90'lar, Doğan görünümlü Şahin yıllarıydı
- 90'lı yılların şarkıları tamam da, klipleri falan yeniden izliyor musunuz? Tuhaflar.
- O zamanlar el yordamıyla yapıyorduk her şeyi. Klipler de el yordamıyla çekiliyordu. Çünkü ortada sektör olarak tanımlanacak bir müzik piyasası yoktu. Pop müzik atılım yaptı ama bunun sektör olarak bir alt yapısı yoktu. Doğan görünümlü Şahin yılları o yıllar.
- Ateşteyim Ateşte klibindeki kazağın hikayesi bununla ilgili mi?
- Öyle profesyonel stilistlerimiz yoktu. Ayrıca müzik piyasasına çıkıyorsun, üzerine bir şey alacak durumun yok. Kız kardeşim modelistti. Bir kazak çekti üzerime, bir de bandana taktı, öyle çektik klibi. Ama o yoklukta harika bir tasarımdı.
- Ne oldu o kazağa?
- Saklıyorum. Arşivim var, orada duruyor. Kazak ile ilgili en son duyduğum rivayet şu: Telefonlarda ikonlar var ya; biri 'Bu ne ya, Çelik'in kazağı gibi,' demiş.
Her gün bir öncekinden hayırlı
- Hükümetin icraatlarına nasıl bakıyorsunuz?
- Mesela, bu hükümet okullara ücretsiz kitap dağıtıyor. Yok seçim yatırımı, şu, bu deniyor. Ama ben bununla ilgilenmiyorum. Öyle ya da böyle çocukların kitabı oluyor. Ama bunu söyledim ya, otomatik olarak AK Parti'li ilan ederler. Sonra da dönek derler (Gülüyor).
- Türkiye'deki son yıllardaki dönüşümü nasıl buluyorsunuz?
- Türkiye'de her günün bir önceki günden çok daha hayırlı olduğunu düşünüyorum. Ama olaylar zordur. Mesela 12 Eylül döneminde öğrenciydim. Ülkücü bir mahallede oturuyor, ama solcuların hakimiyetindeki Maçka'da okuyordum. O zaman da bir tarafın insanı olmak zorundaydınız. Ama sonra Arslan Bulut'un Türkçü-Devrimci Diyaloğu kitabını okudum. Kitapta bir balistik raporu var. Sabah ülkücünün vurulduğu silahla, öğleden sonra solcu vurulmuş. Burada sakat bir durum var dedim. Yani birileri aynı ülkenin insanını birbirine kırdırıyordu. Sonuçta bugün 12 Eylül'le bir hesaplaşma dönemi yaşanıyor. Yani bir yerlere gelebiliyoruz.
- Nasıl geçti çocukluğunuz?
- 1980 öncesi Pendik'te oturuyorduk. Babam işçiydi. Üç yıllık bir grev süreci yaşandı. Sendika ağaları, işçilerin çalışmasını istemiyor. Evde var dört çocuk, para kazanması gerek babamın. Mahmutpaşa'dan yapma çiçek alıp pazarlarda satıyorduk. Orada da zabıtalar babamı, beni hırpalıyorlardı. Babasının hırpalanmasına insanın canı dayanmıyor. Benim hak, hukuk takıntım buralardan geliyor. Bundan dolayı doğru bildiğim şeyi söyledim. Ama dışarıdan bana popçu diyorlar, itibarsızlaştırmak istiyorlar.
Ergenekon'dan ifadem alınınca tedirgin olmadım
- 90'lı yıllarda müzikle anıldınız. Ama 2000'li yıllarda davalarla, tarikatla, Atatürkçü söylemle anılan bir Çelik vardı. Neden böyle oldu diye düşündünüz mü?
- Düşündüm. Bu ülkeyi benden daha iyi tanıyan insanların sözünü dinlemedim. Sonuçta ateşli bir genç olarak bir şeyler yapabiliyorsunuz. Ama sonrasında ne olduğunu anlamadığınız olayların ortasında buluyorsunuz kendinizi işte.
- Ergenekon davasında ifade verdiniz. Tedirgin oldunuz mu?
- Olmadım. Çünkü tedirgin olmak için suç psikolojisi içerisinde olmanız gerek. Ayrıca hayatında olan her şeyi soruyorlar. İşin iyi tarafı, her şeyinizin bilindiğini görüyorsunuz. Zaten ortada bir problem olsaydı sonuçlarını da görürdük.
Yapımcılarımın uyarılarını dinlemedim ama haklılarmış
- Kendi doğrularınızı söylediğiniz dönemde müzik dünyasında tepki aldınız mı?
- Yapımcılarım bu tür çıkışlarımı doğru bulmadı. Müzik kariyerimde sorunlar yaşayacağımı anlattılar. Çok da haklılarmış.
- Nasıl?
- O dönem yapımcıların ya da akıl veren insanların 'Bu tür çıkışlar yapmana gerek yok,' demesi karşısında ben bir tercih yaptım. Evet, görüşlerimi, doğrularımı söylemeyebilirdim. Ama söyledim. Ne oldu? 90'larda benimle birlikte müzikte adını duyuran Serdar Ortaç, Mustafa Sandal, Kenan Doğulu var. Ben de şimdi onların bulunduğu yerde bulunabilirdim ve bu tür sorulara muhatap kalmak zorunda olmayabilirdim.
Çelik'i güldüren beş şehir efsanesi
İzel-Çelik-Ercan, Çelik ve Ercan'ın İzel yüzünden kavga etmesi nedeniyle dağıldı.
Kliplerde üstü açık araba kullanmasının sebebi, boyunun uzun olması.
Meyhaneci şarkısından sonra Yeşilay Çelik'i takibe almış.
Selam Söyle klibinden sonra Çelik'in Alman müzisyen Thomas Anders'in (Modern Talking) klonu olduğu anlaşılmış.
Ateşteyim Ateşte klibinde kullanılan kazak kendi kendine yanmış.
Artık dışarıda kusur aramıyorum, içime bakıyorum
- Bir ara Azerbaycan'da yaşadınız. Neden uzaklaştınız Türkiye'den?
- Müzik üretimi konusunda bir durup soluklanmak istedim. Bu da kendi içine dönmeyi gerektiriyor. Bunun için biraz uzaklaşma ihtiyacı duydum.
- Özeleştiri de yaptınız mı?
- Yaptım. Mesela ister Çelik'in doğruları diyelim, ister siyasi düşünceleri, ben bir şeyler söylerken dışarıda kusur arayarak yapıyormuşum. Yani herkes kötü, bir ben mi iyiydim? Bu bakış bana yorucu gelmeye başladı. Ben de kendi içime bakmak istedim.
- Egonuzu da terbiye mi ettiniz?
- Psikolojide buna ego, tasavvufta ise nefis terbiyesi diyorlar. Yani dışarıda kusur arayarak, bir başkasının ayıbını görerek bir yere varamayacağımı anladım. Bu müzik için de geçerli. Şöyle bir örnek vereyim: Benim de katıldığım bir programda sunucu, erkek şarkıcıya sordu: 'Sizin de Pavarotti gibi sesiniz varmış?' Şarkıcı da 'Alto mu, soprano mu ne diyorlar,' deyip geçiştirdi. Şimdi orada ben şarkıcıya 'Kardeşim sen erkeksin; alto, soprano kadın sesi için geçerli,' diyebilirim. Ama bunu dersem, bu şarkıcı kırılabilir, benim de bilgili olduğum ortaya çıkar. Fakat bunu yapmazsam da bana 'Kardeşim okulluyum diyorsun, ama bir şey bilmiyorsun,' derler. Benim kilitlendiğim nokta bu. Yani göründüğüm gibi mi olayım, yoksa elime, dilime, belime sahip mi olayım?
- Peki durum nedir?
- Artık insanları kırmamayı tercih ediyorum.
- Tasavvufla ilgileniyor musunuz?
- Her zaman ilgileniyorum. Ama sadece tasavvufla değil, mistisizmle de ilgileniyorum.