Her şey 26 Eylül 2009'da Bursa Atatürk Stadı'nda başladı. O gün Bursa deplasmanına giden Diyarbakırspor ve takımlarını desteklemek üzere misafir takım seyirci sıralarındaki yerlerini alan Diyarbakırlı taraftarlar, şimdiye kadar görmedikleri bir tepkiyle yüz yüze geldi. Kürt açılımının yüksek sesle telaffuz edildiği o günlerde, sanki ortada bir futbol maçı değil, on yıllardır hesaplaşması bitmeyen bir savaş yaşanmıştı. Sonuç, bir kısmı ağır olmak üzere çoğunluğu çocuk, 23 yaralı Diyarbakırlı taraftardı. Ancak her deplasmanın bir de karşı deplasmanı vardı ki, takvimler 6 Mart 2010'u gösterdiğinde o gün geldi çattı. Biraz sonra okuyacağınız gibi, aslında medya da, kulüpler de, emniyet güçleri de, iki şehrin halkı da o maçın her zamanki deplasmanlardan farklı bir maç olacağını biliyordu. Maç günü gelmeden iki hafta önce Bursalı yöneticilerin 'Oteller bize yer vermiyor,' feveranı ile iyice gerilen ortam, Diyarbakır'da da aylar öncesinin hıncını çıkarmaktan başka bir şeye yaramıyordu. Çünkü herkes biliyordu ki, bir takım deplasmana gitmeden iki hafta önce otellerde yer arama telaşına düşmez, düşerse de bunu gazetelere demeç olarak vermez.
DÖRT GÖZLE BURSALILARI BEKLİYORLARDI
Kurulduğu 1965'ten beri adı futbol dışında neredeyse her şeyle anılan bir takım Diyarbakırspor. Olağanüstü hal dönemlerinde 'devlet takımı' yaftası yiyen Diyarbakırspor, deplasmanda da 'PKK takımı' yaftası yiyor. Yüzlerce polis üyesiyle kongre yapmışlığı da, Kolordu'dan gönderilen 'taraftar' askerlerle boy göstermişliği de var. Bütün bu 'realitelere' rağmen Diyarbakırspor'un, takımlarını sadece futbol için seven ciddi bir taraftar kitlesi var artık. Dört taraftar derneği ve grubuyla evlerinde yaptıkları maçlarda 15 bin kişilik stadı hınca hınç dolduran, yakın deplasmanlara 10 otobüsle giden bu taraftarlar, 6 Mart günü Diyarbakır Atatürk Stadyumu'ndaydı ve kendileri açıkça ifade edemese de dört gözle Bursa'nın ünlü Teksas grubunu bekliyorlardı. Hatta buna dair yaptıkları pankartta da, Bursa'nın taraftar grubunu temsil eden timsahı kesen Azrail imgesiyle de bu beklentilerini açıkça ortaya koyuyorlardı. Azrail demişken hemen belirtelim, Diyarbakırspor'un en ünlü ve en delişmen taraftar grubunun adı Azrailler. Ve kendilerini 'Eceli gelmeyene dokunmayız, ama eceli gelene de acımayız,' diye tarif ediyorlar. Çoğu sol protest şarkılar ile Kürtçe marşların besteleri üzerine yeniden yazılmış tezahüratlarıyla da Türkiye futboluna bir renk getirmeye adaylar. Kimilerinin PKK marşı sandığı ama aslında Kürt kadınlarının özgürlük marşı olan ve PKK'dan çok önce bestelenen
Herne Peş'in ezgileriyle söyledikleri "Yeşil kırmızı derdimin dermanı/ Yeşil kırmızı hayatın anlamı/ Olur mu burada İstanbul saltanatı/ Diyarbakırlıyız ölümüne sevdalı" sözleriyle de yaratıcılıkta sınır tanımıyorlar. Bursa-Diyarbakır maçından sonra ve Türkiye-Ermenistan maçından hemen önce Bursalı taraftarlarla yaptığımız söyleşiyi hatırlayanlarınız olacaktır, orada futbolun nasıl sadece futbol olmadığını Bursalı Teksaslılar gayet açık anlatmışlardı: "Şehitler ölmez dediğimizde Diyarbakırlılar bizi alkışlamadı." 6 Mart'ta yaşanan ve 17. dakikada tatil edilen maçtan sonra, sözü Diyarbakırspor taraftarına verme zamanının geldiğini düşündük ve arkadaşım Erkan Sevenler'le Diyarbakır'ın yolunu tuttuk. Takımları aleyhinde verilen üç maç seyircisiz ve bağımsız sahada maç oynama cezasının ertesi günü Diyarbakır Atatürk Stadı'nda buluştuğumuz her yaştan, her inançtan ve her gruptan Diyarbakır taraftarlarıyla yaşananları ve hissettiklerini konuştuk.
BURSA RÜZGÂR EKTİ FIRTINA BİÇTİ
Fırat Güneş (35, Tribün lideri, Devlet Hastanesi'nde çalışıyor)
"Diyarbakırspor'la yaşamaya sekiz yaşımda statta top toplayarak başladım. Azrailler grubundanım. Benim için Diyarbakırspor sosyallik, demek, her şey demek. Takımın başarılı olması kente de yansıyor, herkes o hafta zaferi konuşuyor. Tüm deplasmanlara giderim. Yakın kentlere 10 otobüs kaldırıyoruz, ama uzak deplasmanlara daha kemik bir taraftar kitlesiyle gidiyoruz. Diyarbakırspor hiçbir siyasi partinin simgesi değildir, halkın kendi takımıdır. Eğer bir siyasi partinin takımı olsaydı, takımda sadece iki tane Diyarbakır çocuğu olmazdı. Takımdaki sporcular, Türkiye'nin mozaiği gibi. Her ilden, her fikirden insan var. Deplasmanda sürekli kötü tezahüratlarla karşılaşıyoruz, psikolojimiz bozuluyor. Sahada futbol oynanıyor, bizi siyasi bir örgütün benliğiyle bağdaştırıyorlar. Bursalılar bizden özür dilemedikçe, Çanakkale'de yatan atalarımızın kemikleri sızlayacak. Kendilerini 'ülkücü', 'faşist' siyasi partilere alet etmesinler. Diyarbakır halkı duygusaldır, düşünün bir kuyunun başına gidip 'beyefendi' diye bağırırsanız, o sözcük yankı yapar ve size 'beyefendi' olarak geri döner. 'Lan' derseniz, size o kelime yansır. Burada yaşananlar Diyarbakır halkının birikmiş tepkisidir, bunun hiçbir siyasi partiyle-örgütle alakası yoktur. Bursa'da yaşanan olaylarda hiçbir takım yöneticisi taraftarını sakinleştirmek için bir müdahale yapmadı, futbolcuları da. Buradaki maçta biz kendi gruplarımızla ve diğer grup temsilcileriyle hafta boyunca toplantı yaptık olay çıkmaması adına. Fakat duygusallığın önüne geçemedik. Rüzgâr ektiler, fırtına biçtiler."
ADİL OLUNSAYDI BUNLAR OLMAZDI
SÜLEYMAN AKAR (Tesislerden sorumlu asbaşkan)
"Takımımızın ve taraftarımızın gördüğü muameleden olağanüstü bir rahatsızlık duyuyoruz. Bursa'daki maçtan sonra basın sözcümüz bizzat altı yaralıyı ambulansa taşıdı, bayrağımız indirildi, 23 taraftarımız yaralandı. Zaten buradaki patlama o olayların uzantısıydı. Bu patlama noktasına Bursaspor'un ilk maçta gereken cezayı almaması getirdi. Bursaspor 100 bin TL gibi komik bir ceza aldı ve bu ceza vicdanları rahatlatmadı. O zamandan bugüne gelindi, taraftarımız her maçta Bursa'ya olan öfkesini belli etti, ta ki Bursa takımı buraya gelene kadar. Yaşananlar önlenebilirdi, mesela bir özür dilenebilirdi, cezalar hakkaniyetli olabilirdi, yeterli güvenlik önlemi alınabilirdi. Güvenlik güçleri sadece Bursaspor'u koruma derdine düştü, buradaki olayları kestiremediler. 1987'de Gaziantep'le yaptığımız maçta dört taraftarımız öldüğü halde, maç kesilmedi ve 90 dakika oynatıldı. Üç maç seyircisiz ve tarafsız sahada oynama cezası aldık. Bu cezayı ilk maçta neden Bursa'ya da vermediler? Federasyonun bu soruyu yanıtlamasını bekliyoruz. İtirazımızı yapacağız, umarım bir maç cezaya düşürürler."
HERKES BU MAÇA ENDEKSLENMİŞTİ
ABDULKADİR BOZKURT (46, Özgençler grubunun temsilcisi, belediye işçisi)
"1981'den beri Diyarbakırspor'un yoluna baş koymuşum ve sağ oldukça bu yolda devam edeceğim. Ölmek var, dönmek yok. Çok haksızlıklarla karşılaşıyoruz. Bilhassa hakemler çok adaletsiz, en ufak bir şeyde zarar gören biz oluyoruz. Diyarbakırspor taraftarı politikayla ilgili olmayan bir kitledir, buna gerek de duymaz. Bu insanlar sadece futbolu seven insanlar. Ama her gittiğimiz yerde aşağılanıyoruz. Ve artık bundan çok rahatsız oluyoruz. Özellikle son zamanlarda Bursaspor yöneticilerinin bize karşı böyle bir kampanyası var, halbuki olaylardan sonra bir özür dilenseydi, olaylar bu kadar büyümeyebilirdi. Buradaki olayları da tasvip etmiyorum, ama aşağılandığımız için herkes stresteydi ve herkes bu maça endekslenmişti. Ama Diyarbakır'da yaşananlar Bursa'da yaşananların yanında devede kulak kalırdı. Biz maçın devam etmesini beklerken, bir öğrendik ki futbolcular havaalanına götürülmüş. Ama her şeye rağmen biz taraftarlar olarak takımımızın arkasındayız ve takımımızın Süper Lig'de kalması için elimizden gelen desteği vereceğiz. Biz adalet istiyoruz başka hiçbir şey değil."
ONURUMUZU KURTARDIK
MEHMET BEYAR (Azrailler grubu kurucusu, 23, üniversiteye hazırlanıyor)
"Fanatik bir taraftarım, altı-yedi yaşımdan beri maçlara geliyorum, küçüklüğümden beri grupların içindeyim. Azrailler iki yıl önce dört arkadaş tarafından kuruldu, şu anda 300 kişi civarındayız. 'Eceli gelmeyenin canını almayız' diye bir ilkemiz olduğu için grubumuzun adını Azrailler koyduk. Şu anda tribünde Maraton'un tam ortasında oturuyoruz. Bursa'daki maçtan önce Bursa tribün liderleri toplantılarında 'Diyarbakırspor geliyor, gün ülkeyi kurtarma günüdür' diyorlardı. Diyarbakırspor maçı ülkeyi kurtarma günüyse, Diyarbakır'da yapılan olaylar herhalde normaldir. Onlar ülkeyi kurtarıyorsa, bizim için de onurumuzu kurtarma günüydü. Bence burada yapılanlar hoş değildi ama öfkeli olmamız normaldi. Bizim çocuk taraftarlarımız bile ölümden döndü orada. Buradaki maçta Çevik Kuvvet seyirciyi tahrik etmek için elinden geleni yaptı, göstere göstere stadı dolaştı. Bundan önceki maçlarda bunu niye yapmadılar? Biz buraya gelen bütün takımları alkışlayarak gönderiyoruz, Bursa'ya neden böyle yapıyoruz bunu bir düşünmeleri lazım. Federasyona gelince, üç maç çok ağır bir ceza, çünkü Bursa'da yaşanan olaylarda Bursa'ya sadece 100 bin TL ceza verilmişti."
BİZİ POLİTİKLEŞTİRMEK İSTİYORLAR
ÇETİN ÖĞE (Yeşil Kırmızı Taraftarlar Dernek Başkanı, 37, Bir petrol şirketinde çalışıyor)
"Ben doğduğumdan beri Diyarbakırsporluyum. 1987'den beri tribündeyim. Burada dört derneğimiz ve bir grubumuz var. Öz Gençler, Diyarbakırspor Taraftarlar Dernek Birliği, Diyarbakırspor 21 Taraftar Derneği ve Yardımlaşma Derneği var. İşimi aksatmamaya çalışarak bütün maçlara gidiyorum. Diyarbakırspor'a 'devlet takımı' demek, 'PKK takımı' demek bir yıpratma politikasıdır. Çünkü Diyarbakırspor halkın takımıdır. Avrupa'ya gitme şansımız olsaydı, oradaki bütün statları dolduracak kadar büyük bir taraftar kitlemiz var. Taraftar grubumuzun bu kadar politikleştirilmeye çalışılmasının nedeninin altında sadece art niyet yatıyor. Şunlar hiç görülmüyor, Denizlispor gelip burada bizi 2-0 yeniyor, biz onları 15 bin kişi ayakta alkışlıyoruz. Biz siyaseti sevmiyoruz, Türkiye'nin en milliyetçi kentlerinden biri olan Trabzon'un takımını bile burada çiçeklerle karşıladık. Bu taraftarı politikleştirmek konusunda bazı kesimlerin çıkarları var. Bazı siyasi partiler ve örgütler Diyarbakırspor'u siyasi amaçlarına alet etmek istiyor, ama bu oyuna gelmeyeceğiz. Bursa'daki maçta biz mağdur olduk ama kimse ondan bahsetmedi, Diyarbakır'da olaylar olunca herkes kıyameti kopardı. Bursa'daki maç 100 bin TL para cezasıyla geçiştirildi ama bize üç maç saha kapatma cezası verildi. Bu adalet midir? Bu takımın adı Diyarbakır şehriyle anılmasaydı, bu ceza verilmezdi. Çünkü onlara göre Diyarbakır'da doğan insan suçludur. 'PKK dışarı' sloganlarını duyduğumuzda üzülüyoruz. Bir gerilimin içine çekilmek isteniyoruz. Bu olayların en büyük sorumlusu Bursaspor yönetimidir ve Bursa taraftar gruplarıdır, yaşananlardan Bursa halkını sorumlu tutmuyoruz. Levent Kızıl (Türkiye Futbol Federasyonu ikinci başkanı ve eski Bursaspor başkanı) bu yıl Bursaspor'u şampiyon yapacak ve Diyarbakırspor'u küme düşürmek için her şeyi yapacak, ona inat düşmeyeceğiz. Biz Anadolu takımlarının şampiyon olmasını isteriz ama entrikalarla değil."
BURSA'DA KOLUMDAN YARALANDIM
SEZGİN ODABAŞI (19, taksi şoförü)
"İlk maçta evden kaçıp Bursa'daki maça gitmiştim. Altı kişiydik, formamızı giydik, atkılarımızı taktık. Çekirge'de biraz gezdik. Maçtan önce bir gerginlik yoktu ama stadın içine girince ne olduğunu anlayamadım. O kadar çok siyasi slogan atıldı ki. Ortamın sakinleşmesini bekledik ama daha sonra Bursaspor seyircileri koltuk fırlatmaya başladı, hatta ben orada kolumdan yaralandım. Burada yaşananların tek sebebi, Bursa'da yaşanan olaylardır. Çünkü Bursa'da kimse maç izlemeye gelmemişti. Eski Diyarbakır milletvekillerine bile 90 dakika boyunca küfredildi, mesela Leyla Zana'ya. Hatta 'Ya Allah, Allahu Ekber' nidalarıyla üzerimize stada soktukları muslukları, fayans parçalarını bile attılar. Buradaki maça dair gözlemci raporlarında yazılan 'Bursalı futbolcular linç edilecekti' lafını da acizlik olarak görüyorum, burada devlet yok mu, polis yok mu? Bursalı taraftarlar buraya gelseydi, çok daha büyük olaylar olabilirdi, bundan eminim. Ama sayın vali ya da belediye başkanımız, statta bir anons yapsaydı, halk biraz daha yumuşayabilirdi."
ETKİYE TEPKİ VERİLDİ
KAYACAN YILDIRIM (21, Azrailler grubunun lideri)
"Bursa'da yaptığımız maç sırasında Bursa'ya gitmiştim. Gittiğimizde önce Bursa dernek başkanları bizi ağırladı, bizim takımın atkısını hediye ettiğimizde hediyemizi kabul etmediler, o sırada olağanüstü bir şeyler olabileceğini hissetmiştim. Stada girdiğimizde önce siyasi sloganlar başladı, sonra da milletvekillerine küfürler, en son da Diyarbakır halkına küfürler havada uçuyordu. Biz gelen taşlardan korunmak için koltukları kırıp onların arkasına sığındık. Buradaki olaylar oradaki etkiye tepkiydi. Tarih, Levent Kızıl'ı affetmeyecek. Eğer salı günü mağlup sayılırsak, bu federasyona nasıl güveneceğiz? Bu adalet bize niye hiç gelmiyor bilmiyoruz."
TAŞ ATAN TARAFTAR DEĞİLDİR
NEDİM ŞİMŞEK (30, müteahhit)
"Benim için önce çoluk çocuğumun ekmeği, ardından da Diyarbakırspor gelir. Ben ne devletim, ne PKK'yım, ne Ergenekon'um... Ben halkım, bu takım benim takımım. Diyarbakırspor'a bu kadar altyapı sorunlarıyla mı 'devlet' takımı deniyor. Bursaspor'un Levent Kızıl'ı var, Diyarbakırspor'un kimi var? Lobisi güçlü adam ve tabiri caizse Diyarbakırspor'a kıydı. Bizim 11 tane milletvekilimiz var, hiçbirinden bir açıklama gelmedi. Biz sahipsiz bir memleketiz. Biz PKK'lı değiliz, PKK'lı olsaydık dağa giderdik, stada gelmezdik. Herkes diyor ki adalet mülkün temelidir, madem öyleyse GS-FB maçında hakemin kafası kırıldığında o adalet neredeydi? Eğer Diyarbakır'da bir zafiyet varsa, bu emniyetin zafiyetidir. Emniyet dışarıda aldığı güvenliği, içeride almadı. Bölgesel bir ayrımcılık yapılıyor, o zaman Ankaraİstanbul takımları birbirleriyle oynasınlar, lige de Batı Anadolu ve Doğu Anadolu ligleri densin. Ben bu ülkeyi bir Bursalı'dan daha çok seviyorum, o bayrakta bizim kanlarımız da var. Bize futbol sahalarında 'PKK dışarı' diye bağıranlara ağır cezalar verilmiş olsaydı, bu olaylar olmazdı. Taş atanları
BU TAKIM AİLEMDEN BİLE ÖTE
MAZLUM KAYA (20, Üniversiteye hazırlanıyor)
Yaklaşık sekiz yıldır Diyarbakırspor tribünlerindeyim, Özgençler grubunun temsilcisiyim. Grubumuz 1981 yılında kurulmuş. Diyarbakırspor benim için sevgilimden, annemden, babamdan da öte bir sevda. Maçlarda aleyhimize atılan sloganlar beni çok rencide ediyor, tüylerim diken diken oluyor, o sırada canlı bomba olup kendimi o tezahüratları yapanların üstüne atmak istiyorum. Biz PKK'lı olsaydık, Diyarbakırspor tribünlerinde koşturmazdık. Medyanın Diyarbakırspor'a yaklaşımını da taraflı buluyorum, Bursa'daki olaylar bizim başkanın takımı ligden çekme kararını açıklamasından sonra tartışılmaya başlandı. O zamana kadar kimse bizim orada yaşadıklarımızı konuşmadı, ama burada yaşanan küçücük bir olay bile dünyanın en önemli olayı haline getirildi. Bu olaylar önlenebilirdi, bize bir adım atana biz 10 adım atarız. Biz Diyarbakırlılar olarak şiddete karşıyız. Biz Bank Asya ligindeyken taraftar olarak fair play ödülü bile aldık."