Geçen hafta SABAH Pazar'da yayımladığımız '40 yaşından sonra beslenme' konulu haberimize köşe yazarımız Haşmet Babaoğlu'ndan bir eleştiri geldi. Babaoğlu köşesinde, verilen listeye itiraz etmiyordu ama diyet sektörünün farklı ve çok da bilinmeyen bir yönüne dikkat çekiyordu. Babaoğlu, konunun bir de ekonomisinin incelenmesi gerektiğini işaret ediyordu. Biz de öyle yaptık. Diyet öyle bir konu ki, okuyucusu da yapanı da eksik olmuyor. İnternette en çok tık'lanan haberler arasında seks konusuyla başa baş yarışıyor. Hatta 'Seks randevusuna bu diyetle hazırlanın' başlıklı basın bültenleri bile gönderiliyor. Peki diyetin okuyanı, uygulayanı çok da, bundan verim alanı var mı? Bir tere otuyla ömür geçiyor mu? Tabii ki geçmiyor. O diyet illa ki yarıda kalıyor. Birkaç ay sonra yine plak başa sarılıyor. Müşteri hizmeti alıyor, memnun da kalmıyor ama tekrar denemekten vazgeçmiyor. Bu işten kârlı çıkan ne diyeti yapan oluyor ne de tere otu. Sadece bir kişi kazanıyor, o da piyasanın aktörleri. Uzmanından çaycısına, hapçısından diyetisyenine kadar sektöre bulaşan, deyim yerindeyse köşeyi dönüyor. Bu aktörler bu kadar önemli olmasalar, Mehmet Öz sadece kalp cerrahı olarak bu kadar ünlenip, bu kadar çok kazanabilir miydi? Taylan Kümeli'nin boşanma haberi, magazin sayfalarında yer bulabilir miydi? 10 yıl önce adını bile bilmediğimiz onlarca diyetisyen, magazin sayfalarında haber olacak kadar ünlü artık. Mesela Sibel Can'ın ömrünün her yılında diyet yaptığını düşünürsek, diyetisyenin de en az onun kadar ünlü olması kaçınılmaz. Sektörün kendine ait ayrı bir ekonomisi var. Bu sektör çok canlı, borsada tavan yapan hisse senetleri gibi... Diyetisyeni, diyet ürünleri, kepekli ekmeği, yağ ölçümlü tartı aletleri, ananası, keten tohumu, zencefili derken liste uzuyor gidiyor. İnsan sormadan edemiyor, "Nerede o eski diyetler, hani bir kibrit kutusu büyüklüğünde peynirle diyet yapılan o günler?" Yeşil çay içmeden bir diyet listesi düşünemediğimize göre, yeşil çay tüketimimizin yüzde 60 artmasını da yadırgayamayız. Peki, kim kazanıyor? Diyeti yapan mı, yoksa diyet ekonomisinin aktörleri mi? Bir kişinin yılda 5 bin liraya yakın parayı diyet uğruna harcadığını hesaplarsak, bunun önemini de kavrarız. Biz de diyet ekonomisini masaya yatırdık, sorduk soruşturduk.
MELİHA OKUR (SABAH ekonomi yazarı)
Dr. Mehmet Öz'ün adı doktor ama o, bu endüstrinin sihirbazı
"Beynimin ve vücudumun yaşlanmasını geciktirmek ve iyi yönetmek zorundayım. Bu yüzden hayatıma sporu ve sağlıklı yaşamı soktum. Bir diyetisyenin karşısına oturdum. Benim diyetisyenim birçok ünlü ismi zayıflatmış ama kendi ünlü olmayan biri. 800 lira gibi bir bütçe çıktı ilk etapta diyetim için. Aslında diyet olayı bir pazar. Bu pazarı da gayet iyi yönetiyorlar. Önemli olan bu pazarı, bu ölçeği büyütmek. Türkiye'de henüz oluşmamış bir pazar var. Gıda endüstrisinin dönüşümüne bağlı oluşmuş bir pazar bu. Biz gözümüzü açtığımızda, ABD'de herhangi bir ekrana odaklandığımızda Dr. Öz'ü (Mehmet Öz) seyrediyoruz. Dolayısıyla Dr. Öz'ün adı doktor olabilir ama o, bir endüstrinin sihirbazı, sözcüsü. Bize gıda endüstrisinin inceliklerini anlatıyor. Bu benim çoğunlukla karşı olduğum bir yolculuktur. Diyet pazarı, bizim gıda sanayindeki dönüşüme bağlı, Türkiye'deki fast food kültürüyle birlikte gelişen bir pazar. Biz de diyet mönüleri içeren, farklı ürünlerle tanışıyoruz. Krik-krak'lar mesela yurtdışından ithal. Bizim gıda endüstrimiz diyet ürünleri üretmede çok da başarılı değil. Büyük bir ithalat var bu alanda. Buna da şiddetle karşıyım. Gıda endüstrisinin ekmekten una kadar farklılaşması lazım. Türkiye'de kaynak var ama değirmencileri dönüştürecek maestro'lar yok. Bol döviz döneminin yarattığı güzellikler bunlar. 'Şişmanlatma' bol dolar likiditasyonuyla başlıyor. 1 Mart 2003'te Amerika, Irak'a girdi. Bizim bölgeye gökten dolar yağmaya başladı. Çok kritik bir Amerikan stratejisi. Yağan bol dolarlar bizi de kağıt ekonomisinin bir parçasına dönüştürdü. Kendimizi çok zenginleştik zannediyoruz. Reel üretime bakınca öylesine büyük bir zenginleşme yok, yolculuk var. O yüzden fast food kültürü, güzel soslu bol dolarla birlikte bambaşka bir gıda endüstrisi ortaya çıktı. Bizim üniversitelerde diyetisyen olmuş, bu dalı okumuş kişiler de bir anda bu ülkenin en ünlü magazin figürleri haline geldi. Ara üretim yapanlar bu dönüşümden faydalanmak istemiyor. Çünkü sermayeleri ve vizyonları yetmiyor. Büyük gruplar ise pazara yavaş yavaş giriyor."
PROF. DR. NAZİF BAĞRIAÇIK (Türk Diabet Cemiyeti Başkanı)
Obezite üretilen bir hastalık değil, asrın sorunu
"Obeziteyi kimse üretmedi, asrın hastalığı bu. Bu asrın beslenme şartlarının, stresin, değişen yaşam koşullarının sonucunda oluşan bir hastalık. Dünyada ve Türkiye'de devamlı artıyor obez sayısı. Bu konuda en çok araştırma yapan ülke Amerika olduğu için oradaki obez sayısının sürekli arttığını biliyoruz. Bu Türkiye'de de böyle. Geçtiğimiz yıllarda yedi ilde yaptığımız bir araştırmaya göre Türkiye'deki erkeklerin yüzde 26'sı, kadınların yüzde 32.4'ü şişman olarak belirlendi. 40 yıl önce de bir araştırma yapılmıştı, o zaman oran yüzde 27'ler seviyesindeydi. Önümüzdeki günlerde yeni bir araştırmanın sonucunu açıklayacağız. Muhtemelen oradaki sonuçlar da Türkiye'de obezitenin arttığını gösterecek."
ŞEREF OĞUZ
(SABAH ekonomi yazarı / İktisatçı)
Bu sistem beni önce şişmanlatıyor, sonra zayıflatıyor ve paramı alıyor
"Eskiden hastalık sizi yere düşüren, mahveden, belirgin, gizlenemeyecek bir şeydi. Şimdi normalden az fark gösteren her hal hastalık oldu. Medyanın gücüyle insanları buna ikna ettik. İlaç ve diyet sektörü 'Herkes hasta,' dedi. Bize, 'Lezzet mi, sağlık mı? diye sorup elimizden lezzeti aldılar. Bizi açlığa mahkum ettiler. Kadınlar
Vouge,
Cosmopolitan gibi dergilere bakıp, bir kadın olarak kendine ikonlar belirledi. 'Böyle değilsen ayvayı yedin,' dediler, halbuki o insanlar sağlıklı değil. Hepimizi hasta ettiler. Kadının güzellik zaafından yola çıkarak, obeziteyle kancayı taktılar. Kilolarıyla sorunu çözmüşse bu kadın, işi gram seviyesine çektiler. İlacın üretim maliyeti 100 dolarken, bunu pazarlamak için bin dolar harcayınınca iş zıvanadan çıktı. Son 50 yılda irili ufaklı 30 bin yeni hastalık üretildi. Obezite bunlardan biri. Amerika gelecekte kendilerini bekleyen en büyük felaketin obezite olduğunu keşfetti. Diyet ekonomisinin kurbanı olan bir kadının profili şöyle; kazandığı parayı üçe böl. Üçte birini ona bir şeyler yedirmeye, üçte birini onu zayıflatmaya, geriye kalanla da çocuğunu okutup, evini geçindirmeye ayırıyor. Türkiye geliştikçe bir şeylerle tanıştı. Milli gelirin 10 bin doları aşmasıyla talepler arttı. Düne kadar 'Hayatta kal, çocukları besle, yeterli gıda al,' üzerineydi ekonomik planlama. Eskiden şişmanlar, varlıklılar olarak nitelendirilirdi, karikatürleri hatırlayın. Şimdi şişmanlar, fakir insanlar. Zenginler fit, iyi beslenen insanlar. Algı da değişti. Nerede şişman görüyorsan, bil ki o, orta ve alt gelir grubunda biri. Onların gıdaları sağlıksız, özellikle şişmanlatılıyorlar ki, zayıflatmak için de paraları alınsın. Yani bu sistem beni önce şişmanlatıyor, sonra zayıflatıyor ve paramı alıyor. Bu psikolojik ortam, yeni zenginlik alanları ve girişimciler doğurdu. Bu sektörde kârın sürdürülebilir olması için, buraya gelen müşterilerin sürekli kendilerini kilolu ve sağlıksız olduklarını hissetmeleri lazım. Diziler, magazin sayfalarındaki insanlar ikon belirlendi. Tehdit şudur: Bunun gibi olmazsan yandın!"
ŞEMSİ KOPUZ (Gıda ve İçecek Sanayi Dern. Fed. Bşk.)
Türk damak zevkini dikkate almayan, pazarda kendine yer edinemez
"Tüketicinin sağlık bilinci hızla artıkça, gıda ürünlerinden yaşam kalitesini artırma beklentisi gün geçtikçe daha çok yükseliyor. Tüketiciler, gıda sanayicilerinden sadece gıda ürünü istemiyor; 'Mutlu, sağlıklı ve uzun ömürlü bir hayat' da talep ediyor. Gelişmeleri yakından takip eden gıda sanayisi de tüketicilerinin tercihlerini karşılayacak farklı içerikte; örneğin şekersiz, düşük yağlı, düşük enerjili ürünler üretiyor. Diyet gıdalarla ilgili olarak düzenli kayıtlar olmamasına rağmen bu sektörün yılda yüzde 20 büyüdüğü tahmin ediliyor. Sektördeki firmalar ürünlerini geliştirirken Türk damak zevkini dikkate alıyor, aksi halde pazarda yer etmeleri mümkün değil."
Rakamlarla gerçekler

Türkiye'de zayıflamak için spordan sağlıklı ürünlere kadar yılda 5 milyar dolar (yaklaşık 9.5 milyar lira) harcanıyor.

Son bir yılda Türkiye'de gıda harcaması (yiyecek ve içecek) 241 milyar lira.

2030'da ülkemizde şişman sayısı iki kat artacak!

Bir kişinin obezite tedavi masrafı en az 800, en yüksek 2 bin dolar civarında.

Diyette lif tüketimi artacağı için lif üretimi sektörel bir güce dönüşecek.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun yaptığı araştırmaya göre nüfusun yarısı obezite tehdidi altında.

Türkiye'de üç binin üzerinde diyetisyen hizmet veriyor.

Beş yıl öncesine kıyasla bir diyetisyenin günde gördüğü hasta sayısı şu an iki katına çıkmış durumda.

Diyetisyenin verdiği zayıflama paketinin fiyatı bin ile beş bin lira arasında.
İş dünyası da zayıflıyor
İş dünyasının ünlü isimleri Abdullah Kiğılı, Zafer Kurşun, Tahsin Öztiryaki, Bülent Çulhas, Osman Benzeş, Cavit Çağlar ve Oğuz Çarmıklı yılda en az bir veya iki kez Bodrum'da bir araya gelerek diyet ve spor programlarına katılıyor. Son dönemde zayıflayan siyasetçilerin sayısı da bir hayli fazla.