En sevdiğiniz yer neresi?
Kaş.
En sevdiğiniz restoran?
Cihangir'e gelirsem Demeti. Arnavutköy'de de Lipari.
En son izlediğiniz film?
En son Spielberg'ün Savaş Atı isimli filmini izledim. Melankoli'yi de izledim.
En son okuduğunuz kitap?
Hakan Günday'ın Zargana romanını okudum. Şu sıralar Sarıkamış'la ilgili çekeceğimiz filme dair şeyler okuyorum.
En iyi dostunuz kim?
İsim versem ayıp olur... Ama Taner Birsel benim çok eski arkadaşım. Ta siyasetten, gazetecilikten, konservatuardan... Sonra da ev arkadaşım oldu.
KENDİ HİKAYEMİZİ İZLEMEYİ SEVMİYORUZ
- Sizi ilk filmini çeken yönetmenlerin tercih etmesinin nedeni ne? - Genelde öyle oldu. Onlara destek vermek hoşuma gidiyor. Onlar da bunu biliyor. Ben onlara karşı maddi bir beklentiye girmiyorum çoğu zaman. Çünkü birçoğu düşük bütçeli filmler çekiyor. Onlarla birlikte zenginleşiyoruz. -
Kültür Bakanlığı'nın bol keseden her filme destek olmasına, piyasadaki film kirliliğine ne diyorsunuz? - Bir kirlilik yaratıyor, kesin. Aklına ilk gelen fikirle çıkan bir projeye de destek veriyorlar. Çoğu da başarılı olamıyor. İçlerinden bir iki tanesi çıksa iyi ama sanırım onu da bir kritere oturtacaklar.
- Yeni ve genç izleyici kuşağından memnun musunuz? - Üniversite öğrencileri hem Türk tiyatrosunu hem sinemasını çeviren seyirci profili. Bizim tiyatrodaki oyunlarımız tıklım tıklım oluyor ve gelenlerin çoğu üniversite öğrencisi. Ama sinema daha geniş kitlelere ulaşıyor. İstiyorum ki, Nuri Bilge Ceylan'ın filmlerini sadece üniversite öğrencileri değil, annelerimiz babalarımız da izlesin. Zeki Demirkubuz'u sadece entelektüel, hayatla sorunu olanlar değil de, Zeki'nin filmlerinde anlattığı insanlar da izlesin. Mesela Yazgı filmindeki kahramanlar, İstanbul varoşlarında yaşayan milyonlarca insan. Kendi hikayelerini izlesinler. Ama onlar Recep İvedik'i izliyor. Onu da küçümsemiyorum, o da başka türlü bir sinema yapıyor. İnsanımız, kendininkini değil, başkasının hayatını, köşklerdeki büyük burjuvaların hayatını izlemeyi seviyor. Halbuki sokak hayatı da, varoş da çok zengin.
- Bizde belli bir yaştan sonra başrol hayal oluyor. Aslında yaş aldıkça tecrübe kazanılan bir meslek değil mi bu? - Biz çok eskitiyoruz ve tüketiyoruz. Daha 'no name', yani bilinmeyen isimlere yöneliyoruz. Bu bir süre böyle gider. Şimdi yeni yeni parlayan televizyon yıldızları var. Bir süre onları tüketeceğiz, sonra yenilerini bulup parlatıp bir kenara atacağız. Bu 'no name' olayını piyasaya sokanlara da lanet ediyorum. Nedir bu ya? Ne münasebet! Yetenekliyse tamam da... 'No name' adı altında, bir sürü yeteneksizi yutturmaya çalıştılar. Yutmadık. Seyirci de yutmuyor zaten. Bu kabul edilemez.
'KOTLA ÖDÜL ALDI' TARTIŞMALARI OLDU
- Nuri Bilge Ceylan'ın SİYAD Ödül Töreni'ne hırkayla katılmasına ne diyorsunuz? - Benim bir tecrübem var bu durumla ilgili. 1999 yılında Antalya Altın Portakal'da en iyi erkek oyuncu ödülünü aldım. Aspendos'ta düzenleniyordu tören, açıkhavada. O dönem CHP'ydi belediye. 10 bin kişi var, piknik tadına geçmişti her şey. Bir siyasi güç gösterisine döndü ortam. 40 derece hava sıcaklığı. Ben de o festival öncesi Amerika'dan dönmüştüm. Amerika'dan özene bezene aldığım jeanimi ve tişörtümü giydim, gittim. Ödül alacağımı bilmiyordum. Açıklandı ödül alacağım, çıktım sahneye. Hakkımda bir sürü şey yazıldı çizildi; 'Kotla çıktı,' sahneye diye. Sonra Zeki Demirkubuz çıktı, gömlekle. Nuri Bilge keten gömlekle çıktı. Bu anlamda, bu tartışmanın başlamasına sebep olan biri olarak söyleyebilirim ki, çok şekilci olmamak lazım. O gün İstanbul'da çok kar yağdı. Nuri Bilge çok üşüdüyse, kazakla çıkmış olabilir.
- 12 Eylül iddianamesi açıklandı. Siz de o dönem, Nâzım Hikmet şiiri okuduğunuz için gözaltına alınmış biri olarak, ne diyeceksiniz? - Çok insanın canı yandı o dönem. Hapishanede işkence yaparak, masum insanları öldürenlerin yargılanması gerekiyor. 80 yaşına gelmiş bir insanla, o dönem için hesaplaşılmaz diye düşünüyorum. Hesaplaşılması gereken başka insanlar var.
YİNE YENİBİR YÖNETMENLE SİNEMA FİLMİ YAPIYORUZ
- Tiyatro oyunlarınız yıllar yılı sürüyor. Sevdiğiniz bir mu durum bu? - Çok sevmiyorum. Benim için tiyatro, prova süreci. O bir-iki ay. O yaratım süreci çok zevkli. Yoksa her gece aynı şeyi oynamak çok keyifli değil. Devlet tiyatrosunda da oynadığım için, bazen haftada 14 oyun oynamak zorunda kalabiliyoruz. Bu çok zevkli bir şey değil. Biraz sahneyi ve seyirciyi özlemek lazım. O yüzden favorim, sinema.
- Yeni projeler var mı? - Önümüzdeki ay Sivas'ta bir sinema filmine başlıyorum. Eve Dönüş diye, Sarıkamış olayları sırasında hayatta kalmaya çalışanların hikayesi anlatılıyor. İlk filmini çeken bir yönetmen yine. Altan Eşeli. Böcek film ve Mars ortak yapım.
- Filminiz vizyona giriyor. Antalya Film Festivali'nde ödül almış bir yapım. Bu işin içinde yer almaktan mutlu musunuz? - Evet çok mutluyum. Biraz olumsuz bir kahramanı canlandırıyorum. Onun içindeki olumlu yanları, karakteri ortaya çıkarmaktan çok mutlu oldum. Antalya'da en iyi film ödülünü aldı. Eleştiriler oldu. Olabilir. Herkese ikinci bir şans verilmeli. Böyle bir başarı yakaladı. İkinci filmini beklemek lazım, hemen yok etmemeli. Biz çok kolay insan harcıyoruz maalesef.
HER AN HER ŞEYİ BIRAKABİLİRİM
- 'Beni çekmesinler, beni yazmasınlar' tarzı bir karakteriniz mi var? - Çok ortalarda görünmeyi sevmiyorum.
- Bu kadar göz önünde iş yapıp, sonra 'Görünmeyi sevmiyorum,' demek bir çelişki değil mi? - Ekranda, sinemada, tiyatroda göz önünde olmak istiyorum. Benim özel hayatım, sokakta yürürken, bir yerde yemek yerken, arkadaşlarımla içerken ki durumum kimseyi ilgilendirmez diye düşünüyorum. Fuzuli bir şekilde, insanların hayatında olmak istemiyorum. Mütevazi hayatımı sürdüreyim istiyorum. Bu benim gençliğimden gelen bir duruş. Planlı programlı bir durum değil.
- Bir dizide rol alınca, gece belli bir saatten sonra halka açık bir yerde oturmanız mümkün değil ama... Bu sizi rahatsız ediyor mu? - Ediyor tabii. Gece bir vakitte Cihangir'deysem, alkol alıyorum muhtemelen. Belki sevgilimle oturuyorum, tartışıyorum. Belki çok farklı bir boyuttayım, çok mutluyum. Bu niye başkaları tarafından izlensin?
- Sıkıntılı bir durum yaşandı mı magazin basınıyla aranızda? - Yok, çok şükür olmadı.
-Dışardan çok karizmatik ve hoş görünen biri, evin içinde çok sıradan olabilir. Siz de böyle misiniz? - Öyleyim tabii. Çok sıradan biriyim ben. Çok mütevazı bir hayat sürüyorum. Yazın Kaş'a gidiyorum. Orada yaşıyorum. Kaş'ta arkadaşlarım, dostlarım var. Oradaki dalış hocaları, dalış yapanlar arkadaşlarım. Dörtbeş ay ordayım. Dalış yapmak çok zevkli. Kışın çalışmak için İstanbul'dayım.
- Sosyal medyayla aranız nasıl? - Hiç yok. Bir tek mail alışverişim var. Eski jenerasyon olduğumu için belki. Hiç ilgi duymuyorum internete.
- Bir anda eserse her şeyi bırakıp gidebilecek birine benziyorsunuz. Öyle misiniz gerçekten? - Evet. Öyleyim.
- Sanırım o yüzden hiç evlenmediniz? - (Gülüyor.) Belki öyledir. Sorumluluk almaktan kaçındım, o sorumluluğun altına girmek istemedim, özgür olmak istedim. Her an bırakıp kaçabilmek benim yapımda var; her an bırakabilirim her şeyi. Çalışınca çok keyif alıyorum ama tembelliği çok seviyorum, bunu itiraf edeyim. Beş ay boyunca Kaş'ta ayaklarımı uzatıp tatil yapmayı, müzik dinleyip arkadaşlarımla sohbet etmeyi çok seviyorum. Denizlere açılayım, dağlara tırmanayım, seviyorum bu tür şeyleri. Belli bir yaştan sonra koştur koştur nereye kadar?
- Nasıl bir sevgilisiniz o zaman? - İnsan olarak zorum. Sevgili olarak kolayım. Ama tabii onlara sormak lazım.
- Ne açıdan zorsunuz, insan olarak? - Ben sokakta büyüdüm. Anasının kuzusu olmadım hiçbir zaman. 18 yaşımdan beri yalnız yaşıyorum. Tek başına yaşamanın bir duruşu var, o bir kültür, gelenek olmaya başlıyor. O tek başınalık, çok fazla müdahale edilemez bir hal veriyor. Zamanında yüklendiğiniz o siyasi duruşlar, uğranan hayal kırıklıkları, yediğiniz darbeler, ideallerinizin gözünüzün önünde yıkılması, ister istemez öfkeli hale getiriyor.
SON'U ORTAYA ÇIK RAN EKİBE GÜVENDİM
- Sizi Son dizisiyle buluşturan neydi? - Berkun Oya kalemi çok güçlü olan bir oyuncu, bir yönetmen ve yazar aynı zamanda. 25 bölümle sınırlı olması çok büyük bir avantaj. Yapım şirketi, çok iyi işlere imza atan bir şirket. Buradan iyi bir şey çıkacağını görmemek safdillik olur. Berkun'un senaryoyu yazması benim için çok önemliydi.
- Berkun Oya'yı tiyatrodan tanıyor muydunuz? - Berkun'la aynı okuldan mezunuz, Mimar Sinan Konservatuarı.
- Son'un gidişatına dair gerçekten hiçbir şey bilmiyor musunuz? - Bir şeyler biliyoruz. En azından bazı karakterlerin çok çok eskilerden beri arkadaş olduklarını biliyoruz. Sadece finali bilmiyoruz. Geçmişimizi biliyoruz, ama gelecekte nasıl konuşlanacağız, işte onu bilmiyoruz. Birbirimizle nasıl bir yerde buluşacağız, bilmiyoruz.
- Dizide bir emniyetçisiniz yine... Yine diyorum çünkü üst üste bu rollerde gördük sizi. Tesadüf mü? - Son'da eski bir özel harekatçıyı oynuyorum. Adı Kudret. Biraz kontrol dışına çıkmış. Çok temiz değil, geçmişindeki dostluklarına çok bağlı. Erkan Can'ın canlandırdığı Ali ile çok iyi dost.