SABAH
gazetesi Özel İstihbarat Bölümü Editörü Ferhat Ünlü, yeni romanı
Kötü Roman'da bir dönemi masaya yatırıyor. Romanda derin devletin bilmediğimiz yönleriyle de yüzleşiyoruz, neredeyse put haline getirilen Atatürk heykelleriyle de, bin yılların bitmeyen kardeş kavgalarıyla da, işkencenin kapkaranlık yüzüyle de, taşranın sıcaklığıyla da, metropolün soğukluğuyla da... Semalarını; Orhan Kemal'in, Yaşar Kemal'in ve Yılmaz Güney'in aydınlattığı Çukurova topraklarında edebiyat aşkına tutulan Ferhat Ünlü, ilk öyküsünü henüz 16 yaşındayken yazmış. Gazetecilikle birlikte sürdürdüğü edebiyat çalışmalarını ilk kez 2002 yılında
Buzdan Gözyaşı adlı romanıyla süsleyen Ünlü, daha sonra
Bir Gölgenin İntikamı ve Münasebetsizleri Ayıklama Teşkilatı/M.A.T adlı romanlara imza attı. Ünlü'nün ayrıca
Susurluk Gümrüğü,
Eymür'ün Aynası ve
Sadettin Tantan adlı araştırma kitapları da bulunuyor.
Kötü Roman'da yaşam-ölüm, aşk-sanat, kahramanlıkihanet, adalet-güç, birey-devlet çatışması gibi temaları işleyen Ferhat Ünlü'yle iyilikle kötülüğün kadim savaşını anlattığı yeni romanını konuştuk.
- Neden 'kötülerin' başrolde olduğu bir roman yazmak istediniz?
- Çünkü kötülük anlatmaya değer bir şey. Her romanın niyet, imge ve karakter yaratımı açısından bir çıkış noktası vardır. Niyet, romanın dayandığı fikri zemindir. Karakter yaratımı dediğimiz aşama en zorudur. Oğuz Atay, 'Bir hikâyeyi yazmak, onu yaşamak kadar zordur,' derken, bence öncelikli olarak karakter yaratımı sürecinin zorluğundan söz ediyordu.
Kötü Roman'daki başat karakter, sistemin göbeğinde yer alan, darbe dönemlerinde heykel yaparak köşeyi dönmüş bir babanın oğlu, yani biraz mutant bir sınıfın mensubu. Toplumun ilerici, taşıyıcı gücü olduğunu düşündüğü Kemalistleri çok yetersiz buluyor. Ve bu düşüncelerle kötü şeyler yapmaya başlıyor.
- İmgesel çıkış noktanız neydi?
- İmgesel anlamda romanın iki çıkış noktası var: 1993'te ilk kez İstanbul'a geldiğimde Boğaz'ın buz tuttuğunu hayal edip, notlarını almıştım. Romanın sahnelerinden bir diğeri de 2001 yılında İngiltere'de gözümde canlandı. Biraz demonik, kötücül bir fikirdi. Otobüsle Leicester'dan Londra'ya gidiyordum, birden şoförü kafasından vurmak gibi bir düşünce geçti aklımdan. Bunun, intihar etmenin tuhaf bir yolu olduğunu düşündüm. Barbaros da böyle bir intihara karar verdikten sonra yeni bir yol çiziyor kendine.
- Ana kahramanınız hem Kemalizm'den besleniyor hem Kemalizm'i yetersiz buluyor ama bir yandan da yapmak istediği şey yine Kemalizm...
- Barbaros, tahakkümcü modernleşme projesinin tıkandığı yeri araştırıyor. Siyaset, sorunları bir yere kadar çözüyor ama siyasetin giremediği alanlar var. Bunu erkenden gördüğünü düşünüyor ve o alanlardan başlayarak Türkiye'yi dönüştürmeye çalışıyor.
- Kemalizm bizim ülkemizde insanlara ne yaptı sizce?
- Bir ideali gösterdi sadece. Tünele soktu ama yarısında bıraktı. Batılılaşmacı bir ideoloji yarattı ama gelişme sürecinin nasıl tamamlanacağına dair yol haritası çizemedi. Şimdi oradan Türkiye'nin başka toplumsal dinamikleri süreci götürmeye çalışıyor. Yani modernleşme devam ediyor. Öte yandan Kemalizm'in halkın çeşitli kesimlerini kutuplara ayırma gibi olumsuz bir sonucu oldu.
BARBAROS, ANDERS BREİVİK GİBİ
- Kitabı Ergenekon operasyonunun işlediği bir süreçte yazdınız. Aslında bir bütün olarak Ergenekon heyulasını, Barbaros'un içine girmiş gibi hissediyorum.
- Barbaros, Ergenekon soruşturmasından önce, 2005 senesinde oluşturulmuş bir karakter. Ama Kemalizm'in çok ileri derecede bir taşıyıcısı. Diğer Kemalistlerden en önemli farkı şu: Birey olarak bir şeyleri değiştireceğini düşünüyor. Norveç'te çok sayıda kişiyi öldüren Anders Breivik gibi postmodern, bireysel bir terörist. Kemalistleri bile beğenmiyor. Kürtler, İslamcılar, Aleviler gibi toplumun değişik kesimlerini zaten hiç ciddiye almıyor. Bence en tehlikeli terörist profili bu. Gelecekte böyle bireysel teröristlerle karşılaşabiliriz, örgütlenmeleri olmadığı için haberleşmeleri olmayacak ve yakalanmaları da zor olacak. Dünya ileride böyle teröristlerle uğraşacak.
- Peki, sizce Kemalizm bütün güdüklüğüne rağmen karşıtlarına bile sirayet etmiş olabilir mi?
- Bu, önemli bir soru. Çünkü Kemalizm seküler her harekete bir şekilde ilham kaynağı oldu, olumluolumsuz anlamda bu hareketleri dölledi. Belki daha köklü damarları o kadar etkileyemedi, muhafazakâr damar gibi...
- Hepimiz biraz Kemalistiz yani...
- Zorunlu olarak biraz öyleyiz evet. Zaten dilin kesilmiş. Dil demek can damarın demek, geçmişinle bağın koparılmış. Yeni bir devlet yaratılmış, yeni bir ulus, yeni bir rejim... Bu yeniliğe entegre olmamak biraz güç. PKK bile Kemalist paradigmaları takip ediyor.
- Bu yeniliğe herkes entegre oldu mu?
- Kürtler ve İslamcılar dışarıda kaldı. Muhafazakârlar sistemde iyi bir yer edindiler. Kürtlerin sisteme entegre olma süreciyse devam ediyor.
- Şimdi yaşadığımız politik ve sosyolojik durum, Kemalizm'in bu ülkede mezarının kazıldığı şeklinde yorumlanmalı mı?
- Mezarının kazılması söz konusu olmaz, ancak dönüşümü söz konusu olur. Çünkü yeni sistem de Kemalizm'in uysal yönlerini almak zorunda. Kemalizm 90'dan itibaren tarihsel olarak zaten bitmişti. Bunu gördüler, önlem almaya çalıştılar, alamadılar.
HER 'İYİ'NİN İÇİNDE BİR KÖTÜ VARDIR...
- Romanın kahramanlarından biri işkenceci polis. Teknik detaylar gerçekten iyi. Neden böyle detayları romanınıza serpiştirme ihtiyacı duydunuz ve neden onu 'insan' haliyle göstermeye çalıştınız?
- İşkence, uygulayan açısından insanlık suçu. Uygulamaya cevaz veren açısından çok daha büyük bir utanç ve tarifi imkânsız bir kötülük. Kötülüğü anlatan bir romanda en büyük kötülüğe yer vardı. Adı Kötü Roman olan bir romanın, işkenceyi de anlatması lazımdı. En büyük kötülüğün olduğu yerde, bir işkencehanede insanın düştüğü durumu göstermek istedim. Hem işkence gören, hem de yapan açısından... Ve işkenceyi romanın 'iyi adam'ı yapıyor. Bu da ayrı bir çelişki. Bunu eğer polis karakter üzerinden anlatmasaydım, bizim 'iyi' dediğimiz kahramanı o işkence odasında göstermeseydim, eksik kalırdı.
- Her kötünün içinde bir iyi, her iyinin içinde bir kötü mü var sizce?
- Kesinlikle var. Çünkü biz insan olarak iyiliğe meyilli olduğumuz kadar biraz da şeytana uyan yaratıklarız. İşkenceci kahraman da kendi hayatının içinde adeta bir getto oluşturmuş ve işkencehanede kötülük yapabiliyor.
- Neden iyi bir insan böyle bir şey yapar?
- Demek ki yeterince iyi değilmiş. İyiliğin de dereceleri vardır ve hayat bunu her zaman sınar. Ne kadar iyi olabileceğimizi kendimiz seçeriz. Polis karakteri eğer yeterince iyi olsaydı, en zor durumda bile kendi iyiliğinden taviz vermezdi. O anlamda kurbandır belki, ama bir tercih de yapmıştır.
ROMANCI, DEVLETİ VE HALKI TANIMALI
- Romanda bir yandan da derin devletin figürleriyle karşılaşıyoruz. Bu bölümleri yazarken gazeteciliğinizden ne kadar faydalandınız?
- Çok faydalandım. Bu anlamda bir romancı olarak gazeteciliğe müteşekkirim. Biz gazeteciler farklı insan hikâyelerine tanık olma imkanına sahibiz. Türkiye'de romancının iki olguyu iyi bilmesi gerekir: Devlet ve halk... Ben halkı zaten tanıyordum, halkın içinden geldim, Adana'nın bir kenar mahallesinde büyüdüm. Hesap edin, insanlar Müslüm Gürses dinlemekten utanırken ben Müslüm dinliyordum. O kadar halkın içinden geldim yani. (Gülüyor) Kötü Roman'da o döneme ait bilgi ve deneyimlerimi kullandım. Gazeteci olduktan sonra devleti tanıma fırsatı buldum ve derin devleti de tabii... Böylece devletin ve halkın içinde olduğu romanlar yazabilecek birikime ulaştım.
- Yazarlıkta hedefleriniz neler?
- Aklımda yeni bir roman var, günlük mesaisi olan insanlarız, bu yüzden roman için geceleri çalışıyorum. Çileli bir iş, ancak beş sene sonra bitiririm. Şimdilik hikâyeyi kendi içimde yaşamaya çalışıyorum. Notlarını almaya başladım. Nihai olarak hedefim ise iyi bir yazar olarak üzerime düşeni yapıp, bu dünyadan gitmek. Gittiğimde Cervantes, Dostoyevski, John Fowles gibi ölmüş büyük ustaların 'Evladım helal sana, iyi romanlar yazdın,' demelerini isterdim.
ÇİRKİN ATATÜRK HEYKELLERİ VAR
- Kemalizm'in pek çok nesnesi hayatımızın ortasında. Bunlardan biri de Atatürk heykelleri. Sizce put gibi bir işlevi mi oldu bu heykellerin?
- Heykel gerekli estetik koşulları yerine getirdiği zaman sanat yapıtıdır. Ama siyasi bir simgeye dönüşürse putlaşabilir. Bugüne kadar Atatürk heykelleriyle ilgili tartışılmayan şey, eserlerin estetik boyutuydu. Ülkemizde estetik açıdan kusurlu, çirkin çok sayıda Atatürk heykeli var.
- Romanın bir mevzusu da, kardeş kavgası... Ben bu detayın Kürt meselesiyle bağını kurdum okurken. Kardeşlik kavramını neden tartıştırmak istediniz?
- Evet, bir dönem Kemalizm'in Türk kimliği üzerinden Kürt kimliğine yaptığı şey, Kabil-Habil hikayesini çağrıştırıyor. Tabii kimin Habil kimin Kabil olduğu tartışmalıdır ve iki kardeşin birbirine zarar verdiği noktada kimin hangisi olduğunun çok önemi yoktur. Hemen suçlu arayacağınıza bu sorunun kaynağı ne, bu ikisi niye kavga ediyor diye düşünmeniz gerekir. Ben romanda bu anlamda Habil'le de empati kurmaya çalıştım, Kabil'le de... Ve bu çatışmanın aslında kimseye yararı olmayacağını, bundan her iki tarafın da zarar göreceğini göstermek istedim.