Trabzon'un ünlü Niyazoğlu sülalesinin 'çift beyinli' oğlu. İlkokula hiç gitmeden dışarıdan girdiği tek bir sınavla diplomayı cebine koyan dâhi çocuk. Dokuz yaşına kadar babasından aldığı eğitimle
Kuran'ı hatmeden hafız. 12 yıllık Medrese talebesi. İmam, vaiz, avukat, milli judocu, felsefeci, akademisyen, köşe yazarı, televizyon programcısı, dekan, siyasetçi, Ayşe Özgün'ün partneri,
A'dan Z'ye'nin kadrolu konuğu, kitapları dünya dillerine çevrilen bilim adamı. Kimilerine göre prenzantabl sofu, kimine göre kibrin vücut bulmuş hali, Haydar Dümen'in başka bir formdaki kardeşi: Yaşar Nuri Öztürk.
KEMALİZM HARMANLI İSLAM
1976'dan beri Türk akademi dünyasında, 1970'lerden beri de Türk medyasında, 1980'lerin ortalarından itibaren de Türk televizyonlarında arz-ı endam eyleyen, İslamiyetle ilgili yüzlerce konferans veren, bir dönem yurtdışı temsilciliklerin aranan konuşmacısı olan ancak bir süre sonra iddiasına göre Erdal İnönü- Hikmet Çetin işbirliğiyle gizli kriptolarla yurtdışı çalışmaları engellenen Yaşar Nuri Öztürk, kim ne derse desin nev-i şahsına münhasır biri. Dindarlığını ve zekasını bir üstünlük vesilesine dönüştürse de, çalışmaları arasında en önemlilerinden biri sayılan
Kuran'daki İslam adlı eseri Kuran'a dönüş hareketinin öncü kitaplarından biri kabul edildi. Kitap 126 baskı yaptı. Tezleri, dünyanın çeşitli ülkelerinde araştırma konusu oldu. ABD'de misafir profesör olarak dersler verdi.
Time dergisinin 20. yüzyılın en etkili kişileri arasında ilk 10'da yer aldı, 50 eseri değişik dillere çevrildi. İslam'la Kemalizmi harmanladığı tezleri, özellikle ulusalcı çevreler tarafından hararetle desteklendi. Atatürk mirası ile İslam mirasını ortaklaştırıyor ve 'inanan Türkler'e meşrebince "Allah ile aldatılmayın," mesajı veriyordu. Mesela ona göre Türkiye'de Allah ile aldatmanın yol açtığı en önemli tahribat Köy Enstitütüleri'nin kapatılmasıydı. "Bırakın Arabı, Acemi bir kenara, önce şu evimizin içinde gerekeni yapalım," diye şimdi çok beğendiğini söylediği muhafazakarlara verip veriştiriyordu. İslami kıyafet diye 'türban' tabir ettiği başörtüsünün zorla Türkiye'ye getirildiğini, 'rahibe kıyafeti'nin anayasaya sokularak legalleştirilmek istendiğini öne sürüyor ve "Türkiye'ye bu son iktidarın yaptığı budur," diyordu. Türkiye'de 12 Eylül darbesinin korku ikliminin etkisinin azalmaya başladığı yıllarda, sakalsız-bıyıksız bu 'Kuran mümini'ni pek sevdi Türkiye'nin en beyaz kesimleri. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi dekanıydı ve söylediği sözlerle Kemalizm ile İslamiyet arasında kurduğu bağlarla birtakım 'laikçi'lerin yüreğine su serpiyordu ve biz bu sakalsız-bıyıksız Müslümanı ilgiyle izlemeye başladık. Onun 'beyaz Müslüman' halleri bu ülkenin tam da ilacı gibiydi. Namazı bile pratikleştiriyor, beş vakit yerine üç vakitte kılmayı salık veriyordu. Cennette erkeklere vaat edilen huriler gibi, kadınlara da erkek verileceğini söylüyor; orucu bozan şeyler arasında 'şehvetle boşalma'yı da sayıyordu.
BU PROGRAMLAR VESİLESİYLE KİTAPLARIM SATIYOR
Alışık olmadığımız bir Müslüman'dı. Ne İsa'dan ne Musa'dan geçiyordu, eli de ne yardan ne de serden. Kendisini 'Kuran mümini' olarak tabir ediyor ama magazin ilahiyatçılığından da vazgeçmiyordu. Üstelik bundan şikayet ediyor, her birinin bir 'derya' olduğuna inandığı kitaplarının keşfedilmediğinden yakınıyor, dünyanın çeşitli üniversitelerinde tez konusu olduğu halde Türkiye akamedyasının hâlâ kendisini araştırmadığından yakınıyordu. "Madem bu kadar şikayetçisiniz niye magazin programlarına gidiyorsunuz?' diye sorduğumuzda da teybimize şunları söylemekten çekinmiyordu. "Magazin de basının tuzu biberidir, niye gitmeyeyim ki? Ben seviyeli magazin severim. Sonuçta hayat coşkusu olan bir insanım, siyaset yaptım, insan ilişkilerini bilirim. Başka türlü ekrana gelmiyorsanız, magazinel olmak zorundasınız. Siz o magazin programların kitaplarımın okunuşuna ne kadar etki ettiğini biliyor musunuz?" Biz bilmiyorduk ama o bunu yıllar önce keşfetmiş olmalı ki, 'ağabeyim' diye hitap ettiği Kemal Ilıcak'lı yıllarından beri bu keşfinin doğruluğunu defalarca teyit etmiş olmalıydı ki, strateji ve taktik kurulu saat gibi işliyordu. 'Ilımlı din yorumcusu' etiketiyle, CHP mitinglerinde "Deniz Baykal'a oy vermeyen Müslüman değildir," dediği bile iddia edildi. Derken bizi hiç şaşırtmayan CHP vekilliği geldi ardından. Her ne kadar yazdığı kitapların Meclis'te en çok AK Partili vekiller tarafından tebrik edildiğini, hiçbir CHP'linin kitaplarını okumaya bile tenezzül etmediğini, hatta bu nedenle iğnelemelere maruz kaldığını anlatsa da Kemalizm-İslam harmanı tezinden vazgeçmeye niyeti yoktu.
25'LİK SEVGİLİDEN 10-15 KİŞİLİK LİSTEYE...
Ne sağcı, ne solcu, 'insan merkezli', 'Anadolu hümanisti' bir 'yükseliş'in başına geçme zamanı gelmişti: Halkın Yükselişi Partisi'yle böyle tanıştık. Kendisine göre diğer partilerden temel farkıysa, 'Mustafa Kemal mirası ile Muhammed Peygamber mirasının birbiriyle çelişmediğini, birbirini tamamladığını göstermek'ti. Atatürk'ü sevme adına dikilen büstler, takılan rozetlere feveran ederken; bir yandan da "İdelojiler çöküyor dinler yükseliyor," diye Huntington'a selam çakıyordu. Laikliğin Kuran-ı Kerim'de sunulduğunu, 'siyasal İslam'ın dinin ters bir şekilde giyilmesi anlamına geldiğini anlatıyor "Kıyafeti ters giydiğimizde hem biz hem kıyafet madara olur," diye ısrar ediyordu. Yanlışlarını tartışmak bize düşmez ama doğrularının halka ulaşmamasında en önemli engeliyse bizzat kendisiydi ve o "Her şeyin en doğrusunu ben biliyorum" halleri. Yaşar Nuri Öztürk'ün popülerliği ve 'deha'sı politika sahnesinde işe yaramadı, ne CHP'de ne HYP'de. Henüz politika sahnesinden çekilmemişken adının karıştığı aşk skandalıysa, bütün argümanlarının ipini çekti. Yükseliş değil ama düşüş başlamıştı. Bir o kadına, bir bu kadına uzanıyordu mikrofonlar. Açıklanan telefon mesajları, duştan çıkan kadınlar, az önce giyilmiş kıyafetler gibi detaylarla Öztürk'ün bir başka özelliğinden haberdar olduk: Dahi de olsa, ilahiyatçı da olsa, felsefeyle yatıp kalksa da 'erkek'ti. Ve 19 yaşında evlenip, 25'inde üç çocuklu bir babaya döndüğü yaşlarda kalan bütün ukdelerini yeterince popüler, yeterince dayanılmaz, yeterince karizmatik olduğuna kanaat getirdikten sonra hayata geçirmekte sakınca görmemişti. Üstelik ona göre yaptığında bir yanlış da yoktu. Öyle ki eleştirileri "Hortlamış bir sürü Damat Ferit ve Mustafa Sabri ile bütün bunlar yapılır, bütün kaleler bir bir düşürülürken, ülke, aydınlanmanın önünü açanlardan biri olan adamın anıtlaşmış eserlerini yaratan açıktaki o büyük kafasını bırakıp fermuarının arkasındaki küçük kafasıyla uğraşıyor," diye yanıtlıyordu. Bu 'bela'yı da başarıyla savuşturduktan sonra, yine din adamı kimliğiyle Ramazan ayında 05.00'a kadar sahur yapılabileceğini ileri sürerek, herkesi şaşırttı. Derken önce TBMM'den, sonra parti işlerinden, ardından gazete köşelerinden el etek köşesine çekilme zamanı geldiğini düşünürken, geçtiğimiz günlerde çok sevdiği magazin programlarından birine katılıp 25 yaşında bir sevgilisi olduğunu açıkladı. O bunu açıklama değil de 'ağızdan kaçma' diye tabir etse de, aradaki yaş farkının İslami teorisini bile yapmaktan geri durmadı. Hatta bu açıklamadan sonra söz konusu 25'liğin kendisi gibi 'hapşırsa gündem olan' bir adamla evlenme konusunda kararsızlık geçirdiğini, o yüzden elindeki 10-15 kişilik listeyi gözden geçirmeye karar verdiğini bile anlattı. Paşabahçe'nin muhteşem boğaz manzaralı evinin salonunda "Kadınlara bakışınız biraz sorunlu değil mi?" şeklindeki sorumuzu ise yine 'Kurani gerekçelerle' kesin bir dille reddetti. Ona göre yaptığı şey tam da bir Müslümana yakışırdı, öyle ya sahabeler bile kızlarına kendi elleriyle koca aramamış mıydı? Üstelik dinen, 60 yaşında bir adamın 25'inde biriyle evlenmesinde ne sakınca olabilirdi ki? Kime neydi?
PR ne yana düşer, Ebu Zer'in yoksulluğu ne yana?
Öztürk evlenmenin kendisinin de hakkı olduğunu "Ben 80 yaşına gelmiş, ayağını sürüyerek giden bir adam değilim ki," diye gerekçelendirirken; bir yandan da Başbakan Erdoğan'ın Mısır'da yaptığı laiklik çağrısının kendisini ne kadar duygulandırdığını vurguluyor. "Ahh bir köşesi olsa," neler yazardı. Bir zamanlar CHP mitinglerinde ettiği sözleri kendisi gibi hepimizin unuttuğunu umarak, Türkiye'deki muhafazakarlarla-dindarlarla ve en önemlisi AK Partililerle arasındaki sorunun Hz. Yusuf'un kardeşleriyle yaşadığı sorundan farkı olmadığını söyleyerek, teşbihte bulunmaktan kendini alamadı. Yaşar Nuri Öztürk bir yandan bol kadınlı ve magazin soslu özel hayatıyla hayatımızda olmaya devam edecek. Diğer yandan "Yiyecek ekmeği olmadığı halde kılıcından sıyrılmış bir kın gibi isyan etmeyen insana şaşarım," diyen ilk Müslümanlardan Ebu Zer'i anlatacağı türden yeni kitaplar yazacak. Bundan öncesinde de PR diye gördüğü her röportajı öncesinde bir mağaza vitrinini andıran gardırobundan renkli gömlekler, tişörtler, pantolonlar seçip özenle fotoğraflar çektireceği röportajlar verecek. Tıpkı bize yaptığı gibi.