık zararını açıklamak için analistleriyle acil bir konferans görüşmesi yaptığında verdiği mesajlar son derece belirsizdi. Dimon'a göre zarar, bankanın "sentetik kredi protföyünden" kaynaklanıyordu Bununla herhalde mali krizde yıkıcı bir rol oynayan karmaşık türevleri kastediyor. Dimon ayrıca özensizlik, basiretsizlik ve budalalığın da zararda payı olduğunu söylüyordu. JPMorgan'ın krizi oldukça ucuz atlatmasını sağlayan bir adamdan gelen itiraflar şaşırtıcıydı, ama bu, asıl sorunun ne olduğunu açıklamıyor. Dimon, krizin üstünden neredeyse dört yıl geçmesine rağmen, vergi mükelleflerini ve ekonomiyi batmayacak kadar büyük bankaların aşırılıklarına ve evet, bankaları yönetici ve borsacıların fazla riskli hareketlerine karşı koruyabilecek kural ve düzenleyicilerin hâlâ olmamasından söz etmiyor. Dimon'un "büyümesi işten bile değil" dediği zararın JPMorgan'ı batıracak kadar a ğır o lmaması d eğil k onumuz. Konumuz, ülkedeki diğer büyük bankalar gibi JPMorgan'ın da hâlâ korkunç zararlara yol açabilecek faaliyetleri. Yasa koyucular reformları güçlendirmezse bizi başka bir faciadan ancak şans kurtarabilir. Banka düzenleyicileri önce etkili bir Volcker Kuralı'nı benimsemekle işe başlamalıdır. Eski Merkez Bankası Başkanı Paul Volcker'ın önerdiği ve Dodd-Frank reform yasasına dâhil edilen bu kural, bankaların kendi sermayesiyle riskli ve spekülatif işlemler yapmasını kısıtlıyor. Bankalar Volcker Kuralı'nı sevmiyor, çünkü daha az kumar daha az kâr ve yöneticilerle borsacılar için daha az ikramiye demek. Dimon bu konuda özellikle ağır konuşmuş ve bir seferinde, "Paul Volcker sermaye piyasalarını anlamadığını kendi itiraf etmişti. Şimdi de bunu bana kanıtlamıştır" demişti. Kısıtlamaların ilk halinin muğlâk ve zayıf kaldığı biliniyor. Dodd-Frank reformu türev araçlara da yeni kurallar getirmeyi öngörüyordu ve bunlara menkul değer alım satımının şeffaflaştırılması, bankaların bu tip işlemleri teminat ve sermayeyle desteklemesi hakkındaki şartlar da dâhildi. Bu kurallar yürürlükte olsaydı JPMorgan'ın yaptığı işlemler düzenleyicilerin ve piyasa katılımcılarının dikkatinden kaçmazdı. Oysa yoğun lobi faaliyetleriyle türevler hakkındaki kurallar ya ertelendi ya da sulandırıldı. Şimdi de Dodd-Frank yasasının türev araçlar ayağını zayıflatmak için Temsilciler Meclisi'ne iki partinin de desteğiyle çeşitli tasarılar sunuldu. Onlardan biri, bankaların yabancı şubeler aracılığıyla türev işlemlerini yürütmesine ve Dodd-Frank düzenlemelerini baypas etmesine imkân tanıyor. Zaten JPMorgan'daki zarar da Londra şubesinde oluştu, ama bu zararın buradaki etkisini hafifletmedi. Mitt Romney, Dodd-Frank yasasını geri çekmeyi öneriyor. Bu ona Wall Street'ten kampanyasına kaynak sağlayabilir, ama teklifi çok tehlikeli. Başkan Obama'yla Kongre'deki Demokratlarsa Dodd- Frank'i sahiplenebilirler, ama kuralları yeterince güçlendirecek bir çaba göstermediler. Dimon'un Dodd-Frank'e yönelttiği eleştirilerin gücü, onun kafasının çalışması konusundaki kişisel şöhretine ve JPMorgan'ın yenilmezlik görüntüsüne dayanıyordu. Fakat kendi yanılgısını kendi de kabul ettiğine ve bankası ürkütücü bir zarar uğradığına göre, güçlü önlemler almanın önemi daha iyi anlaşıldı. Şimdi politikacılar ve düzenleyiciler için bankalara karşı koymak zamanı.