Sevda
Demirel kendisiyle söyleşi talebimizi bir şartla kabul etti. Öncelikle hayvan barınağına gidilecek, fotoğraflar orada çekilecek, kimsesiz hayvanların bir yuva edinmesi için halkımız bilinçlendirilecekti. Keza Sevda Demirel'i halkımız, cüretkâr pozlar veren, Hande Ataizi'ne tokadı basan, manken mi, şarkıcı mı, oyuncu mu, ne idüğü belirsiz bir kişi olarak tanıyordu. Tüm bunların ötesinde oysa ki, her şeyini hayvanlar için fedaya hazır, "Beyonce'nin tahtı mı hayvanlar mı?" deseniz ikincisini tercih edecek, haftanın iki günü Tuzla Hayvan Barınağı'na gidip sahipsiz hayvanlarla ilgilenen, sokaklara düşüp onlara su ve yemek veren bir insan o. Bu özelliğinin altını çizmek ve hayvanların yuva bulmasına bir nebze de olsa katkımız olması adına Hasdal Hayvan Barınağı'na gittik. Sevda Demirel kucağındaki köpeği Şila'yı; "Bak huysuzluk yapma. Sen dün suşi yedin. Bu köpeklerin evleri bile yok," diyerek terbiye etti önce bir. 'Suşi bulamazsanız ekmek yiyin' köpeklerini tek tek sevdi, tek tek öptü, kokladı. Derin derin iç çekti, üzüldü. En güzelleriyle seksi pozlar verdi ki, pet shop'lardan değil, barınaklardan alsınlar köpekleri. Uyuz köpekler, ameliyatlı köpekler, kulübedeki serçeye bile havlayacak takat bulamayan köpekleri geride bırakıp, düştük yola sonra. Kucağımızda Şila, üzerimizde yalnız hayvanlar kokusu... Söyleşi boyunca gitmedi bu koku üzerimizden, belki de bu yalnızlık kokusundan, Demirel'in hamileliğine dair işkillendirici durumlar da umrumuzda olmadı pek. Biz inanmakta zorluk çeksek de, Demirel öylesine inanmıştı anne olacağına. Mutluydu. Annesinden görmediği sevgiyi bebeğine vermekti amacı. 'Yalan dünya, her şey bomboş' dünyasında bazen yalanlar bile güzeldi...
- 40'ından sonra kendini hayvanlara adayan Brigitte Bardot sendromu başlamış olabilir mi sizde? Bardot da 'Hayvanlar beni hiç aldatmadı,' diyor.
- Hiçbir köpek sevgilime göz koymadı, ekmeğimle oynamadı, beni intihara kadar sürüklemedi.
- İnsanlar neler yaptılar sizi bu kadar üzecek?
- Seninle bu röportajı belki akıl hastanesinde yapabilirdim; o kadar kırdılar beni. İçimdeki sevgiyi, çocuksuluğumu görmek istemediler. Normal bir kadın görüntüsünde hiç olmadım. Genç kızlık zamanımda da hep çok dikkat çektim. Belki bundan hoşlanıyordum. Bir Türk kızı bunu yaptığı zaman da, çok alkışlanmıyor.
- Nasıl badireler atlattınız bu özelliğinizden ötürü?
- Erkekleri baştan çıkardığımı düşündükleri için herhalde, kadınlar bana uyuz oluyor. Halbuki ben evli bir çift gördüğümde o erkeğin gözünün içine bakmam. Yıkılan bir ailenin çocuğuyum ben ve kimsenin yuvasını yıkmak istemem.
- Sizin aile nasıl yıkıldı?
- Bir kadın tarafından değil. Annem babamla görücü usulü evlenmiş, aralarında 16 yaş fark varmış. Annem hiç sevmedi babamı. Tamam bunu anlarım ama tam biz buluğ çağındayken bizi bıraktı. Evlendiği insanı da seviyordum ama tanımadığım biri sonuçta. Babamın yeni karısı da üvey anne modeli yapıyor. Daha 16 yaşımdayım. 'Gitsem mi acaba?' diye blöf yapıyorum, kimse 'Gitme,' demiyor. Ben de o yaşta İstanbul'a geldim. Bu dönemlerde bir erkek arkadaşım beni namaza yönlendirdi. Namaz üç yıldır bir terapi benim için.
- Nasıl bir erkek arkadaştı sizi namaza yönlendiren?
- Ailesiyle çok iyi anlaştığım, kick boks'çu biri. 89 galibiyeti, bir mağlubiyeti var. Her maç öncesi namazını kılan, ibadetini çok güzel yapan ama biraz yalancı bir insan. 'Benim hayatım bu, karışma. Ama ben sana ibadetin yolunu gösteriyorum, ister başla, ister başlama,' diyordu. Bende hep vardı ama bilmiyordum tam.
- Buluğ çağında ne gibi hatalarınız oldu?
- Menajersiz ve ekipsiz çalışmanın, annesizliğin getirdiği şeyler... Her elimden tutup da 'Stüdyoya gidiyoruz,' diyen gazetecinin peşinden koşmam... Kimsenin affına sığınmıyorum. Kendi affıma sığınıyorum. Anne olacağım ve çocuğumun o resimleri görmesini istemiyorum. İçinde bulunduğum dünyaya layık bulmadığım resimler onlar. Ama o dönem vermek zorundaydım kardeşim, başka pusulam yoktu. Ondan para kazanıyordum. Pozları verdikçe sahne teklifi geliyordu. Aç mı yaşayayım?
- Pek çok 'ünlü' dediğimiz insanın geçmişte verdiği böyle pozlar var zaten.
- Allah onların da yolunu açık etsin. Şimdi çoğu anne. Onlar da üzülüyorlardır.
- Bu bayağı bir yara yani...
- Hepimiz yaşlandıkça pişmanlık duyuyoruz. Yıldız Kenter gibi 70'inden sonra vermedik o pozları. Onu alkışladılar çünkü entelektüel, tiyatro yapıyor. Çelişkili bir durum aslında. Dünya, kadın metası üzerine kurulu. Kadını sağlık dergilerinin kapağında bile mayolu görüyorsunuz. Bu satıyor çünkü.
- Feministler böyle olmasın diye çabalıyor ama...
- Kadın her zaman kadın olsun bence. Feminizmi de o kadar desteklemiyorum. Kadın kadındır ama sunum daha kaliteli, daha güzel olabilir. Bazı pozlarımı şu ana yakıştıramıyorum mesela; ne öyle silikonlar, voaaa, 'Erkekler bayılsın bana!'
- Bu 'erkekler bana hep bayılsın' duygusu nedendir acaba?
- Bilmiyorum, genç kızlık işte. Yalnızlık, hep yalnızlık... Sana akıl veren, yön veren kimse yok
.
- Hiç tırnak içinde 'kaliteli' bir film teklifi falan gelmedi mi size?
- Hayır. Sanırım kadınsı olduğum için. Ayağımdan saç telime kadar hep böyle bir dişilik vardı bende. Şimdi minimuma indirmeye çalışıyorum ama, niye indiriyorum ki aslında? Allah vermiş işte.
- 2008' deki Uyanma Vakti albümünüz fena değildi aslında. Böyle Faithless tadında bir girişi vardı.
- Bana bu tarzın ağır geldiğini düşünüyor insanlar. Ben aslında Depeche Mode, U2, Bon Jovi, Pink gibi şarkıcıları dinleyen bir insanım. Yurtdışında doğdum, büyüdüm.
- Uyanma Vakti'nin klibi de çok fetişti. Kamçı vardı elinizde. Deri kıyafetler sonra...
- Bir ara ibadetlerim olmadan önce evet, enteresan bir ruhum vardı. Otoriter bir kadındım ve bu tip şeylerden hoşlanıyordum. Sert olmayı, yaptırım gücümü kullanmayı seviyordum. Seksüel bir hale dökmeden ama; yanlış anlaşılmasın aman. Allah korusun.
- Niye? Seksüel anlamda olsa, kötü bir şey mi fetiş?
- Türkiye'de böyle şeyler konuşulmuyor, biliyorsun. O yüzden kimse açık değil. Herkes cici kızı oynuyor ki aileler daha çok gitsin konserlerine. O maskeleri çıkarırlarsa daha iyi olabilir. Ben sert kadın olmayı seviyordum. Belki erkeklerden intikam alıyordum, o da olabilir.
- Neyin intikamı?
- Kötüler, çok kötüler. Çok hayvansı duygular besliyorlar.
AİLE MUHAFAZAKÂRDI, YALAN SÖYLEDİM
- Erkek arkadaşlarınız anladığım kadarıyla çok tanınmış insanlar değiller. Camiadan değiller. - Sıradan insanlar olsunlar zaten, ne gerek var?
Ben zaten tanınan, bilinen bir insanım. Tanınmış bir insanla beraber olup da heyecan yaşayamam ki. - Hamile olduğunuza pek inanmıyor insanlar. Reklam olduğunu düşünüyorlar.
- Şu an üç haftalık hamileyim. Hesaplasınlar. Neyin reklamını yapayım ki?
Ne albümüm var, ne bir projem var reklamı yapılacak... - Sperm bankası hikâyesi karıştırdı kafaları. - Karıştırmaya devam etsin o zaman.
- Çocuk yapmak bir için bir sevgiliye ihtiyacınız olmadığını söylemek için mi ortaya attınız bu banka hikâyesini?
- Hayır. Beraber olduğum çocuğun ailesi tutucu insanlar diye. Ben hayatımda kuş sesleri ve huzurdan başka bir şey hissetmiyorum. Zorla kendisine bir sorumluluk duygusu bindirip bizi rahatsız etmesini istemiyorum. Olay Sağlık Bakanlığı'na kadar gitmeseydi hepiniz sperm bankasından bilecektiniz bebeği.
- Bebek siyahi birinden olacak demiştiniz.
- Melez dedim. Çünkü o da esmerdi. Ben de esmerim, Antepliyim. Emindim esmer bir şey çıkacağına. Yalan söyledim evet, hangimiz söylemiyoruz? Annelik hakkımın elimden alınmaması için de bu mücadeleyi vermiş oldum.
- Sağlık Bakanlığı'nın 'Türk soyunu koruma' girişimlerine ne diyorsunuz? Nedir Türk soyu?
- Türkiye'de yaşıyorum, kanunlara karşı durabilecek bir insan değilim ama biraz anlamsızlık var. Türkiye'de yaşayan, Türklerden çocuk yapan o kadar çok yabancı erkek, kadın var ki. Onlar soyu kurutmuyor da... Zaten tarihe bakacak olursanız göç edip duran bir memleketiz. Böyle bir memlekette böyle bir yasa sunulmamalı.
ARTIK LAFLARIMLA DÖVÜYORUM
- Bildiğim kadarıyla bir yerde şarkı söylemiyorsunuz, ürettiğiniz bir şey de yok. Nasıl geçiniyorsunuz?
- Ben aptal bir kadın değilim. Sekiz yıldır sahneye çıkıyorum. Birikimlerimi yaptım Allah'a şükürler olsun. Bana hep 'Bayan Bacak' Serpil Örümcer'in hikâyesi feyz olmuştur. Ders oldu o kadın bana.
- Kuzey Irak'ta da sahne aldınız siz. Hatta 'Kürt açılımı' diye sundular haberi.
- Kuzey Irak'ta Türkleri çok seviyorlar. Gidip görmeden, yaşamadan konuşmamak lazım. Güler Sabancı, Semra Özal orada yatırımları olan insanlar. Bu bile gizleniyor önyargılardan dolayı. Ben göğsümü gere gere gittim. Vergi borçlarımı da oradan aldığım parayla ödedim.
- Kick boks'çuyu dövdünüz mü hiç?
- Ciddi bir sağ kroşe atmıştım ona.
- Sizin tokatlar meşhur zaten. Hande Ataizi'ne attığınız tokat bir efsane.
- O kızcağızın psikolojisi çok bozuk. Gazetecilerle kavga ediyor sürekli. Bu camia psikolojiyi bozuyor, hepimiz tedavilik insanlarız. Bir süre çok övülüyoruz diyelim, bir hafta sonra yerin dibine atılıyoruz. Bu da psikolojiyi bozuyor. Gerçekten ne yapacağını şaşırıyorsun. Ben ciddi travmalar geçirdim ama doktorluk olmadım. Kendi kendimi tedavi etmeyi bildim.
- Ataizi için 'Hakkımda çok konuşuyormuş, bir daha görsem yine döverim,' demişsiniz.
- Evvelki sene Türkbükü'ne gitmiştim, yan masada oturuyordu. Beni görünce korktu kaçtı. Boş ver, oyna, dans et, bir daha mı döveceğim yani? Gerçi iki buçuk sene önce iki kadeh şarap içmiştim, şimdi içmiyorum. Dedim ki, 'Şunu bir denize mi atsam acaba?' Denize yakın oturuyordu, elbisesi de çok ağır, boncuklu bir elbise, itsem batar burada,' dedim.
- Son zamanlarda 'Şunu bir dövsem,' dediğiniz insanlar var mı camiada?
- Yok. Artık laflarımla dövmeyi öğrendim. O zaman konuşacak bir şey bulamadığım zaman fiziksel şiddete başvuruyordum. Tokadın acısı beş dakika sonra geçiyor ama sözcükler çok işe yarıyor.
KÖPEĞİM BİR YOLDAŞ
- Hayvan haklarını önemseyen bir insan olarak kürk giymiyorsunuzdur herhalde?
- Bana göre kürk, aciz insanların giydiği bir şey. Kaç tane hayvanın canı alınıyor bunun için.
- Pamela Anderson gibi bunu protesto etmek için soyunur musunuz?
- Yok. Türkiye'de böyle bir şey yapılmaz. Zaten gerekmiyor. Mesela sizinle hayvan barınağına gittik ve soyunmak durumunda kalmadım.
- Köpeğiniz Şila size benziyor mu?
- Şila sevgi dolu. Ben de öyleyim. Sevginin bana kapıları açtığını biliyorum. Merhametimi okşuyor sevgi.