Haftanın tartışması
Kadınlar ve Tarih
Erkekleri de tarih yakar
Malum tarihe merakımız son yıllarda epey arttı. Kitaplar, dergiler, araştırmalar... Tabii bu ilgi televizyonda da kendini gösterdi, TV'de tarihle ilgili programların sayısı ve süreleri artmaya başladı. "Fazla tarih göz çıkarmaz," deyip beyazcamda programları izlerken gördük ki, tıpkı geçen hafta Habertürk'te yayınlanan
Tarihin Arka Odası programında olduğu gibi, tarihle igili söz söylemek tamamen erkeklerin tekelindeymiş. Murat Bardakçı, Erhan Afyoncu ve Pelin Batu,
Tarihin Arka Odası'nda güncel konuların tarihle ilişkisini anlatırken nedense Batu'ya pek söz düşmüyor. Çünkü iki erkek hâlâ 'kadın ne anlar tarihten' tavrıyla göz göre göre ayrımcılık yapıyor. Geçen haftaki programda ok yaydan çıktı. Batu bu tavra isyan edip programı terk etmeye kalktı. Bu eylem karşısında ise Bardakçı ve Afyoncu'nun yüzündeki sinsi tebessüm her şeyi ele veriyordu. Oysa Batu, hem programın daimi katılımcılarından biri olduğu, hem de işi bilen biri olarak (Boğaziçi Üniversitesi tarih bölümü mezunudur kendisi) diğer iki erkek kadar söz söyleme hakkına sahip. Ama nerede, tarihte de kadının adı yok işte! Aslında bize anlatılan hep siyasi tarihtir. Yani bir anlamda erkeklerin iktidar mücadelesinin öyküsü... Hal böyle olunca da tarihin dili erkekleşiyor. Ama programda Ermeni meselesi işlenirken bile kadın bakışına ne kadar çok ihtiyacımız olduğu bir kez daha ortaya çıktı işte. "Ermeniler bize şunu yaptı, biz de onlara bunu yaptık," gibi çocukça bir bakış açısından öteye bir şeyler söylemek istedi Pelin Batu, acıdan bahsetti. Diğer iki erkek acıdan soyutlanmış bir tarihten dem vururken Batu hem Ermenilerin hem de Türklerin acılarını duyumsamak gerektiğini anlattı. Ama hemen 'şiddete maruz' kaldı işte hem de sinsi tebessümler eşliğinde. Malumun ilanı olan cinsiyetçi erkek egemen tarih anlatıcılığının artık miyadını doldurduğu aşikâr. Çünkü tarihe bakarken yeni bakış açılarına ve duyarlılıklara ihtiyaç var. Tarihte kahramanlık serüvenlerini duymak isteyen pekâlâ gidip çizgi roman kahramanı Tarkan'ı izler ya da okur. Ki şimdiye kadar olan da budur. Ama tarihimizle yüzleşmek isteniyorsa acıları, çığlıkları duyumsamak gerek. Anlaşılan bunun da yolu kadın tarihçilerin, tarihe daha insani bakışlarından ve erkeklerin de centilmence davranmasından geçiyor. Son söz olarak da, Bardakçı ve Afyoncu'nun, biraz Sezen Aksu'ya kulak vermelerini salık veririz:
Masum değiliz hiç birimiz...
Tuna Kiremitçi (VATAN, 15 Mart 2010)
Erkekliğin arka odası
"Tarihin Arka Odası ilginçtir, çünkü her defasında aynı insanlık dramına tanık eder bizi: Aşağılamaya çalışan erkekler karşısında tek başına varoluş mücadelesi veren kadın. Bir insanın kadın olduğu için maruz kaldığı muameleyi ve o muamelenin erkekliğin karanlık arka odalarında aldığı biçimleri görmek, son derece çarpıcıdır... Bir tarih programı olmasının yanı sıra, hâkim zihniyetin kadına verdiği değeri ifşa etmek adına iyi bir örnektir, Tarihin Arka Odası. Bu yüzden Pelin Batu geri dönmeli ve tarihi mücadelesine aynen devam etmelidir.
Mevlüt Tezel (Günaydın, 15 Mart 2010)
Pelin Batu'nun gözyaşları
Pelin Batu'nun ikinci ağlayışının sorumlusu 'erkek şiddeti'. Fiziksel değil, psikolojik... Pelin çantasını toplayıp, programı terk etmeye çalıştı. Pelin'cim sözüm sana; Bardakçı ve Afyoncu, centilmenlikten nasiplerini almadıklarını fazlasıyla gösterdiler. Ve artık sana psikolojik şiddet uygulamaya başladılar. Ne kadar uğraşsan da Bardakçı ve Afyoncu'nun gözünde sen bu programa sadece renk katmak için varsın... Programın kameramanları bile bir atraksiyon çıkar umuduyla sürekli sana zoom yapıyor. Seni çok arayacaklar ama bence bu programı bırakma zamanın geldi!
Leyla İpekçi (Taraf, 16 Mart 2010)
Cehennemlerden cennetlere
"...Ve sonra gece televizyonda Pelin Batu'ya küstahlık etmekte olan, son derece maşist, kaba genellemeci iki tarihçiyi izliyorum... Pelin Batu, onların pişkin kelimelerine indirgenemeyecek denli saf ifadeleriyle ve gür çıkan duyarlılığıyla bu gösterişli şiddetin pençesinde, katledilmişler karşısındaki acısını ifade etmeye çalışıyor. 'Türk ya da Ermeni...' diyor; 'birlikte üzülelim' diyor. 'Yas tutalım' diyor. Durmadan onun sözünü kesiyorlar, katlanamıyorlar onu duymaya. O kadar ki, sonunda 'kesmeyin' diyen Batu'ya, 'kesmeyelim de besleyelim mi' diyebiliyorlar."