Marıe
Fredriksson altı üyeli bir İsveç ailesinde, 1958'de dünyaya geldi. Postacılık yapan babası Gösta de dört yaşındaki Marie'yi çoğunlukla yanında götürüyordu. Marie'deki ışığı ta o zamanlarda fark etmiş olacak ki kapı kapı gezerken, onun kulağını müziğe alıştırmak için şarkı söyledi sürekli. "Büyüyünce şarkıcı olacağım," diye aklına koyduğunda henüz sekiz yaşındaydı Marie. Ve büyük acılarla da yine bu yaşta tanıştı. Ablası Anna-Lisa bir trafik kazasına kurban gitti. Çok geçmeden gerek sesi gerekse fiziği yüzünden,
Grease'in unutulmaz oyuncusu, şarkıcı Olivia Newton John'a benzetilir hale geldi. Led Zepplin, Deep Purple dinliyor ve tek bir şeyin hayalini kuruyordu: Sahneye çıkmak...
İSTEK ŞARKI MEŞHUR ETTİ
Düşe kalka ilerlettiği müzik kariyerinde, Roxette'teki ortağı Per Gessle ile ilk kez 1981'de tanıştı. "Artık zamanı geldi," deyip Roxette'i kurduklarında takvimler 1986'yı gösteriyordu. İlk albümleri
Pearls of Passion, 1 milyondan fazla sattı. Artık şöhretin kapısını çalmıyor, adeta yumrukluyorlardı. Ve o kapıyı iki sene sonra kırdılar.. 1988'de
Look Sharp albümü çıktı. Önce İsveç'te listeleri altüst ettiler, özellikle ilk single
The Look ile... İsveç'te bulunan ve Roxette'i anavatanında dinleyen bir ABD'li öğrenci, ülkesine döndüğünde ilk iş bir radyo kanalını arayarak ısrarla
The Look'u istedi. DJ pes edip şarkıyı çalınca, bir haftada dünyada sağlam adam bırakmayan zombi virüsü gibi yayıldı isimleri dört bir yana.
The Look, ABD'de bir numara oldu. 24 ülkede ilk üçe girdi. Albüm bir başka bir numara daha çıkardı.
Listen to Your Heart... "Veda etmeden önce kalbini dinle," diyen Marie kimbilir kaç ilişkiye yeniden nefes verdi. İkinci bir dönüm noktası, romantiklerin başucu filmi Julia Roberts'lı
Pretty Woman için söyledikleri
It Must Have Been Love oldu. Aslında eskiden yaptıkları bir Noel şarkısıydı bu, ancak zaman darlığından film için yeni şarkı yazamayınca, uyarlamaya karar verdiler. Şarkı, 2005 itibarıyla ABD radyolarında tam 4 milyon kez yayınlanarak bir de rekor kırdı. Kariyerleri boyunca (tahminen) 75 milyon albüm sattılar. 33 hit çıkardılar. Hatta 1989-1991 arasında bir numara olan dört hit ile vatandaşları efsane grup ABBA'yı bile solladılar. Ama hem grubun hem de Marie'nin hayatındaki asıl dönüm noktası 2002 yılı oldu... Bir eylül günü banyoda düşüp başını vurdu ve hemen hastaneye kaldırıldı. Yapılan tetkiklerde beyninde bir tümör tespit edildi... Daha 42 yaşındaydı. Ağır ve zorlu bir tedavi süreci başladı. Önce bir ameliyat ardından da kemoterapi ve radyoterapi... Artık hemen hemen hiç çıkmıyordu insan içine. Beynindeki illet, sayı sayma ve okuma yeteneğini aldı götürdü genç kadından. Sağ gözünde görme kaybı, sağ tarafında da hareket zorluğu baş gösterdi. Ümitler azalmıştı. Ta ki 2005'e kadar. Ekim ayında kameraların karşısına geçti ve "Kazandım," dedi, "kanseri yendim..." Hem solo çalışmalara koyuldu tekrardan hem de Per ile yeniden bir araya gelip, bu yılın ilk aylarında sekizinci albümleri
Charm School'u çıkardı. İlk zamanlar konserlerde şarkıların sözünü unuttuğu bile oldu, beynindeki hasar yüzünden. Ama hastalık en önemli varlığını, yeteneğini alamamıştı ondan. Yine sahnedeydi işte. Marie Fredriksson, yaşamın kıyısında verdiği mücadeleyle de bir ikon oldu. Azmi, binlerce umut yoksunu insana ilham verdi. Evet belki eskisi gibi yoğun bir tempoya giremeyecek bundan böyle. Ama o da bundan fazlasıyla memnun zaten. Eşi, 18 yaşındaki oğlu Inez Josefin ve 15 yaşındaki oğlu Oscar Mikael ile villasında kendi tabiriyle "Her şeyi zamana yayarak" yaşıyor. Yeniden doğmanın nasıl bir şey olduğunu da en güzel o özetliyor: "Tedavi boyunca tek hayalim, yeniden güneşin altında bir masada oturabilmekti. Ve artık yapabiliyorum..."
İçindeki ressamı keşfetti
Hastalığı sırasında yitirdiği yeteneklerinin yerini, eskiden beri hep bir hobi olan resim yapmakla doldurmuş Marie. "Renklerle anlatırım derdimi," demiş. Zaman zaman mum boya zaman zaman da kara kalem kullanıyor. "Tamamen o an nasıl hissettiğime bağlı," diyor. Hatta bu resim işini o kadar ileri götürdü ki Stockholm'de 'After The Change' (Değişimden Sonra) diye bir sergi açtı. Resimlerini topladığı aynı isimli bir de kitabı var. "Resim çizmek benim için gerçek bir tedavi gibi oldu," diyor Marie. Anlayacağınız yaratıcılık onun genlerine işlemiş. Mutlaka bir yolunu buluyor.
HER EVE LAZIM GRUP...
Roxette'i sıradan bir pop grubundan ayıran en önemli unsurlardan biri, gitarı arka planda 'tıngırdayan' bir enstrüman olmaktan çıkarıp, baskın bir unsur olarak kullanmalarıydı. Ve tabii "damardan" giren balatlarla, akılda kalıcı nakaratlı, eğlenceli şarkıları aynı albüme sığdırmaları sayesinde her duygunun grubu olmaları.
'Melek sesli' sarışın kadın...
İsveç'in Baltık kıyısında Öland adası... 12. yüzyıldan kalma Borgholm Kalesi harabelerinde, geceyi yüzlerce kişinin yaktığı maytaplar aydınlatıyor. Sahnede bir kadın... Sapsarı saçları kısacık kesilmiş. Üzerinde siyah kısa bir elbise... Yalınayak... Önce klavye, ardından da sahnedeki o ufak tefek kadının, uzmanların 'melek gibi' dediği sesi çınlıyor duvarlarda. Kimbilir kaç gence, tam "Bitti," diyecekken son kez "kalbinin sesini dinletip" sevgilisini aratan şarkının notaları karışıyor Kuzey'in yıldızlarına... Solistin insanın içine işleyen sesine yüzlerce kişi eşlik ediyor, "Listen to Your Heart!" diye. Roxette'i, tüm dünyaya tanıtan en 'büyük' şarkılardan biriydi Listen to Your Heart. Bu videoyu izlemek için, TV başında bekleştik senelerce. Artık neyse ki internette bize sadece bir 'tık' mesafede. Ayrık ön dişleri bile öyle ayrı bir hava katıyordu ki o kadına, yıllar sonra porselenle boşluğu kapattırınca öfkelendik kendisine. Hatta 80'lerin sonu 90'ların başı her 10 kızdan altısı "Saçlarımı onun gibi kestireceğim," der dururdu. Çoğu da en az bir kez olsun denedi bunu. Ama işte hep 'Roxette'teki kadın' olarak kaldı o... Kimse merak edip de gerçek adını öğrenmedi yıllarca. Kimse Marie Fredriksson demedi... Ve o süper sesli, gizemli kadın, bir 'savaşçı' olarak da milyonları sürükledi peşinde. Pek çoklarının pes edeceği noktada hayata, hatta sahnelere dönerek, ilham verdi hepsine. İşte 25 Mayıs günü İstanbul'da, onunla büyüyen ve onu biraz geç keşfedenlerle buluşacak büyülü sesin hikâyesi..