Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Farkındalık yaratmak için 'kandırmak' şart

Ezel dizisinin senaristleri Pınar Bulut ve Kerem Deren, ortaklıklarını bu sezon bitirdi. İkisi de farklı dizileri yazıyor: Uçurum ve Suskunlar. Ama ortak bir yanları hâlâ var, iki senaryo da sosyal konulara dokunuyor

Giriş Tarihi: 17.6.2012
Pınar Bulut ve Kerem Deren'i, Ezel'in senaristleri olarak tanıdık. Yolları bu sezon ayrıldı. Daha doğrusu ekranda ayrıldı. Kerem Deren Uçurum'u, Pınar Bulut Suskunlar'ı yazıyor. İki proje de, Türkiye'de pek örneği olmayan dizi senaryoları; gerçek, sosyal olayları ele alıyorlar. Uçurum'da insan tacirleri üzerinden yabancı uyruklu hayat kadınlarının, Suskunlar'da hapishanede şiddet ve tecavüze maruz kalan çocukların dramları anlatılıyor. İki konu da ağır. Toplumsal yaralara dokunan iki senaristi bir araya getirdik.
- Ezel'den tanıyoruz sizi. O, fantastik bir öyküydü, Uçurum ve Suskunlar ise çok gerçek... Neydi sizi buna iten?
- Kerem Deren:
TV'nin gücünü gördükten sonra, daha günlük karşılığı olan, hatta birilerine faydası olabilecek bir şey yapmak istedim.
- Pınar Bulut: Suskunlar projesi Timur Savcı'dan geldi bana. Biraz baktım, bir iki haber okudum, özellikle Pozantı Çocuk Tutukevi'nde olanlardan sonra yazmak istedim. Ama okuduklarımın, öğrendiklerimin onda birini anlatamıyorum. İnsana dokunuyor bu haberler.
- Nasıl bir araştırma yaptınız?
- P.B:
Bir sürü gazete haberi topladık. Hapishanelerde yaşanan çocuk tacizleriyle ilgili, çeşitli devlet birimleri tarafından yazılmış devlet raporlar var, onları okuduk. Kitaplar okuduk. Görüşler aldık. Mağdur bir çocuk bulamadım, bulsam da konuşabilir miydim, çok emin değilim.
- Bir dizi senaryosu yazmak için yola çıkıp, bu gerçeklerle yüzleşmek ne hissettiriyor?
- K.D:
İnsan sadece duygulanmıyor. İsyan ediyor.
- P.B: İnsanı derinden etkileyen bir sürü hikaye var. Yazarken içine girmek zorundasınız. Bir sahneyi yazarken, nefes almak için ara verdiğim çok oluyor. 'Bunlar gerçek değil ki, sen uyduruyorsun,' diye bir teselli de yok. Birebir, gerçek, hatta gerçeğin onda biri anlattıklarım. Çok acıklı.
-K.D: Pınar'ın senaryosunda farklı bir durum var, kadın tacirlerini anlattığınızda, beklenti zaten o insanların gaddarlık yapması yönünde, ama ıslahevinde çocukların korunması gerekir. Çocuk bunlar. O kadar doğasına aykırı bir durum ki. Benim için bambaşka bir tecrübe bu tarzda senaryo yazmak. Tamamen hayali bir şey yazdığınızda, kendinizle ilgili acıma ve duygulanma hisleri yaşarsınız. Ama böyle gerçek senaryolarda, bilmediğiniz, tanımadığınız insanlarla ilgili şeylere dokunuyorsunuz. Öyle kolay kolay yazılmıyor.
- Türk toplumu, kendini üzen, uyarmaya çalışan şeyleri izlemek istemez. Bu bir risk değil miydi?
- K.D:
Ben bir yazarım, çok takılmadım onlara. Ama şunun da farkındayım, kimse oturup ailece Uçurum seyredelim derdinde değil. Biz istediğimiz kadar toplumsal farkındalık yaratma derdinde olalım, kimse televizyonda belgesel seyretmek istemiyor. Öncelikli olarak iyi bir hikaye yaratmamız gerekiyor. Toplumsal farkındalık yaratacak bir şey izletmek istiyorsanız, seyirciyi kandırmanız gerekiyor. Bizim işimiz, onları iyi bir hikaye ile kandırmak.
- P.B: Yapımcı da, yazar da bir noktada o riski alıyor. Hiçbirimiz 'ulvi' amaçlarla bu işlere kalkışmıyoruz. Biz senaryo yazmak istiyoruz, yapımcı dizi yapmak istiyor. Bir noktada tıkanıp kalabiliyorsun; yazılabilecek bir sürü şey var, ama televizyon başındaki seyirci kaldıramaz. Suskunlar'la ilgili yorumlara bakıyorum; 'Psikolojim bozuldu, depresyona girdim,' şeklinde. Ama insanlara dokunmanın başka yolu yok.

KÜÇÜK ÇATLAKLAR YARATMAK İSTİYORUZ
- Peki seyirci diziyi izlediği bir buçuk saat boyunca etkilenip, sonrasında kılını bile kıpırdatmıyor olabilir mi?
- K.D:
Bunun cevabını bilmiyorum. Etkilenir ama bir şey yapar mı, kim bilir? Yazdıklarımız küçük değişimlere sebep olur.
-Uçurum'daki Pınar karakteri aslında seyirciyi temsil ediyor, değil mi?
- K.D:
Evet, o seyirci. 'Yol bu, bunu yapar mısın?' diyoruz Pınar üzerinden... Türkiye gibi kocaman bir erkek toplumunda, hayat kadınlarına çok net, korkunç bir bakış var. Hepimizin bir bakışı var. Bu değişmez, ama küçük çatlaklar oluşabilir. Uçurum seyreden dört-beş adam bir araya gelse, bir hayat kadını hakkında eskisi kadar rahat konuşamaz...
- P.B: Belli bir yerde yazarın sorumluluğu da bitiyor. Yazdıklarımız küçük bir şeyler değiştiriyordur.
- Uçurum için Aksaray'da araştırma yaptınız. Neler düşündünüz?
- K.D:
Daha önce Aksaray'a hiç gitmemiştim. Oraların cahiliydim. Sadece dizi araştırması için değil, dizi çekilirken de Aksaray'da olmak çok zor. Bizim bahsettiğimiz şeyler, oradaki insanların geçim kaynağı. Bizim kötü adamlarımız, oradaki bakkaldan alışveriş yapıp onları geçindiriyor. Çok ciddi bir çakışma var. Farklı evrenlerde yaşıyoruz.
- P.B: Oralarda, yolun karşısındaki insanla senin aranda, dizinin adı gibi bir uçurum var.
- Birbirinizin senaryolarına da çok hakimsiniz...
- P.B:
Birbirimizin işlerine dokunuyoruz.
- K.D: Uçurum'un birinci bölümünü Pınar yazdı zaten. Birbirimizin sesiyiz.

ARKADAŞINA GÖNDER
Farkındalık yaratmak için 'kandırmak' şart
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN