Freddy Krueger kadar hırpalanan, onca ölüm ve rezilliği gören bir korku kahramanı daha olmamıştır. Şüphesiz bunda kendi 'gevşek' mizacının da payı var. Fred ne kurbanlarıyla ne de seyirciyle arasına hiçbir zaman mesafe koymadı. Canavar sınıfına yaklaşan görüntüsüne rağmen sözlü iletişimdeki aktifliği ve kara mizah gücüyle 'pis palyaço'luğu sevdi. Komedi unsuruna dönüşmekte diğer korku kahramanlarından çok daha ileri gitmesi için de, serinin sadece birkaç bölüm ilerlemesi yetti. Zaten daha ilk filmde telefondan dilini çıkarmaya başlamıştı. Çocukla çocuk olmanın eğlencesini hiçbir zaman es geçmedi.
GEÇMİŞLE HESAPLAŞMA
Çocuk yaşta Krueger'e maruz kalan seyirci kitlesinin ise, mağduriyetlerini gidermek adına epey fırsatı oldu. Freddy hayranları, bu tür filmlerin çoğunda esas mesele olan 'geçmişle hesaplaşma' ve 'çocukluk travmasıyla yüzleşme'yi, çok kereler tatbik edebildi çünkü. Yanık Adam'ın ciddiyetini sıklıkla yitirmesi bir yana, önceden birkaç kez,
Son Kâbus'la (1991) son kez ölmesinin üzerine yeni bir kâbusta (1994), bir kurmaca karakteri olarak varlığı bile yorumlandı. Wes Craven, tabutunun üzerine toprak atan son küreği de, hicivci
Çığlık'la (1996) salladı.
Çığlık'ta lisenin pek de adam yerine konmayan, alıngan ve ağzı bozuk hademesi olarak göründüğüne göre, artık kabus tamamen bitmiş olmalıydı. Hele de
13. Cuma'nın Jason'ıyla kapışmak gibi 'extra'lara (2003) çıkmaya başladıktan sonra. Halbuki seri, 007 istikrarına talip çıktı. Önce kâbusların, ardından aksiyon, eğlence, hiciv ve nostaljinin yıldızı olarak çemberi tamamlamış halde, ikinci turunda yeni bir yüz (Jackie Earle Haley) edinip ilk filmle (1984) aynı ismi paylaşıyor:
Elm Sokağı'nda Kâbus. Kahramanlar, her kuşağın karşısına biraz farklı bir kimlikle çıkıyor. Alice bile az buçuk değişti; Tim Burton tarafından, saçmalık merakından sıyrılıp işini bilen, memnuniyetsiz ifadeli, girişimci bir aristokrat ergenine dönüştürüldü. Fred'e dönecek olursak; bir zamanlar, teknik bir detay sayesinde aklanıp sonradan linç edilen bir çocuk katiliydi. Yeni filmde, Amerikan halkının son yıllardaki başlıca ilgi alanı olan 'çocuk tacizi' girmiş işin içine. Okul koridorunda sürüklenen ceset torbası, yatakla tavan arasında tazyikle fışkıran kan gibi kimi klasik manzaraları orijinal versiyondan aynen almışlar ama, Freddy Krueger artık, anaokulunun pedofil bahçıvanı. Wes Craven'ın serisinde haksızlığa uğramış intikamcılar olan veliler de, polise ve mahkemelere başvurmayı hiç aklından geçirmeyip doğrudan eyleme yönelen infazcılar haline gelmiş. Elm Sokağı, nicedir kayda değer bir ürkütme seansının mekânı değil. Herhalde bir daha hiçbir zaman da olmayacak. Buna rağmen şimdi, eski klasik 'öcü' versiyonundan daha sakat bir korkudan, 'bir şiddet türü olarak dokunulma'nın kabusundan bahis açıyor. Emektar Freddy Robert Englund'ın yerine geçen Haley'nin
Tutku Oyunları'nda (2006) yine bir çocuk tacizcisini canlandırmış olmasıyla da, 'yeni konsept'inin altını çiziyor. İnsanın altı yaşındayken 'mesafe koymak'ta pek başarılı olamadığı bir öcünün, sıklıkla madara veya giderek sıkıcı bir kimliğe bürünmesi, herhalde çocukluk korkularıyla yüzleşmek namına iyi bir şey. Ama sinema anılarına sadakati güçleştirdiği kesin.
Küçük Şahit'te (1980) gece vakti bir iş binasında kıstırdığı Sezercik'i öldürmeye çalışan ve yıllardır ortada görünmeyen 'kirli sarı' peruklu katille, Freddy'yle olduğundan daha saygın bir ilişkimiz olduğunu kabul etmeliyim.