BABA, YILDIRIM'I SERBEST BIRAKIR MISIN?
- Olayın patlak vermesinden bu yana, basın ve polis en çok tepki verilen iki unsurdu. Polisler bundan rahatsızlık duydu mu?
- Bu operasyonu yapan kemik grubun çoğu Fenerbahçeli. Operasyona başladıklarında, en yakınındakileri bile kıracaklarının farkına varmışlar. Yine de 'Bir suç unsuru varsa üstüne gideceğiz,' diye ant içmişler. Vicdanen hepsi rahat ve 'İçimiz sızlaya sızlaya görevimizi yaptık,' diyorlar. Şu anekdotu ilginç buluyorum: Operasyon sonrası Mutlu Ekizoğlu'nun oğlu arayıp 'Baba, benim için Aziz Yıldırım'ı serbest bırakır mısın?' demiş. Olumsuz yanıt alınca babasına küsmüş!
- Beşiktaşlı polisin hikayesi de ilginç...
- Teknik takip sırasında hep dua etmiş 'Ne olur bu iş Beşiktaş'a bulaşmasın,' diye. Sonra korktuğu başına gelmiş. Önce Tayfur Havutçu'nun Yusuf Turanlı'yla konuşmasını 'Yok canım, sıradan bir transfer görüşmesi,' diye yorumlamış ama daha sonra meslek etiği gereği üstlerine bildirmek durumunda kalmış.
- Bu polisler bildiğim kadarıyla hâlâ aktif. Nasıl kabul ettiler böyle bir projenin parçası olmayı?
- İsimlerinin gizli tutulması kaydıyla konuştular. Biz de kitapta İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın, Organize Suçlarla Mücadele Şubesi'nden Sorumlu Emniyet Müdürü Mutlu Ekizoğlu ve Organize Şube Müdürü Nazmi Ardıç dışındakileri kod isim vererek konuşturduk.
BU OLAY CEMAATLE ALAKALI DEĞİL
- Bir de Fenerbahçe cephesinden 'Bu şike operasyonu değil, cemaatin kulübü ele geçirme çabası,' sesleri ilk günden bu yana oldukça gür çıkıyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorlar?
- Geçen bu polislerden birinin annesi aramış 'Oğlum yazıklar olsun. Sen de mi onlardansın?' demiş. Verilen her tepkiye belki kırılıyorlar ama bunların mesleklerinin bir parçası olduğunun farkındalar.
- Peki siz bu kadar tecrübeli bir muhabir olarak bu konuda ne düşünüyorsunuz?
- Emniyetin içinde cemaatçi, 'F tipi' diye tanımlanan bir yapının olduğuna inanıyorum. 'Yoktur,' diyen de polisin içini bilmiyordur. Ancak durum öyle bir noktaya geldi ki bir uyuşturucu operasyonu oluyor 'F tipi yaptı'. Bir mali operasyon oluyor bunu 'F tipi yaptı'. Bu da başka bir korku imparatorluğu. Şöyle bir örnek vereyim: Eski emniyet müdürü Hanefi Avcı'nın kitabını hepimiz biliyoruz. Avcı, o kitapta cemaatçi olduğunu iddia ettiği isimleri deşifre etmişti. Şike operasyonunu yürüten ekipten bir kişinin bile ismi orada geçmiyor. Ayrıca Hanefi Avcı, bu ekibin çoğunu tanıyor. Bir kısmıyla da Kaçakçılık Daire Başkanlığı sırasında birlikte çalışmış. Avcı'nın kitabını bir rehber olarak kabul edenlerin, konu şike olunca durumu çarpıtması bana garip geliyor. Not: "Hanefi Avcı, soruşturmayı yöneten savcı Mehmet Berk için böyle bir suçlamada bulundu. Bunu niye pas geçiyorsunuz?" diye soracak olanlara teknik takip ve soruşturmayı şekillendirenin organize şube olduğunu hatırlatalım.
ZATEN AZİZ YILDIRIM ELDEN PARA VERDİ DİYE BİR İDDİA YOK Kİ !
- Biraz da davayı konuşalım. Sanıkları en çok hangi iddialar zorlayacak?
- İbrahim Akın'ın para dolu çantayı teslim alması ve Ankaragücü'ne yollanıyor denilen çanta olayı, şikenin temel dayanakları. Birinci olayda polis telefon görüşmesini kaydetmiş. Çete üyesi olarak düşündükleri kişilerin para transferi yapacaklarını düşünmüş. Çantanın aracıdan futbolcuya verilişini 15 ayrı kamerayla tespit etmiş. Üstüne de çantayı arabasına koyan futbolcunun telefonda 'Balyalar cepte,' açıklamasını not düşmüş. İçinde para var mı, yok mu onu bilemiyoruz. İkinci olayda ise paranın borç olduğu savunması var. Polis de söz konusu paranın tesislere geri döndüğünü iddia ediyor ve yine birtakım fotoğraflar ve ses kayıtlarıyla görüşünü ortaya koyuyor.
- İbrahim Akın ifadesini reddetti ama...
- İbrahim Akın'ın savcılıkta verdiği ifadede yanında avukatı da vardı. İki hukuk adamının bulunduğu bir odada 'psikolojik baskı yapılamaz' diye kabul edilir. Mahkeme şuna bakar: Dosyada avukat imzası var mı, yok mu? Akın ifadesini değiştirse de, hakimin bunu değerlendirmeye alacağını sanmıyorum. Bu tip davaları takip eden biri olarak tahminim bu, bölye olmalıdır diye algılanmasın lütfen.
- Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım da 'Para verdiğim ispatlansın, kendimi köprüden atarım,' dedi.
- Aziz Bey doğru söylüyor. Ne polisin ne de savcının Yıldırım'ın elden para verdiği ya da bankadan transfer yaptığı yönünde bir iddiası yok.
- Davada ifade değiştirecek, iddianamenin elini güçlendirecek biri çıkar mı sizce?
- Ben böyle bir durum görmüyorum. Şüpheliler suça bulaşmadıklarını savunacaktır.
- 'Suç örgütü lideri' tanımı da, insanları çok rahatsız ediyor...
- Tamamen terminolojiyle ilgili. İki ve üzerinde kişilerin bir araya gelerek oluşturdukları yapıya çete deniyor. Bu yapıyı yönlendiren kişiye de, suç örgütü lideri deniliyor. Polisin iddiasına göre bu şike çetesinde Aziz Yıldırım en tepede. Ondan habersiz hareket edilemiyor. Kitapta da, yaptığım haberlerde de bunların iddia olduğunu söyledim. Kimin iddiası? Polisin. Mahkemenin iddianameyi ciddi gördüğü ve konuyu başka yönlere çekerek, yapılacak oyunları kaale almayacağı ortada. Artık somut konuları konuşmanın vakti geldi. Kendisini ikna edici tezlerle savunanlar, aklanarak çıkacaktır. Umudum da futbolun yeniden temizlenmesidir.
POLİS, PROSEDÜ
Şike soruşturması boyunca en çok tartışılan konu 'tape'ler konusuydu. Erdinç, kendisine konuşan polislerin prosedürü yerine getirdiklerini söylediğini belirtiyor: "Deniz Feneri soruşturmasını yürüten savcılar, özel hayat olduğu gerekçesiyle bazı konuşmaları dosyaya koymadı. Daha sonra haklarında soruşturma açıldı. Polisler 'delillerde oynama yaptılar' suçlaması ihtimaline karşı, küfür de olsa ne varsa yazmak durumundaydı. Polisin zaten kendiliğinden bir şey ekleme-çıkarma gibi bir lüksü yok. Teknik takibe takılan tüm konuşmalar kayıtlı. Diyelim ki kişiler 'Ben bunu söylemedim,' dedi. Mahkemede o ses dinlenir ve ilgili memur ekleme-çıkarma yaptıysa, açığa alınır. Kimse böyle bir riske girmez. Tape dediğiniz şey, o ses kaydının tam metnidir. Bir de eğer bilirkişi 'Bu ses hakkında iddia olan kişiye aittir' görüşünü verirse, geri dönüş olmaz."