Artan eşitsizl iğin ekonomik maliyetleri bellidir; verimlilik artışına rağmen ücretler durağanlaşır ve mali krizlere karşı direncimizi kıran borçlar artar. Sosyal ve insani maliyetler de yüksektir. Örneğin, derin bir eşitsizliğin sağlığı olumsuz etkilediği ve ölüm oranını artırdığı yönünde güçlü kanıtlar var. Ayrıca aşırı eşitsizlik gerçeklikten kopan bir sınıf yaratırken bu insanlara büyük bir güç de kazandırır. Risk sermaye firması Kleiner Perkins Caufield & Byers'ın kurucu üyelerinden milyarder yatırımcı Tom Perkins, birçoğumuzun bildiği bir örnek. Perkins, Wall Street Journal'a gönderdiği mektupta, kamuoyunda "yüzde 1"e yöneltilen eleştirileri kınıyor; bu tavrı Nazilerin Yahudilere yönelttikleri saldırılara benzeterek, yeni bir Kristal Gece'ye doğru gittiğimizi ima ediyordu. Perkins'in münferit bir kaçık olduğunu düşünebilir ve gazetenin yazıyı niçin yayımladığını merak edebilirsiniz. Ancak o yalnız değil. Hatta artan oranlı vergi yanlılarını Nazilere benzeten ilk finans devi de değil. 2010'da Blackstone'nun icra başkanı Stephen Schwarzman, hedge fon ve özel sermaye fonu müdürleriyle ilgili vergi boşluklarını kapatma önerilerini "Hitler'in 1939'daki Polonya işgaline" benzetmişti. Üstelik bazı başka plütokratlar da var ki, Hitler'i anmamakla birlikte, paranoya ve megalomaniyi eşit ölçüde birleştiren siyasi ve ekonomik görüşler benimseyip açıkça ifade ediyorlar. Bunun kulağa sert geldiğinin farkındayım. Ama zenginleri karaladığı ve onlara zulmettiği gerekçesiyle Obama'yı ((ki malumu ilam etmekten, yani bazı bankacıların kötü davrandığını söylemekten fazlasını yapmamıştır) suçlayan Wall Street'çilerin söylediklerine ve fikirlerine bakın. Bir de bu suçlamaları yöneltenlerin kaçı, (hane borcu ve zamansız kemer sıkma politikaları gibi şeyler değil) incinen duyguları yüzünden ekonominin geri kaldığı şeklinde gülünç ve benmerkezci iddialarda bulunuyor, ona bir bakın. Şunu açıkça belirtelim; büyük zenginler ve özellikle de Wall Street'çiler, 2012 başkanlık seçimlerini Obama değil de Mitt Romney kazansaydı daha iyi bir performans gösterirlerdi. Bush dönemindeki vergi kesintilerinden kaynaklanan kısmi düşüşle sağlık reformunun bir bölümünü finanse eden vergi artışı arasında, yüzde 1'lik kesime uygulanan vergi oranları aşağı yukarı Reagan öncesindeki düzeyine döndü. Ayrıca geçen yıl mali reformcular da bazı zaferler kazandı ki, servetleri daha çok düzenlemelerdeki zaaflardan gelen kolaycı kurnazlar için bu pek de iyi olmadı. Dolayısıyla yüzde 1'dekilerin bazı önemli alanlarda yenilgiye uğradıkları kabul edilebilir. Fakat ona bakarsanız süreç içinde herkes bir şekilde eleştiriye uğruyor ve politika tartışmalarında kaybedebi l iyor; demokrasinin bir gereği bu. Asıl mesele, bunun sonrasında neler olduğu. Normal insanlar bunu kabullenir; alınan siyasi yenilgiden dolayı kızgın ve üzgün olsalar bile zulme uğruyoruz diye feryat etmez, karşıtlarını Nazilere benzetmez ve dünyanın incinmiş duyguları çevresinde döndüğünü iddia etmezler. Gelgelelim, zenginler sizin ve benim gibi değildir. Bu biraz da paralarının, dolayısıyla güçlerinin fazla olmasından ileri geliyor. Onlar işitmek istediklerini söyleyen, aptalca davrandıklarını hiç a ma h içbir z aman s öylemeyen dalkavuklarla çevrelerini sarabilir ve çoğu zaman da sararlar. Yalnızca yanlarında çalıştırdıkları insanlardan değil, kampanyalarına destek isteyen politikacılardan da saygı görmeye alışmışlardır. Paraya rağmen aykırı sesler duymak onları dehşete düşürür. Fakat Evrenin Efendileri herhalde başarı larının mahiyetinden de pek emin değiller. Sanayinin emektarlarından değil, parayla sağda solda oynarken üstte biriken köpüğün birazını alan kolaycı kurnazlardan söz ediyorum. İstihdam yarattıklarıyla, ekonominin çarklarını çevirdikleriyle böbürleniyor olabilirler, ama gerçekten bir değer katıyorlar mı? Çoğumuz bundan şüpheli; ama sanırım bazı zenginler de şüpheli ki, bunun etkisiyle muhaliflerine daha bir hışımla saldırıyorlar. Aslında bu günleri daha önce de gördük. Perkins'in yazdığı boş lafları okuyup da Franklin Roosevelt'in 1936'da Madison Square Garden'da yaptığı konuşmayı hatırlamamak elde değil; Roosevelt orada "örgütlü para" mihraklarının ona beslediği nefretten söz etmiş ve "o nefreti bağrıma basıyorum" demişti. Başkan Obama, hak etmemiş zenginlerin nefretini hak etmek için Roosevelt'in yaptıklarından çok daha azını yaptı. Fakat çoğu ilericinin sandığından daha fazlasını yaptığı kesin; ve Roosevelt gibi hem o, hem de genel olarak ilericiler, iyi bir şeyler yaptıklarının göstergesi olarak bu nefreti bağrına basmalıdır.
PAUL KRUGMAN