Kafanızda nasıl bir Kenan İmirzalıoğlu imajı var? Şöyle mi mesela: Eli silahlı, astığı astık, kestiği kestik, mahallenin delikanlısı, racon kesen... Silin kafanızdan bu imajı, yerine şık, ailesine bağlı, yüzü gülen, gözlerinin içi gülen, elinde silah değil kalem olan bir Kenan İmirzalıoğlu oturtun... Oturtamadınız mı bu imajı? O zaman önümüzdeki hafta vizyona girecek Uzun Hikaye filmine gitmenizde fayda var! Çünkü bugüne kadar hiç görmediğiniz bir Kenan İmirzalıoğlu göreceksiniz ve hiç pişman olmayacaksınız... Bu Kenan çok farklı! Uzun HikayeMustafa Kutlu'nun en sevilen romanlarından biri. Romanın filmini çekmeye 12 yıl önce karar verdi Osman Sınav. Ve 12 yıl önce Best Model birincisi olarak keşfettiği, Deliyürek dizisinde Yusuf Miroğlu olarak fenomen haline getirdiği Kenan İmirzalıoğlu'nu başrolde hayal etti. Ama proje rafta kaldı. Bu süre boyunca Osman Sınav'ın da, Kenan İmirzalıoğlu'nun da aklında hep Uzun Hikaye'nin kahramanı Bulgaryalı Ali kaldı. Hayattaki her şeyi gülümseyerek karşılayan, en büyük zorlukla bile başa çıkma gücü olan, eline silah yerine kalem alan, âşık, mutlu adam Ali'yi canlandırma isteği İmirzalıoğlu'nun peşini bırakmadı. Kısmet bugüneymiş...
- Osman Sınav'ın on yıllık hayaliymiş bu film. Siz de bu hayalin içinde miydiniz?
- Kenan İmirzalıoğlu: Biz bunu Deliyürek'in üçüncü yılında konuşmaya başlamıştık. Böyle bakınca 12 yıllık bir hayal oluyor. O dönemde Deliyürek fenomen olmuştu. 'Biz bundan sonra sinema yapmalıyız,' diye düşünüyorduk. Osman Abi de kitabı çok öncesinden biliyordu ve 'Böyle bir hikaye var, ben bunu yapmak istiyorum, bir oku,' demişti. Bir solukta okumuştum. Çok güzel ve çok başka bir adamdı kitabın kahramanı Ali. Bulgaryalı Ali'nin dünyası, küçücük şeylerden mutlu olması, mücadeleyi hiçbir zaman bırakmaması, hayata her zaman ışıkla bakması, ümidini hiç yitirmemesi çarpmıştı beni. Böyle bir adam, herkes için kılavuzdur. O zamanlar, hem babayı hem de oğlu oynayacaktım. Bundan 12 sene önce babanın gençlik haline ve oğlun yaşına yakındım. Aradan 12 sene geçince gençlik hali gitti.
- Osman Sınav: Bana 'Dedeyi oynamam, haydi çekelim,' diye durmadan söylerdi Kenan... Doğru zaman şimdiymiş. Kenan'ın yüzü, fiziği yılların geçişine imkan veren bir hale geldi.
- Deliyürek'le başlayan astığı astık, kestiği kestik bir serüveniniz var. Peşinizi bırakmıyor değil mi o imaj?
- K.İ: Bir işe başladığım zaman benden bir oyuncu olarak beklenen ne? O role insanları inandırmam. Bunu başarıyorum, dizinin kahramanı fenomen oluyor. Sonra 'Bu imaj üzerinize yapışacak,' eleştirisi almaya başlıyoruz. Bu bir çelişki oysa. Bir sonraki rolümde de amaç inandırıcılığı yakalamak. Ben aynı rollerin adamı olduğumu düşünmüyorum. Kabaca bakıldığında benzerlik bulunabilir, ama bence tamamen farklı karakterler.
- O.S: Aktörlüğün en zor yanlarından biri, birbirine yakın duran rolleri farklı oynayabilmektir. Asıl aktörlük, aynı skaladaki rolleri, farklı tonlarla oynamaktır. Ve Kenan bunu bugüne kadar çok iyi yaptı. Çok az aktör bunu yapabilir. Gerçek aktörlüğün imtihanıdır bu.
- Sizin için böylesine farklı bir rolde oynamak bir cesaret işi miydi?
- K.İ: Bugüne kadar oynadığım karakterler içinde kendime en yakın bulduğum adam bu oldu. Canlandırdığım karakterlerin hayatında bol aksiyon var ama benim hayatımda aksiyon yok. Ali 'Hayat aslında böyle yaşanmalı,' diyerek kendime rol model aldığım biri, bir ruh hali, bir kafa yapısı oldu.
- Bu projeden sonra Mustafa Kutlu'nun başka hikayelerine göz diktiniz mi?
- O.S: Mustafa Kutlu'nun çok hikayesi üzerinde çalışıyorum. Birinden dizi, birinden film çalışıyorum.
- Siz Süper Baba'yı yapmış bir yönetmensiniz. Sonra araya aksiyonu bol işler girdi. Bu film sanki Süper Baba günlerine dönüş mü?
- O.S: Tam olarak öyle diyemeyiz. Ben Kurtlar Vadisi'ni yaparken Ekmek Teknesi'ni yaptım, hatta Ekmek Teknesi ile daha çok izlendim. Deliyürek'i yaparken de Hayat Bağları diye bir dizi yaptım. Beş yıl sürdü o dizi. Bunları hep yapıyorum aslında ama popüler algı aksiyonu görüyor. Benim sinema geçmişime bakıldığında bu tip işlerim aksiyondan daha çok. Bu işleri yapmayı da çok isterim.
KENAN'I İYİ TANIYORUM
- Kenan İmirzalıoğlu'na bu kadar farklı bir rolle proje götürme cesaretini sizden başkası gösterebilir miydi?
- O.S: Prodüktörün eğilimi riske girmemekten yanadır, hele teklif götüreceği insan bir starsa. Kenan'a bu tip bir rol götürmek risk almaktır ama ben prodüktör değil, yönetmenim aslında. Bu filmde sadece yönetmenlik yaptım, en keyif alarak çektiğim filmim oldu. Benim için aşk yaşamak gibiydi. Başkaları Kenan'ı böyle bir rolde oynatmaz, çünkü onu bu kadar iyi tanımaları mümkün değil. Bu, ancak Kenan'ı tanıyan, bilen, ruhunu, kalbini görebilen ve risk alan birinin işi olabirdi. Kenan inanılmaz güzel gülen bir adamdır; güldüğünde o incecik çizgiler haline gelen gözlerinden öyle bir ışık çıkar ki, öylece kalırsınız. Bunu 14 sene öncesinden biliyorum ben. Uzun Hikaye'nin senaryosu yazılırken, o gülümsemenin başrole oturacağını biliyordum.
ŞEHİR HAYATI YÜZÜNDEN KÜÇÜK MUTLULUKLARI KAÇIRIYORUZ
- Siz benziyor musunuz Bulgaryalı Ali'ye?
- K.İ: Benzeyen taraflarımız var. Şehirde bu kadar yaşayıp, artık büyük sistemin içinde olan insanlar olarak biz dejenere olduk. Ali'nin bir takım değerlerinden uzaklaştık. Onun kadar safiyane bir yerde durmuyoruz. Ama baktığınız zaman mutluluk idolüm o mudur, odur!
- Balkan göçmenlerinde bir mutluluk geni var galiba...
- K.İ: Bence de var. Adamın Deliormanlı olduğu tespitine Tuncel Kurtiz'le ulaştık. Sonra bir Deliorman araştırmasına girdim. Çünkü 'Yarin yanağından gayrı, Allah ne verdiyse paylaşalım,' zihniyeti Şeyh Bedrettin'den gelen bir felsefe. Oradaki insanlar Bektaşi ve Şeyh Bedrettin anlayışıyla hayata ve insanlara daha toleranslı bakıyorlar, çocuklarıyla, doğayla ilişkileri muhteşem. Her Deliormanlının evinin bahçesi var. Allah'ın verdiği nimetlerle mutlu olan bu insanlar 'Hayat mücadele edilmesi gereken bir bağıştır,' düşüncesine sahip. Bu zihniyet geçmiş Ali'ye... Ali için benim kodum belliydi: O, hayata her an güzel bir şey olabilecekmiş gibi bakıyor.
- Filmi izleyenler de böyle hissedecek... Mutlu hissettiren şeylere ihtiyacımız var bu dönemde...
- O.S: Evet, bu dönemde ihtiyacımız var. Güzel bir şeyler görmek için geziyor bu adam. Bir kasabada kirliliği hissettiği zaman; ailesini alıyor, bavulunu yorganını alıyor, gidiyor. Asla umudunu kaybetmiyor.
- Set ortamı nasıldı? Yönetmen ve star Kenan İmirzalıoğlu durumu yaşandı mı? Yoksa geçmişteki gibi miydi her şey?
- O.S: Biz her zaman neysek, oydu. Kenan'la tanışmamızdan bir hafta sonra bana kurduğu cümleler neyse, birbirimize nasıl bakıyorsak, öyle oldu. Tabii ki biz profesyoneliz; ben ona 'büyük oyuncu' ve 'star' diye bakıyorum. Bu sektördeki herkesten önce benim öyle bakmam gerekiyor. Bunu sonuna kadar hak eden bir insan. En çok benden hakediyor bu bakışı. Bunun için ne gerekiyorsa yaptı, hâlâ yapıyor. Benim için Kenan, başında da, şimdi de kalbini görebildiğim bir aktör. Benim ölçüm budur.
- K.İ: Osman Abi, benim en acemi halimi bilir. Bana 'Tamam oğlum, şimdi sağ kolun, şimdi de sol kolun,' diye diye yüzmeyi öğretti. Hep 'İç enerjini çıkar,' derdi. 'Abi nasıl çıkıyor bu enerji?' diye heder oldum. Osman Abi'nin yanına çırak olarak girdim sonra kendi yolculuğuma çıktım, ben de çok çalıştım ve emek harcadım. Bugün tekrar buluştuğumuzda, bendeki gelişmeyi fark etmesi ve bundan mutlu olması beni de çok keyiflendirdi.
KENAN İMİRZALIOĞLU:
EGOM YÜKSELDİĞİNDE HAYATIMDA TERS GİDEN ŞEYLER OLUYOR, KENDİME GELİYORUM
- Üniversitede matematik okudunuz. Matematiğin hayatınıza ve işinize katkısından söz edelim biraz...
- Bir hocamız 'İyi matematikçi, A'ya bakıp, B'yi görüp, C'yi düşünen adamdır,' derdi. Matematik aslında felsefenin başladığı noktadır. Felsefe de insanın başladığı noktadır. Sayılar, rakamlar soğuk gelse de, matematik insana yakındır. İnsanoğlu sayılar kadar net kuralcı değil. Ama bir yandan da matematik, çok mantık kullanmamızı gerektirdiği için insanı anlamakta kısır kalıyor. İnsanoğlu her zaman matematiksel ve mantıklı davranmıyor. İşi öğrendikçe, yaşımız ilerledikçe, insanı daha iyi tanır hale geliyoruz. Bu yolculuk hep devam edecek.
- 40'larınıza yaklaşıyorsunuz. Başka bir olgunluk hali geldi mi?
- Geliyor tabii, gelmez mi... Yıllar sadece fiziksel tahribatıyla kalsa çok acımasız olur. Allah'tan bunlar da yanında geliyor ki, yaşam hâlâ cazibeli ve keyifli olabiliyor.
- 20'lerinizdeki hırslar, ihtiraslar törpülendi mi?
- 20'lerinde de çok hırslı, ihtiraslı bir adam değildim. Benim için asıl olan huzurdu. Huzur olmazsa hiçbir şeyin önemi yok. Kendi içinizle barışık değilseniz, gerisinin hiçbir önemi yok. Bu nedenle huzuru ve o manevi dengeyi kendime her zaman esas aldım. Ben ailenin kıymetini biraz erken kavrayanlandanım. Asıl hayatın kendisini kaçırmamak gerektiğini biliyorum. Başarılar elde ediyoruz, elbette güzel ama bunları paylaşacağımız insanlar, sevdiklerimiz yoksa önemi yok.
- Kariyer yolculuğunuz boyunca şu an ismini bile hatırlamadığımız bir sürü insanla karşılaştırıldınız. Bir siz kaldınız, sırrınız ne?
- Evet. 98 yılından itibaren böyle bir durum oldu. Bu işe başladığım andan itibaren birileriyle kıyaslandım, yarıştırıldım. Kimi haklı, kimi haksız... Çok klişe gibi olacak ama benim tek derdim, bir başkasını geçmek değil, kendi potansiyelimi ne kadar kullanabileceğimi görmek. Derdim şu: Geçen senemden ne kadar farklı olabilirim? Diğer türlüsü kıskançlık ve ihtiras getirir. Zaten çok egosantrik bir iş yapıyoruz, bir de oralara kaptırırsanız, sağlıklı yürüyebilmeniz mümkün değil. Yarışım kendimle oldu. 14 yıldır kıyaslama var, en kötü dönemde bile her dönemin ikincisi olsam, skor hiç fena değil.
- Egonuzun tavan yaptığı dönemler oldu mu?
- Tabii ki zaman zaman oluyor, ben de insanım. Allah'tan kendime geliyorum. Egom yükseldiği zaman, aksayan şeyler, terslikler oluyor, bir yerlere çarpıyorum. O zaman hep sorgularım 'Böyle bir şey yaşıyorsam, sebebi ne? Ne yaptım da başıma geldi?' diye. Kendimde ararım nedenini, kendime 'Yavaş,' derim.
BAŞARISIZ BİR ADAM OLSAYDIM BIRAKIN KADINLARI, AİLEMİN BAKIŞI BİLE FARKLI OLURDU
- Bir kadının size mi, yoksa oyuncu Kenan İmirzalıoğlu'na mı ilgi duyduğunu nasıl ayırt ediyorsunuz?
- Neticede o imajı oluşturan da benim. Bu, sadece şu durumda çok tehlikeli olur: 'Gerçekten ciddi bir ilişkim var, o kişi benim gücüme ve imajıma mı âşık? Yoksa gerçek benle mi ilgili?' Neticede o da benim iş tarafım. Ben başarısız bir adam olsaydım, bırakın kadınları, ailemin bakışı bile farklı olurdu. Yaptıklarım benim emeğim, benim çabam, bunun da kadınlar tarafından hürmet görmesi, elimin tersiyle ittiğim bir durum değil. Başarı cazibelidir...
- Niye hayatınıza giren kadınlar geri planda?
- Geri plandalar mı?
- Evet. Hatta sizinle sevgili olduktan sonra işlerinde bile geri adım atıyorlar...
- Algı da böyle olabilir. Ama ben bunun için özel bir telkinde bulunmuyorum. Hayat kendisi böyle gelişiyor. Tabii Nicole Kidman'la çıkmadım, onunla çıksam ne olurdu bilmiyorum. O da iki adım geride durur muydu, bilmiyorum. (Gülüyor.)
- Kadın önde mi olsun, geride mi?
- Yanımda olsun.
- Neyse...
- Hep laf, hep laf, değil mi? (Gülüyor)
- Uzaklara gidesiniz var mı bir gün?
- Giderim ama dönerim. Memleket uzaklaştıkça güzel. Yeni yerler, yeni insanlar tanımak, yeni kültürler öğrenmek, yeni lezzetler tatmak, yeni müzikler dinlemek, olaya yerinde hakim olmak, öğrenmek... Aynı zamanda, burada sanal bir dünyanın içinde yaşıyorum ben. Benim gözümden baktığınız zaman, herkes işini çok iyi yapıyor, herkes güleryüzlü, herkes çok yardımsever. Benim gördüğüm kısım bu Türkiye'de. Bana çünkü böyle davranılıyor, ama bu gerçek değil. Birebir gerçekliği yurt dışında, beni hiç tanımayan insanlarla yaşıyorum. Ayaklarımın yere basması ve egomun sakinleşmesi adına, her şeye daha objektif bakabilmek adına yurtdışı seyahatleri iyi geliyor.
- Yurt dışında da yakışıklı buluyorlar mı sizi?
- İlgi, itibar oluyor bir süre sonra. (Gülüyor) . Ama şöhret de önemli bir faktör. Galiba başarıyla daha yakışıklı görünüyoruz.
BU ROLDEN SONRA BABA OLMAK İSTİYORUM
- Best Model'dan ilk çıkan aktörsünüz. Şimdi her Best Model erkeğinin hayali model değil, oyuncu olmak...
- Tabii düşünsenize, benim üzerimden 'Mankenden oyuncu olur mu?' diye tartışıyorlardı. Ben de 'Zaman gösterecek,' diyordum. Ne günlere geldik...
- Bir gün gelecek dizi ve film çekmeyecek yaşa geleceksiniz. Eski popülariteniz yok olacak, hüzünlenir misiniz?
- Beni mutlu edeceğini, bunun için davul zurna çalacağımı sanmıyorum. Ama kendimi oraya hazırlarım herhalde. Bu doğal bir süreç. Bugünden de görünüyor ki, bu soruyu soruyorsunuz. Bir sarsıntı, yıkım olmaz. Diziye olabilir, ama sinemayla bağımın kopacağını düşünmüyorum. Daha çok hikayeler var.
- Bu film bir kapı açacak, bir imajı yıkacak belli ki. Bundan sonra güldü mü gözünün içi gülen adamları oynamayı tercih edecek misiniz?
- İsterim elbete. Böyle senaryolar yazılsa, tabii ki oynamak isterim. Bu bana da iyi geliyor. Öyle bir adamı oynayabilmek için, o dönem öyle yaşıyor olmanız lazım. Öfkeyle, kaprisle sete gelip o yüzü gülen adamı oynamak çok zor. En azından ben o profesyonellikte değilim.
- Çok zor koşullarda çalışıyorsunuz...
- Kesinlikle.
- Filmdeki adam harika bir âşık. Siz nasıl bir âşıksınız?
- Ali gibi olmam mümkün değil. Bu Münire'nin (filmdeki karısı) yokluğundan mı, benden dolayı mı bilmiyorum. Tek taraflı olmaz böyle aşklar.
- Baba olmak istiyor musunuz?
- Valla Ali'den sonra istiyorum. Çok etkiledi bu rol beni.
- İyi bir baba olacağınıza dair potansiyel görüyorum sizde...
- Öyle diyorlar, ben de öyle hissediyorum.
- Kim izler bu filmi?
- Aşka, tebessüme ihtiyacı olan herkes izler. Benim içimde şöyle bir his uyandırıyor bu film. 10 sene sonra bile içim sıkıldığında, hayata karşı motivasyonum düşünce, ilk elimin gideceği filmdir.