Ortaokul mezuniyetimize bir kız arkadaşım, dört yaşında hayalini kurduğu elbiseyi diktirmişti. Karpuz kollu, kabarık yere kadar etekli, eteklerinden drapelerle açılan pencerelerden başka bir renk görünen bir prenses elbisesiydi bu. Bir nevi, Disney'in
Güzel ve Çirkin masal kahramanı Bella'nın mavi kostümünün siyah beyaz yorumlaması. Aradan geçti 20 yıl, hâlâ gün gibi aklımda. Elbisenin çirkinliği unutulacak gibi değildi de diğer çocukların 'Pasta Ayşegül' diye arkadaşımla dalga geçmesi, kulaklarımdan gitmiyor. Eminim onda da, öyle veya böyle yer etmiştir, beni bu kadar etkilediyse... O zaman da düşünmüştüm, "E Ayşegül'ün annesi, hadi çocuğun çocuk, hafif naif, hafif sosyal kaygıları gelişmemiş. Sen terziyle işbirliği yapıp, kızını bu hale nasıl düşürdün," diye. Şimdi kendi kızlarım var, işin içine girdikçe görüyorum ki bu anne yalnız değil, onun gibi pek çoğu bebeklerini pastaya, olmadı balkabağına yoksa gece fenerine dönüştürme hevesiyle yanıp tutuşuyor. Hem de cadılar bayramı, kostüm seyranı olmadığı halde. Hal böyle olunca da umutsuz ev kadınlarına gün doğuyor. Eline pembe fiyongu alan "Couture' bebek tasarımcısıyım," diye dolaşmaya başlıyor, farkında mısınız?
MİNİ AHU TUĞBALAR
Deniz Akkaya'nın doğum yapmasıyla başladı. Giydirdi kızına leopar desenli elbiseyi, bol bol poz verdi gazetelere. Sonra Chic Frog (Şık Kurbağa) adlı bir mağaza açtı Bağdat Caddesi'nde. "Benim bebeğimin elbiseleri burada, sizin de bebeğiniz leopar giyebilir. Neyiniz eksik?" dedi açık açık. İşleri iyi gidiyorsa bravo, dünyada onlarca örneği var. Ünlü olmaktan para kazanmak ne ayıp ne de yasak. Leoparı sattırabiliyorsa, ona da helal olsun. Dokuz aylık çocuğunu Ahu Tuğba'ya benzetmek isteyen varsa ona da bravo. Bizi ilgilendirmez. Aynı şekilde tütü giydirmek, pembelere boğmak, fiyonklar bağlamak da olur. Ama işte bu pasta elbiseler biraz fazla bana sorarsanız. Bu fazlalık da çığ gibi büyüyor, bunu neredeyse her gün bana gelen basın bültenlerinden biliyorum. Çocukların yürümesine, emeklemesine aykırı kocaman illa puantiyeli, altı sert tüllü etekler, kolları kıpırdatmaya aykırı balon kollar, vücuda nefes aldırmayan ağır satenler, kadifeler... Kısacası bebek, çocuk anatomisi bilmeyelerin elinden çıkmış zırvalar. Şirin olduğunu mu düşünüyorsunuz? Çocuğunuz bunların içinden pişikle çıksın ya da kolları, boğazları bu sert kumaşlardan kızarmış kesilmiş olsun da öyle konuşalım. Neyse ki 'couture' diyorlar ya provalar yapıyor, sizi eğlendirip çocukları sıkıyorlar, ciddi de paralar alıyorlar ki sormayın. Dünyada da örnekleri var. Prenses Diana'nın modacısı olarak bilinen Catherine Walker da işe çocuk kıyafetleri tasarlayarak başlamış, şimdinin havalı markası Paul&Joe'nun yaratıcısı Sophie Albou da işini ilk olarak çocuk kıyafetleriyle açmış. Markasının adı olan Paul ve Joe da, Albou'nun çocuklarının adı. Dünyanın en büyük moda evleri "Çocuk ne isterse alırım," mantığını çoktan kapmış; her birinin bebek ve çocuk ürünleri var. BabyDior'dan Juicy Couture Baby'ye, Prada Kids'ten daha aklınıza kim gelirse, çocuk ve bebek pazarına giriyor. Ama dün eline makas alıp, bugün mini elbiseler dikmek bir de üzerine mağaza açıp, markalaşmaya çalışmak oluyor mu? Özgür ülke, isteyen istediğini yapsın da heyecanla vitrine yaklaşan anneye, tüm giderleri bir tek elbise üzerinden ödetmeye çalışmak ayıp değil mi? Almayın sevgili anneler...