İÇKİ TÜRK MİLLETİNİN PARÇASI
- Siz karşı mısınız piyasa musikisine?
- M.B: Karşı olabilir miyim? Türk müziği 1936 yılında yasaklandı. O zaman bir karar açıklanmış, 'Bundan sonra Türkiye çok sesli müziğe dönüyor, tek sesli Türk müziği yasaktır,' deyip radyolarda yasaklanmış. Onun üzerine tüm büyük sanatçılar, Yesari Asım, Arif Sami Toker, Münir Nurettin Selçuk, Anadolu'da dolaşmaya başlamışlar, turneler yapmışlar. Gazinolarda, çadırlarda, mekanlarda söylemişler. Türk müziği o süre zarfında bu şekilde yaşamış. İçkili gazino diyerek değerini alçaltmaya çalışıyorlar. Şarkı dediğimiz zaman neoklasik dönemde, Hacı Arif Bey gelir, arkasından da Şevki Bey. Şevki Bey alkolden öldü. İçki-sofra Türk müziğinin parçası, geleneğinde var.
- Fasıl ve alkol ayrı düşünülemez herhalde...
- M.B: Atatürk'ten söz edelim. Atatürk, Müzeyyen Senar'ı konser salonunda mı dinlemiş, Safiye Ayla'yı konser salonunda mı dinlemiş? Dolmabahçe'de ya da Yalova'da sofra kurulmuş. Atatürk içerken-yerken arkadaşlarıyla, onlar da şarkıyla eşlik etmiş. Müzik icra edildiği zaman, bu bir konser salonunda olmak zorunda değil. Efsane nedir, Münir Nurettin gitmiş Emirgan'dan bakmış mehtap var, Mehtap gazelini okumuş. Balıkçılardan biri de, 'Kendini Münir mi sanıyorsun?' diye bağırmış. Bunun mekanı yok ki. Bazen bir deniz kenarındadır, bazen bir gazinodadır, bazen evdeki bir içki sofrasındadır. Mesela, o zamanlar Turgut Özal cumhurbaşkanıydı, evimde her doğum günümde fasıl yapardık. Özal da gelirdi, yer-içer, fasıla katılır, elini göbeğine kavuşturur dinlerdi. Aynı şekilde ben Nevzad Atlığ Korosu'nu da yıllarca konserlerde izledim.
- B.Ü: Benim sizinle ilk karşılaşmam da böyle bir ev fasıl gecesindeydi. Ben o dönem, TRT Radyosu'nun açtığı amatör ses yarışmasında Marmara bölge birincisi olmuştum. Bir abim aradı, 'Levent Kırca'nın evinde fasıl yapacağız, çok ağır abiler var, Mehmet Barlas da var,' deyince, 'Evyahhh,' dedim. Çünkü biliyorum çok derin bir bilgisinin olduğunu. Tüm gece çalıştım, tüm ağır makam usul ne varsa çalıştım. Meragi'den istediniz. Ben kaldım öylece, çünkü bilmiyordum.
- M.B: Benim tutkumun bir kötü yanı var işte; bir gün Fahrettin Aslan yolumu kesti, 'Nolur, sen ve Rauf Tamer Maksim'e gelmeyin,' dedi. 'Niye,' dedim. 'Siz geldiğiniz zaman sazlar 17. yüzyıldan bu yana geçmiyor, batacağım,' dedi. Bu benim klasik Türk müziği düşkünlüğümün yan sonucu maalesef.
- Hep dinler miydiniz Klasik Türk Müziği?
- M.B: Tabii canım. Babamın, dedemin evinde dinlerdim.
- Siz albüm de yaptınız, Mehmet Bey destek oldu mu?
- B.Ü: Eşref Vakti diye bir albüm yaptık biz Fatih Ahıskalı ile birlikte. O da konservatuarımızdan mezun. Gençlerin dikkatini çekecek, biraz daha modern bir şey yapma fikriyle yola çıktık ve bu albüm oluştu. Mehmet Abi çok destek oldu bize.
BEKİR ÜNLÜATAER:
ŞEBNEM SCHAEFER, KONSER ÇIKIŞI KULİSE GELİNCE ŞAŞIRDIM
- Diğer müzik dallarında dinleyen kitlesi daha geniş.
- M.B: Dinleyen kitlesi az değil. Çok yaygın.
- B.Ü: Bizde dinleyen kitlesi aslında yaygın. Bugüne kadar ben hep 50 yaş üstüne çalıştım. Klasik dinleyicilerim belli bir yaşın üstünde. Özellikle devlet korosu konserlerine gelenler arasında çok genç göremezsiniz. Belli bir yaşın üstündeki insanların gönlünü fethettiğimi düşünüyorum. Ama gençlik de var. Doğru müziği çok iyi algılayamıyorlar. Bir gün konser çıkışı kulise Şebnem Schaefer geldi, beni dinlermiş, hayranmış. Çok şaşırdım. Bazen hiç ummadığın yerden dinleyicin de çıkabiliyor.
- M.B: Türk müziğinde meşk çok önemli ama sanatın tüm dallarını yıldızlar yüceltir. Münir Nurettin diyoruz, hâlâ onu dinlediğimiz de heyecan duyuyoruz. Aynı şekilde Yesari Asım, kendi bestesini kendi söylediği zaman çok farklı bir olay oluyor. Sami Toker çok büyük besteci. Sabite Tur Gülerman'ın bir repertuarı var, şaşırıyorsunuz. Safiye Ayla, Müzeyyen Senar böyle geliyor solistler. Bugüne gelirsek, Doğan Dikmen, Münip Utandı, Güzin Değişmez, Melihat Gülses, genç isimler bunlar. Bunlar olmadan müziği kimse götürmüyor. Devlet koroları kuruyor, bu korolar içinde yıldızlar varsa, korolar ilgi çekiyor. Herkes aynı şeyi söyler, farklı ses çıkarmazsa olmaz. Bekir, yaşadığımız çağdaki en büyük solistlerden birisi. 'Geleceğin Münir Nurettin'i,' diyorum. Bekir tek. İleride başka Bekirler çıkacak.
- B.Ü: Bu çağda biraz daha zor işimiz değil mi Mehmet Abi? Eski hocalar yok.
- M.B: Senin yaşadığın çağdaki insanlara bak, Alaaddin Yavaşça yaşıyor, Selahattin İçli yaşıyor. Büyük besteciler senin yaşadığın çağda da yaşıyor.
- B.Ü: O zaman toplum tarafından daha farklı bir katılım yok muydu?
- M.B: Bu teknoloji müthiş bir şey. Diyelim ki, 1700'lü yıllarda yaşamışım ve bir prens beni sarayına davet etmiş, Mozart dinlemişim. Sonra bir daha nerede dinleyeceğim, ömrümde bir kez dinleyebilirdim Mozart'ı. Ama bugün teknoloji sayesinde defalarca dinleyebiliyorsun. Senin de imkanın bu. Eskiden İstanbul'da birkaç kişi dinlermiş. Seni, televizyonun ve radyonun ulaştığı tüm alanlar dinliyor.
- B.Ü: Ama toplumu Türk müziği konusunda biraz bilinçlendirmek gerekmiyor mu?
- M.B: Hikmet Kıvılcımlı derdi ki; 'Toplumu bilinçlendirmek, dolmayı pirinçlendirmeye benzemez,' (Gülüyor). Toplumu nasıl bilinçlendireceksin? Toplumu hangi konuda bilinçlendireceksin? Sen sanatını yap, sanatını çok ilerlet, toplum zaten o bilince sahipse peşinden gelir.
MEHMET BARLAS: CUMHURBAŞKANI DA, BAŞBAKAN DA FASILLARA DÜŞKÜNDÜR
- Siyasiler arasında Türk müziğine meraklı isimler var mı?
- M.B: Rahmetli Turan Güneş çok iyi arkadaşımdı. Müthiş bir müzikseverdi. Ölmeden önceki gece, Ankara'dan aradı beni, 'Barlas ben yarın Bodrum'a tatile gidiyorum, ama önce İstanbul'a uğrayacağım, beraber alaturka yapalım,' dedi. Ben de, Muazzez Abacı'yı, Vasfi Rıza, Necmi Rıza, Mefaret Yıldırım'ı bile çağırdım. Ertesi gün vefat etti. Turgut Özal hiçbir şey değildi, ne müsteşar, ne başbakan, ne cumhurbaşkanı, hiçbir şey değilken tanıdım. Bir fasıl akşamı yanımda tombul bir adam oturuyor. Benim yanımda fasla katılıyor. Sonra arkadaş olduk, aldım eve getirdim. Sonra başbakan, cumhurbaşkanı oldu. Durmadan buradaydı. Aşağıda kafa çeker, şarkı söylerken, telefonla Bush arardı. Diğer odada şifreli telefon kurulurdu. Beyaz Saray'la buradan konuşulurdu. Hasan Celal Güzel, çok iyi tambur çalar.
- Yeni dönem siyasileri arasında?
- M.B: Türk müziği seven çok var. Tayyip Erdoğan'ın torunu var, ufacıktı geçen sene bu eve geldi. Dört yaşında falandı. Tut-i Mucizeyi Guyem'i söylüyor. Çünkü 'Dedem en çok onu seviyor,' diyor. Dört-beş yaşında çocuk Itri seviyor. Tayyip Erdoğan müthiş bir müziksever. Abdullah Gül de öyle. Fasıllardan birinde beraber olduk, cumhurbaşkanı sonuçta. O da çok düşkün.
MEHMET BARLAS: BİLGİSAYARIMDA KAYITLI 28 BİN ŞARKI VAR
- Fehmi Koru'nun fasıl gecelerine hâlâ katılıyorsunuz. Oradaki en genç dinleyici kaç yaşında?
- M.B: 22-23 yaşında gençler katılıyor. İnsanlar çocuklarını da getiriyorlar. Ben dokuz yaşımdan beri nasıl seviyorum bu müziği? Babamdan, dedemden, çevremden... Akşamüstü radyoyu açtığımız zaman Yeniköy'de fasıl müziği dinlerdik. Radyoda incesaz diye çalardı. Şartlı refleks gibi, burnuma rakı kokusu, domates, peynir, salatalık beraber gelirdi. Akşamüstü fasılla birlikte keyif edilirdi, daha dokuz yaşımdaydım.
- Sizin kuşaktan sonrasına dair yine de endişe yaşıyorum. Yani bu müzik sadece iPod'larda mı saklı kalacak?
- M.B: Benim NTV'de Oğuz Haksever'le bu müziğe dair programım var, Makam Farkı ismi. Aldığım mail'leri bilseniz, hiç yaş farkı yok. Çok sesli toplum artık. 18. yüzyılda kim hip-hop'u biliyordu? İstanbul'da Hacı Arif Bey'in şarkısı, Osmanlı İmparatorluğu'nun Bağdat'ın da mı çalınıyordu? Şimdi çok yaygın. Okullarda genç insanlar da var. Bitmedi bu müzik.
- B.Ü: Hep bir yenilik arayışı var. Biraz daha yeni koşullara göre şekillenmek gerekiyor.
- Siz günde kaç saat çalışıyorsunuz?
- B.Ü: Çok erken kalkıyorum. Açıyorum bilgisayarı, nota programı var, radyodaki tüm notaları oradan temin ediyorum. Mehmet Abi'nin ciddi bir arşivi var, 28 bin şarkı. Ondan çok istifade ettim. Tüm hard disk'ini bana kopyaladı. Bu konu bir okyanus. O kadar çok şey var ki, çalışmak, öğrenmek gerekiyor. Kendinizi farklı bir yere getirmek istiyorsanız çok çalışmak gerekiyor. Tüm günü ben çalışarak geçiriyorum. Sadece yetenekle olmuyor. Devlet korosunun bana kazandırdığı en büyük şeylerden biri repertuardır. Orada klasik anlayışı ve repertuarı kattı. O kadar dinlenmesi gereken kayıt var ki. Dinlerken aradaki tavır farkını görüyorsunuz. Klasik müzik altın bilezik ama modern şeylere de açık olmak gerekiyor. Sabah kalkar kalkmaz çalışmaya başlıyorum.
- M.B: Benim oğlum Cemil, internetin ustası. Yazın Bodrum'da mehtabın altında, Bekir'e gazel okuttuk. Telefonuyla kayda aldı, twitter'dan canlı yayın yaptık bu gazeli. Böyle imkanlar var artık.
- B.Ü: Sadece Türk müziği dinlemiyorum, İtalyan tenorları da dinliyorum. Batı'yı da çok örnek alıyorum. Timur Selçuk'la da çok çalıştım.
BEKİR ÜNLÜATAER: İKİMİZ DE DUYGUSALIZ
- B.Ü: Şöyle bir anım var. O zamanlar tanışmıyorum Mehmet Abi ile. Askerliğimi Ankara'da yaptım Armoni Müzikası'nda. Mehmet Abi ile ikimiz de kova burcuyuz, duygusallığımız da benziyor. Birgün arkadaşım koşarak yanıma geldi, 'Mehmet Barlas senden bahsetti,' dedi. İnanılmaz duygulandım, ağladım sevinçten. Mehmet Abi, beni çok taltif etti.
- M.B: Estağfurullah, haddime mi düşmüş!
- Siz kendi imkanınızı ve sosyal ortamınızı yaratmışsınız. Sokaktaki insan nerede dinleyecek?
- B.Ü: Salı günleri Zarifi'ye, cuma günleri Maltepe'deki Çetin'e geleceksin (Gülüyor). Mehmet Barlas beni topluma çok güzel lanse etti.
- M.B: Dün akşam bir mail geldi bir hanımdan, 'Benim kocam müziğe çok meraklı, iPod'a onun için Türk müziği yüklerken bozuldu.' Ben de cevap yazdım, 'Ipod'u gönder bana,' dedim. Sizin gibi seven insan bulunca her şeyi yapıyorsunuz. SABAH'ın başyazısına müzik yazıyorum, dahası var mı? Terör eylemi tırmanmış, ayaklanma olmuş, ben alaturka yazısı yazıyorum. Televizyonda, radyoda program yapıyorum. Burhan Felek müthiş alaturkacıydı. Bizim evde Burhan Felek, Vasfi Rıza, biri gazeteci, biri tiyatrocu. Ben onların fasıllarını dinledim, babamın evinde. Vasfi Rıza bir gazel okurdu, böyle bir şey olamaz.
- Sizin ikinci dünyanız müzik olmuş...
- M.B: Böyle çok insanlar tanıdım ben. Hasan Ali Yücel, Türk milli eğitiminin önemli ismi, bestesi vardır. Babamın da arkadaşı. Alaaddin Yavaşça müthiş bir jinekolog ama birinci dünyası müzik olmuş. Nevzat Atlı'nın asıl mesleği röntgencilik. Kim hatırlar röntgeni?
MEHMET BARLAS: TATİLDE HERKES YÜZERKEN, BEKİR ŞARKI ÇALIŞIYORDU
- İkiniz ne sıklıkla bir araya geliyorsunuz?
- M.B: İkimiz birbirimizi özlediğimiz zaman bir araya geliriz. Çok sık yani. Yazın beraber yedi gün geçirdik. Bodrum'da tekneyle geziyoruz, ertesi gün Bekir İstanbul'a Sezen Aksu'nun konserine katılmak için dönecekti. Teknede herkes yüzerken, Bekir şarkı ezberliyordu. Sezen Aksu ile beş konser verdiler. Bu konserde seslendirdiği şarkıyı şimdi Ercan Saatçi ile single yapıyor.
- Müzik olmasaydı hayatınızda, ne olurdu?
- M.B: Korkunç bir şey olurdu. Kabus gibi. İki olay beni şaşırtır, 30 harf kelimeleri oluşturuyor, dilleri oluşturuyor. Tüm insanların ifade ettikleri anlamlar o harflerle oluşuyor. İkincisi de nota, yedi tane ana nota ve senfoniler, besteler, şarkılar.
- Mehmet Bey siz ne kadar vakit harcıyorsunuz müziğe?
- M.B: Çok harcıyorum. Radyoda program yaptığım için sürekli dinliyorum. Yeni-eski ne varsa bulmaya çalışıyorum. Kaynağa inme meselesine de takıldım. Mesela Safiye Ayla bir şarkı yapmış, tek bestesi, Ah Bu Gönül Şarkıları. Bir baktım, Arap müziği dinliyorum, Ümmü Gülsüm söylüyor. Safiye Ayla'nın değilmiş. Safiye Ayla, Mısır'a gittiğinde dinlemiş, ona Türkçe bir şeyler yazılmış. Safiye Ayla'nın bestesi diye duyulmuş.