Son
zamanlarda dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama ortalık ilişki, kadınerkek muamması ve aşk üzerine kalem sallayan kadınlarla doldu. Belli ki, bu kadar kadının bir derdi, anlatmak istedikleri, yaşadıklarından süzdükleri gerçekler var. Peki nedir bu kadar çok kadını kitap yazmaya iten sebep? İlk kitaplarını aşk, ilişki, sevgi, nefret üzerine kurgulayan kadın yazarları bir araya getirdik ve keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
ARZUM UZUN
(Aşkın Sekiz Kusuru kitabının yazarı)
Mümkünse erkekler kadınları anlatmasın
1984 doğumlu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Reklam Anadalı'nı bitirdi. Sekiz yıldır gazeteci-dergici, son üç yıldır blog yazarı. - Erkekler niye bu tarz kitaplar yazmıyor? - Erkek egosu, dünyayı o kadar içselleştirmeye ya da empati kurmaya müsait mi? Eğer bunu iddia eden varsa, 26 yıldır erkeklerle dip dibe geçmiş ömrümü yaşanmamış, en yakın arkadaşlarımı kişiliksiz sayarım. Zaten mümkünse erkekler kadınları anlatmasın; sonuç pek sığ, pek felaket oluyor. Ama erkekler de aşkı yazıyor; hatta aşkı en ağdalı kim anlatıyor? Tabii ki erkekler! Erkekler daha iyi şairdir mesela, ben buna inanırım. Neden? Yaşamayı beceremiyorlar da ondan! Benim kitabımda sekiz hikâye var; üç erkek, beş kadın hikâyesi. Okuyan erkeklerden gelen yorumlar, erkeklerin beyninin içinde dolaşmayı bu kadar başarmamın ürkütücü olduğu yönünde... Kimseyi dövmüyorum ya da ıslak meşe odununu herkesin beline eşit üleştiriyorum. Oysa erkek kitaplarındaki kadınlar yüzde 90 histeriktir. Benim kitabımdaki erkekler de kadınlar da neyse o! Birinin arkasında durmam gerekirse, cinsiyete değil, iyi niyete bakarım. İyi insanların arkasındayım. Kadın düşmanı erkek yazarları, kadınları ve kendilerini aşağılayan kadın yazarları şiddetle kınıyorum. - Nedir biz kadınların derdi? - En iyi kocayı bulup, en yakışıklı ya da en zengin partneri, diğer kadınların gözüne sokmak. Aşk filan cilası işin. En elde edilmesi güç görünen adamı cebe indirelim, en kocaman pırlantayı takalım, gerisi kolay. Bir de çocuk yaptık mı, o güne kadarki tüm pis defterlerimizi kapatır, toplumun gözünde kutsal bir seviyeye yerleşiriz. Toplumun gözü çok önemli ya... Sonra da 'sonsuza dek mutlu' yalanının içinde, kan kusar kızılcık şerbeti içtim der, olmadı daha iyi bir fırsatın peşinden koşarız.
ÖZLEM SALMAN
(Hayatın Ne Kadarı Rastlantı? Peki Ya Aşk'ın kitabının yazarı)
Kitabın her yerinde ya da hiçbir yerindeyim
1967 doğumlu. İki oğlu var. Kıbrıs'ta Lefke Avrupa Üniversitesi, İletişim Bilimleri Fakültesi'nde yardımcı doçent. Öğretim üyeliğinin yanı sıra Görsel İletişim Tasarımı Bölümü'nün de bölüm başkanı. - Kadınlar yalnızken daha mı mutlu? - Yalnızlık duygusu beni hep mutlu etmiştir. Her insanın biraz yalnız olduğuna inanırım ben. Aileniz, çocuklarınız, dostlarınız elbette ki vardır. Ancak insan tüm bu kalabalığın içinde de yalnızdır. Genellikle insanın kendini diğer insanlardan soyutladığı zamanların tanımı yalnızlıktır. Bu durumun da yine insanların hayatı algılama farkındalığıyla alakalı olduğuna inanıyorum. Ben kalabalık bir ortam içinde de yalnız kalmak istersem bunu başaranlardanım. Birkaç dakika da olsa kendi iç dünyama yönelebiliyorum. İnsanlardan uzaklaşmak, kendimi izole etmek gibi bir istenç duymuyorum bu yüzden. Yazarken hariç tabii. O başka bir ruh hali. Ben yalnızlığımdan mutluyum. Ama bu kendim gibi sevdiğim insanların da yalnız kalmalarına müsade ettiğim, beraberken yaşadığım bir yalnızlık. - Her kitapta yazana dair izler aranır. Yazdığınız kitabın neresinde siz varsınız? - Her yerinde ya da hiçbir yerinde. Bu nasıl olur demeyin! Oluyor. Hayata dair sizde iz bırakanlar sizin bir parçanızdır. Yaşadıklarınız ve yaşadıklarınızın sizde bıraktığı tortular... Bunların hepsi yeni bir siz yaratır. Bu yeni, romanı kurgulayan yazarsa eğer, romanın içindeki her şey odur. Romanın iki mekânında ben varım elbette. O mekânların benim gözümden yansıtılması mevcut. Yaşananların içinde de ben ve benim gözlemlerim, süreç içinde algıladıklarımın tortuları var.
ESRA UÇAR
(Eylüldü Aşkım kitabının yazarı)
Kadınlar maymun iştahlılar, hırslılar
1967 doğumlu. 1986 St. Benoit Fransız Kız Lisesi, 1990 İstanbul Üniversitesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü mezunu. Bekâr. 22 yıl basında editörlük, yazı işleri müdürlüğü yaptı. - Kadının ilişkideki en büyük açmazı nedir? - Kadınların öncelikli açmazı her şeyi, her şeye sahip olduklarında ise yine de fazlasını istiyor olmaları. Kadınlar için maymun iştahlı demek yanlış olmaz herhalde. Kadın hırslıdır, kafasına taktığını yapar. Tehlikelidir kadın. Pamuk gibi dediğiniz bir kadın yeri geldiğinde tırnaklarını geçiriverir. Aşkta, kariyerde, parada hatta annelikte bile kadın her şeyin kendi istediği gibi gelişmesini bekler. Tavizi kısa süreli verir. Sivri uçlarını törpüleyebilirse, daha yumuşak, şefkatli, anlayışlı, azla yetinen biri olabilirse mutluluğa yaklaşır. Yoksa zor. Erkek kadını pek değiştirmeye çalışmaz, eldeki ile yetinir, beğendiği kadarına katılır beğenmediği noktalarda geri adım atar, duracağı, susacağı yeri bilir. Kadınlar öyle değil, yetinmiyorlar. Öyle olunca erkekler kaçıyor. Kadın maddi manevi fazla zorluyor. Küçük bir ilgi büyük bir aşka dönüşsün diye bile zorluyor. Aşk kitaplarında hep kadınların hayal kırıklarıyla karşılaşırsınız. Halbuki kimse onlara vaadlerde bulunmamıştır.
SELDA YURT
(Keşke kitabının yazarı )
Yazdığım karakterlerin aşkını kıskanıyorum
1968 Ankara doğumlu. Hacettepe Üniversitesi Ekonomi Bölümü mezunu. Çeşitli kanallarda sunuculuk, oyunculuk ve senaristlik yapıyor. Dokuz yıldır bekar. "Maalesef sevgilim yok," diyor. - Birine âşık olan mı yoksa aşka âşık olan kadınlardan mısınız? - Aşk. Tanımladığım gibisini hiç yaşamadım. Bence aşk; ne olursa olsun vazgeçmemek, aklından çıkmaması o kişinin. Onsuz nefes alamamak, aradan yıllar geçse de, elini tuttuğunda içinin erimesi, teninekokusuna bayıldığın, "Allahım ayırma bizi," diye dua edeceğin kişiye hissedilen. Yazarken yazdığı aşkı kıskanır mı insan ? Kıskanıyorum. Allahtan umut kesilmez, ne diyeyim? - Nedir biz kadınların derdi? - Karşımızdaki erkeği değiştirmeden kabul etmeyi öğrenememek, derdimiz bu! Hepimiz biliriz, insanın yedisinde neyse 70'inde o olacağını. Yine de deneriz, deneriz. Hem adamı bırakmaz hem de bir şeyleri görmezden gelmeyi beceremediğimizden, sürekli içimizden, ilerleyen yıllarda dışımızdan homurdanırız. Mücadeleci ruhumuz var çünkü! Erkeklerin istediği; önüne yemeğini koy, televizyonun kumandasını ver, arada arkadaşlarıyla gezmesine, hatta çapkınlığına göz yum, işiyle ilgili pohpohla, erkek olduğunu hep hissetsin ve o istediğinde seviş, o kadar.
TUĞÇE IŞINSU
(Biz Tatlı Cadılar kitabının yazarı)
Erkek gücünü yitirirse, giderim
1977 doğumlu. FMV Özel Işık Lisesi, İstanbul Üniversitesi-İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. Spiritüel yaşam danışmanlığı yapıyor. Bekâr. Sevgilisi yok. - Hüznü, aşkı seven kadınlardan mısınız? - İddialı, taviz vermeyen, çocuksu, saf, cesur, atak, yenilikçi, devrimci, derin, duygusal, prensip sahibi. Hüzünden nefret ederim, 33 yaşından sonra bana aşk acısı yaşatacak bir erkek olamaz, yanımda barınamaz. Erkek, önümde gücünü ve gizemini yitirdiği an onu arzulama katsayım düşer ve gidebilirim. Bir erkek asla bana muhtaç olmamalı, destek bile olmam. Aşkın bana yaşatması gerekenler: Heyecan, tutku, tapma, uykusuzluk, coşku, özgürlük, meydan okuma. Aşk hayata meydan okumak ve cesur olmaktır, âşık olduğun anda dünyanın tüm zorlukları ve negatif yönleriyle mücadele edecek kadar ya da onları takmayacak kadar enerji anlamında yükselirsin. - Size gelenlerin en büyük sorunu ne? - Gerçek aşk, koşulsuz aşk karaborsa. Her şey hızlı tükeniyor. Tatminsizlik aldı gidiyor. Aşk yaşayan ise acı çekiyor. Ben kehanet sanatları, yorumculuk ve terapiler dışında ikili ilişkiler danışmanlığı da veriyorum; gerçek şu ki insanlar ilişkilerinde ya rol yapıyor ya mutsuz çoğunlukla. Mutlu olanlar ise çok şanslı ve sıkı sıkı tutunmuş o ilişkiye. Göz yumma katsayısı yüksek insanlar, ilişki yürütebilir. Bana çıkıp da bir erkek, 'Şunu yap,' veya 'Bunu neden yaptın?' diyemez.
PINAR ÖZEL
(Fondöten kitabının yazarı)
Kadınların zor oldukları, yıllar önce ortaya atılmış bir efsaneden başka bir şey değil
1977 doğumlu. Antalya Koleji'ni bitirdikten sonra Ankara'da filoloji ve ardından yurtdışında sanat tasarımı eğitimi aldı. Medeni durumunu, "Okaliptüs ağacına benzettiğim bir sevgilim var; ben de koalayım!" diye tanımlıyor. - Nedir biz kadınların derdi? - Biz kadınların derdi, çok basit aslında. Adalet istiyoruz biz. Adil bir ilişki istiyoruz. Çoğu zaman ne istediğimizi bilmiyormuşuz gibi dolansak da etrafta, aslında hep biliyoruz derdimizi. Kendi çizgimizi belirliyoruz ve eğer gerçekten sevginin, aşkın olduğu bir ilişki de yaşıyorsak fedakârlığın da adaletin de anlayışın da dibine vuruyoruz ve sorun orada başlıyor. Tüm bunları karşılık beklemeden yapıyoruz ama belli bir noktada 'Niye hep ben?' demeye başlıyoruz ve karşımızdakinden de bir adım bekliyoruz. O adımı göremeyince de güya sorunu çıkartan taraf oluyoruz. Bence yıllar; yıllar önce kim olduğu belli olmayan bir kadın bir efsane yaratmış, kadınların zor olduğuna dair ve erkekler hâlâ buna inanıyor. Zor değiliz biz. Bir kadını tek bir kelimeyle, çok ufak bir jestle, minnacık bir dokunuşla mutlu etmek inanılmaz kolaydır ve erkeklere çok önemli bir tüyo vereyim: Yapacağınız ufak ama samimi bir jest size nereden baksanız iki-üç ay kazandırır. Kadın bir kere samimiyetinize ve çaba harcadığınıza inanırsa atacağınız her bir adıma karşılık, en az 10-15 adım geri alırsınız. - Okuyucu kitleniz nasıl? - Benim enteresan bir okuyucu kitlem var. Fondöten ilk bakıldığında 'genç kadın' kitabı gibi dursa da her yaştan, cinsiyetten okuyucum var benim. Çünkü Fondöten, kadın gözüyle aşkı anlatmıyor; insan gözüyle hayatı ve ilişkileri anlatıyor. Bunu da özlediğimizi düşündüğüm bir mizah anlayışıyla yapıyor. Her karakterde biz varız. Kadın, erkek fark etmez; insanlar var. Fondöten, okuyucuyla buluştuktan sonra tıpkı eski Türk filmlerinin yaptığı gibi okuyanların dillerine, yaşamlarına giren kelimelere, olaylara sahip olduğu ortaya çıktı. Bugün insanlar gece kulüplerinde, barlarda içki siparişi verirken 'Vot-port-viş istiyoruz' (votka-portakal- vişne) diyor. Çok farklı şehirlerden, çok farklı meslek gruplarından ve kadınerkek fark etmeksizin tüm okuyuculardan 'Hadi artık, karakterlerini özledik; ikinci kitap nerede?' diye mailler almaya başlayınca belli bir kitleye hitap etmediğimi anladım ben.
Kadınlar yazarak rahatlıyor
İlk kitabını yazan kadınlar, sadece fotoğrafladığımız altı yazardan ibaret değil elbette. Bunların dışında çekim tarihimize uyamadığı için fotoğrafta yer alamayan Başak Sayan (Aşk ve Başkan Çıkarma Üzerine), Zeynep Çavuşoğlu (Uzakken Yakın), Pucca (Küçük Aptalın Dünyası Pucca Günlük) ve Hanzade Özerten'i de (Mor'dan Öte Kadınlar) unutmamak lazım. Onlar da ilk kitaplarını yine ilişkiler, kadınerkek çıkmazı üzerine oturtan yazarlardan.