Gözlerinin içi gülen, pırıl pırıl bir genç kız o. 13 yıldır durmaksızın oyunculuk yapıyor, aynı zamanda öğrenci, anladık ki hem de çok başarılı bir öğrenci... Set aralarında ders çalışan, gece gündüz demeden uğraşan, ne işini ne de okulunu aksatan biri... Allah herkese böyle evlat nasip etsin demek geliyor insanın içinden.
Henüz ilkokul çağında setlerle tanıştı ve lise son sınıfa kadar hem çalıştı hem okudu. Üstelik büyük bir başarıyla... Çalışanın, çabalayanın istediğini elde edebileceğini, bahanelerin sadece insanın önündeki engeller olduğunu ispatladı. O hedefine kilitlendi. Çalışmaya devam etti. Yılmadı. Ve başardı...
Ece'nin hikayesi, elde ettiği başarı kadar çarpıcı... Annesi laborant, babası emekli hakim. Orta halli bir ailenin kızı. Beş yaşından beri oyunculuk yapıyor. Anlat İstanbul filminde ilk rolünü aldı. Orada tanıştığı Hasibe Eren sayesinde dizi sektörüne de girdi. Yağmur Zamanı, İyi ki Varsın, Gece Gündüz, Avrupa Yakası, Aşk ve Ceza, Umutsuz Evkadınları ve son olarak da Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz dizisinde rol aldı. Ve bütün buralardan kazandığı parayı hep eğitimi için biriktirdi. Ergenlik çağında böylesi bir olgunluk takdir edilesi. Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz'ın Zeynep'i Ece ile hikayesini dinlemek için Renaissance Otel'de buluştuk. Ve otel personelinin sürpriziyle karşılaştık. Çalışanlar Ece'nin geldiğini duyunca karşımıza bir kutlama pastasıyla çıktılar. Gözlerimin dolduğunu söylemezsem olmaz... Onun başarısının bize ne kadar umut verdiğinin kanıtı oldu davranış. Bakın Harvard'lı Ece neler anlattı...
- Okul hayatınız boyunca hem çalışıp, hem de örnek bir öğrenci olmuşsunuz... İkisini bir arada yürütmek zor muydu?
- Ana okulundan beri hem okuyorum, hem çalışıyorum. Okulla birlikte oyunculuğu yürütmek elbette zorlayıcı. Yıllardır farklı dizilerde, yapımlarda rol aldım, setin şartları ve koşullarının ağır olduğu, okula uyduramadıkları zamanlar oluyordu. Hiç uyumadan okula gittiğim zamanlar da oldu. Ama ben bu anlamda hep şanslıydım, beni tanıyan yapımcılar, okuluma ne kadar önem verdiğimi görünce, buna hep özen gösterdi.
- Müthiş bir başarıya imza attınız ve Harvard Üniversitesi'ne kabul edildiniz. Şimdi nasıl hissediyorsunuz?
- Zorlayıcı koşullara rağmen başarıyı elde ettikten sonraki his çok tatmin edici. Mutluluktan ziyade içimde bir tatmin duygusu var. Çünkü Üsküdar Amerikan Lisesi'ne girdiğimden beri Harvard hayali kuruyordum.
- Önünüzde Harvard gibi bir okul hedefi varken, oyunculuğa vakit ayırmak gerekli miydi?
- Oyunculuğun beni beslediğine ve başarıma katkı sağladığına inanıyorum. Bu sayede çalışma ortamını gördüm, çok sayıda ve farklı insanlarla iletişim içinde oldum. Sette sadece oyuncular yok. Kamera arkasında birçok insan ve birçok hikaye var. Ben de o hikayelere kulak tıkayan biri değilim. Farklı hayatları, farklı mücadeleleri küçük yaşımdan beri gözlemliyorum. Küçük yaştan itibaren yaşama dair ulaştığım bir sonuç var. Çok zor hayatlar var. Kolay bir dünyada yaşamıyoruz, üstelik giderek de koşullar zorlaşıyor, başarılı olmak çok zor, eğitim çok önemli...
ORTA SINIF BİR AİLEYİZ
- Günümüz çocuklarının sorunu sanırım bu. Farklı hayatlar olduğunun farkında değiller, cam bir fanus içinde büyüyorlar. Özellikle sizin gibi kolejde okuyanlar... Yanılıyor muyum?
- Ben devlet okulunda okuyarak başladım eğitimime. Orta sınıf bir ailenin çocuğuyum. Biz zengin değiliz. İstanbul Erkek Lisesi'nin ilköğretiminde burslu okudum, sonra Üsküdar Amerikan'ı kazandım ama orada da burslu okudum. Yani fanus içinde büyümedim. İnsanlarda bir yanılgı var, biri başarılıysa eğitim alanında destek görmemesi imkansız. Oyunculuğu okulumu karşılayabilmek için yapıyordum. İlköğretim boyunca, Üsküdar Amerikan'ı kazanırsam öderim diye çalıştım, lise boyunca da Harvard'ı kazanırsam diye... Oyunculuk yoluyla okul parası biriktirdim. Oyunculuk lüksüm değildi. Mütevazı bir ailenin çocuğuyum, isteyince ve çabalayınca oluyor. Hedefler yüksek olmalı.
- Sektörde birçok isim de sizi sahiplenmiş. Bu kadar insanın sevgisini nasıl kazandınız?
- Hasibe Eren'le başlayan bir yolculuk bu. Menajerim Gaye Sökmen, rol aldığım tüm dizilerdeki insanlar, Songül Öden, Umutsuz Evkadınları'ndaki tüm oyuncular, özellikle lise sınavlarına hazırlandığım dönemde hep destekçimdi... Son dizimdeki yapımcım Raci Şaşmaz da aynı şekilde çok destek oldu. Herkesin katkısı ayrı, kültürel anlamda çok büyük bir birikim sağladılar. Okuyordum ama eğitim, kariyer... Bunların bilincinde değildim. Karşıma çıkan insanlar bana bir ders verdi. Hepsinin ortak dediği şey şuydu, "Mutlaka bileğinde bir altın bilezik olsun." Oyunculuk sektör gereği devamlılığı olan bir iş değil, belki bu yüzden böyle tavsiye ediyorlardı. Sadece o değil, ekran önündeki insanlara karşı da sorumluluğum vardı sanki...
Eğer kameranın önündeysem, insanlar bir şekilde beni takip ediyorsa, onların beni izlemesini hak etmeliyim, örnek olmalıyım. Bir sanatçının entelektüel anlamda çok derin bilgi sahibi olması gerektiğine inanıyorum.
- Okul yönetimi de oyunculuk konusunda anlayışlı davrandı mı size?
- Elbette. Öğretmenlerim her zaman önceliğin okulun olsun derdi ama desteklerini esirgemediler. Çok büyük projelerim olduğu zaman sette olduğum çok oldu. Ödevleri zamanında teslim edemeğim de... Zaten sosyal hayatı çok destekleyen bir okul. Okulda da iki yıl tiyatro kulübünün başkanlığını yaptım.
Siz hiç hapishane gördünüz mü?
- Harvard yolculuğunuz nasıl başladı?
- Amerika hayalim hep vardı. Harvard da iş deneyimine çok önem veren bir okul. Başvurum sırasında benden iş deneyimimle ilgili bir kompozisyon istendi. Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz dizisindeki bir tecrübemi anlattım. Dizi nedeniyle iki kez gerçek bir hapishaneye girdim. Psikoloji okumak isteyen biri olarak çok daha dikkatli gözlem yaptım. Koridordan geçerken avluyu ve başımı havaya kaldırdığımda gökyüzünü gördüm... Deniz Çakır o sırada dedi ki, "Gördüğün gökyüzü bir kareye sıkıştırılmış bir mavi" kompozisyonuma, "Siz hiç gerçek bir hapishane gördünüz mü? Ben gördüm" diye başladım. Ve sanırım oyunculuğum Harvard'a kabul edilmemde çok etkili oldu.
- Neden psikoloji okumak istiyorsunuz?
- İnsan doğası, herkesin ayrı bir hikayesi olması çok ilgimi çekiyor. Dinlemeyi çok severim. Nasıl hayatlar yaşadıklarını, nasıl geçmişlerden geldiklerini, hedeflerini, amaçlarını öğrenmeyi çok seviyorum. Toplum psikolojisiyle çok ilgileniyorum. Türkiye'nin ve dünyanın içinden geçtiği zor bir süreç var. Giderek radikalleşiyoruz, şiddete eğilim artıyor, bunun arkasında bir sebep olmalı. Bireylerin psikolojisi önemli ama o bireyler bir araya geldiğinde oluşan psikoloji benim daha çok ilgimi çekiyor. Etrafımda gördüğüm okuduğum haberlerden çok etkileniyorum.
- Madem öyle... Sizin kişisel başarınıza toplum olarak bu kadar sevinmemizin altında yatan ne?
- Çünkü biz Türkler çok samimiyiz. Eğitim hayatım boyunca farklı kültürleri deneyimledim, Alman ekolü, Amerikan ekolü, Fransız ekolü... Yurtdışına gittim, oralarda farklı kültürleri tanıdım. Ve gördüm ki biz çok farklıyız. İnsanımızı çok seviyorum. Samimiyiz ve sahipleniciyiz.
- Sette sizi arasak, nasıl buluruz?
- Karakterim Zeynep'in odasında ders çalışırken. Çünkü diğer arkadaşlarıma oranla evde masa başında ders çalışma olanağım daha az. Yolda, set aralarında ders çalışırım. Setim de zaten genelde hafta sonuna denk geliyor. Yapım şirketimiz buna da çok özen gösterdi. Sadece bir kez, bomba patlama sahnesi vardı, tüm oyuncular olmak zorundaydı ve hafta içi çekildi. Okuldan çıktım sete geldim, sabaha kadar sürdü çekimler. Yine formamla beni okula bıraktılar. Okulda ilk dersler rahattı ama tarih dersinde hafiften uyumaya başlamıştım.
- Yaşıtlarınıza ne önerirsiniz?
- Sadece başarılı olmak değil mesele, mutlu olmak da gerekiyor. Okul başarısı insanı keyiflendiriyor ama kendini bir sahnede izlemek, sanatsal bir faaliyette bulunmak, ders dışında bir şeyi başarmak insanı çok farklı şekilde mutlu ediyor. Bir öğrencinin de başarılı olmak için mutlu olmaya ihtiyacı var. Yaşıtım olan öğrenciler haftada 20 saati ders çalışmaya ayırabilirken, ben bunun yarısı kadar zamanı ayırabiliyordum. Hem seti hem okulu idare edebilen biri olarak herkes sevdiği bir şeye vakit ayırabilir diye düşünüyorum.