Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar

insanları tarih boyunca binlerce yıldız keşfetti. Onlara isimler verdi. Özellikleri ve farklılıklarını ortaya çıkardılar. Lakin yakın zamanda yıldız keşfetme konusunda baş gösteren isteksizlik, 2011’de keşfedilen iki yıldızla terse döndü. İşte gizemi hâlâ çözülemeyen o yıldızların hikayesi

Giriş Tarihi: 14.1.2018
Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar

Dört asırdır astronomlar, teleskop kullanarak çok sayıda yıldızı gözlemleme fırsatı buldular. Bugüne kadar milyonlarca yıldız titiz bir şekilde kataloglandı. Galaksimizde cüce yıldızlar, devasa yıldızlar, ölü yıldızlar, hızlı dönen yıldızlar, patlayan yıldızlar, çift yıldızlar gözlemledik.
Milyonlarca yıldızı gözlemlemiş olmamız, insanlarını gözlemlenecek bütün yıldız türlerini gözlemlediğimiz düşüncesine sevk etti. Ancak 2011 yılında bilim dünyasını hayrete düşüren bir yıldız gözlemlendi.

SPIRAL KOLLU YILDIZ
Bu yıldız, daha önce gözlemlenen hiçbir yıldıza benzemiyordu. Astronomlar, gezegen bulmak umudu ile incelemelerini sürdürünce hiç beklemedikleri bir şey fark ettiler: Bu garip yıldızın spiral kolları vardı.
Söz konusu genç yıldıza SAO 206462 ismi verildi. Bu yıldız, Dünya'dan 460 ışık yılı uzaklıkta, galaksimiz Samanyolu'nda, Lupus ya da Kurt Takımyıldızı'nda yer alıyordu. Yıldız, etrafında dönen spiral kollara sahipti.
Spiraller, aslında astronomlara yabancı değil. Galaksilerin önemli bir kısmı yüz milyonlarca yıldızdan oluşan spiral kollara sahiptir. Ancak astronomlar ilk defa spiral kollara sahip bir yıldız gözlemliyorlardı.
Spiral kollar, yıldızın etrafındaki gaz ve tozlardan oluşuyor. Peki, bu spiralleri oluşturan şey nedir? Bu sorunun herkes tarafından kabul gören net bir cevabı ne yazık ki yok.
Astronomların çoğu bu spirallerin, bu bulut içindeki iki Pluton büyüklüğünde iki gezegenden dönüşerek oluştuğu kanaatinde. Ancak ne yazık ki bu gezegenleri hâlâ gözlemleyemedik.
Böyle gezegenlerin varlığına işaret eden herhangi bir ek kanıt mevcut değil. Dolayısıyla bu iddiayı doğrulamak şu aşamada mümkün görünmüyor ve bu spirallerin esas kaynağının ne olduğu hâlâ bir gizem.

EN YAŞLI YILDIZLARDAN BİRİ
2011 yılında Avrupalı astronomlar, Aslan Takımyıldızı'nda 13 milyar yaşında, yaşlı bir yıldız keşfettiler. Bu yıldız, evrende bildiğimiz en yaşlı yıldızlardan biri. Evrenin yaşının 13,7 milyar yıl olduğu bilgisi ışığında bu yıldızın ne kadar yaşlı olduğu daha rahat anlaşılabilir. Tüm yaşlı yıldızlar gibi bu yıldız da çok küçük. Güneş'in sadece kütlece yüzde 80'i kadar bir büyüklüğe sahip. İsmi SDSS J102915+172927 ya da 'dır. Caffau ismi, yıldızı inceleyen kadın bilim insanı Elisabetta Caffau'dan geliyor.
Söz konusu yıldız, şekil ve davranış olarak, SAO 206462 gibi garip değildi. Ancak iç yapısı incelendiğinde, astronomlar şaşkınlık içinde kaldı. Yıldız, teorik olarak var olmamalıydı. Yıldızın yüzde 99,99993'ü en hafif iki element olan hidrojen ve helyumdan oluşuyordu. Caffau Yıldızı'nda, hiç lityum yoktu ve karbon, azot ile oksijen de neredeyse hiç mevcut değildi. Ancak bilgisayar hesapları, böyle bir yıldızın var olamayacağını gösteriyordu! İnce yapı soğuması olarak bilinen ve düşük kütleli yıldızların oluşmasında merkezi rol oynayan mekanizma, karbon ve oksijenin olmasına bağlıdır. Bu mekanizma Caffau Yıldızı'nda mevcut olmadığı için bu yıldız oluşmamalıydı! Bu yıldızın oluşmasını sağlayan mekanizmanın ne olduğu hâlâ bilinememektedir. İnce yapı soğumasının yerini, tozların soğuması ile açıklamaya çalışanlar var. Ancak Caffau Yıldızı'nın oluşumunu açıklayan, herkesin kabul ettiği bir açıklama mevcut değil ve bu yıldızın varlığı hâlâ gizemlidir.
SAO 206462 ve Caffau Yıldızı, üstümüzdeki uçsuz bucaksız gökyüzünün gizlediği gizemlerden sadece ikisi. Kim bilir daha nice gizem keşfedilip anlaşılmayı bekliyor. Evren bize sürprizler sunup, bizi şaşırtmayı seviyor. Bilimi ilginç ve çekici kılan da zaten bu sürprizler değil mi?

BİLİM TARİHİNDEN NOTLAR
Koşu bandı: İşkence aletinden sağlık alanına
Koşu bandı, özellikle spor meraklılarının vazgeçemediği önemli bir cihaz. Yağ yakmak ya da kalp sağlığını korumak için en çok kullanılan spor aleti olan koşu bandının çok enteresan bir tarihsel hikayesi var.
Koşu bandı hayatımıza 1818 yılında İngiliz mühendis Sir William Cubitt tarafından sokuldu. Ancak koşu bandının üretim amacı, sağlıklı yaşam sağlamak ya da yağ yakmak değildi. Koşu bandı bir işkence cihazı olarak tasarlanmıştı.



Cubitt, St. Edmunds, hapishanesindeki mahkumların tembel tembel yattığını gördüğü zaman çok ilginç bir fikre kapıldı. Bu mahkumların kas gücünden faydalanılabilir ve daha etkin ceza çekmeleri sağlanabilirdi. Böylece Cubitt, ilk koşu bandını tasarladı. İlk koşu bandı, aslında kendi etrafında dönen dev bir cıvataya benziyordu. Bir düzine mahkum koşarak bu cıvatayı döndürüyorlardı.
Bu, düz koşu yerine daha çok devamlı olarak merdiven tırmanmaya benziyordu. Mahkumlar dururlarsa düşecekleri için devamlı hareket etmek zorundaydılar.
Onların bu hareketi, buğdayların öğütülmesi, suyun çekilmesi ya da madenlerin havalandırması için gereken enerjiyi sağlıyordu.
Mahkumlar, günde en az altı saat bu cihazda koşuyorlardı, bu 14 bin basamaklı bir merdivene tırmanmaya eş değerdi, ki bu Everest'e tırmanmayla eştir. Bu alette çok sayıda mahkum hayatını kaybetti, koşu bandı 19. yüzyıldaki hapishanelerin kötü koşullarının sembolü olarak kaldı. Bunun sonucunda 1889'da koşu bandının kullanımı yasaklanmıştı.
Koşu bandının tıbbi kullanımı, çok sonra 1952 yılında Dr. Robert Bruce tarafından, çalışma arkadaşı üstünde yaptığı deneylerden sonra başladı. Bruce'un bulguları, bugün Bruce Protokolü olarak bilinen, kalbin doğru çalışıp çalışmadığı testinin temelini oluşturdu. Koşu bantları, 1960 ve 1970'lerde, kardiyo egzersizlerinin popüler olması ile önce spor salonlarına ve daha sonra evlerimize girdi. Böylece bir işkence cihazı ironik bir şekilde sağlıklı yaşamın önemli bir öğesi haline geldi.

GÜNCEL HABER DOĞANIN EN KÜÇÜK GÖKKUŞAĞI
Tavus Kuşu Örümceği olarak bilinen örümcek türünün en önemli özelliği kalçasında doğada bulunan en küçük gök kuşağını taşıması. Nature Communications dergisinde yayımlanan makalede bahsedilen örümceğimiz sadece beş mm boyunda. Örümceğimiz gökkuşağı oluşturmayı şahane bir mekanizmayla sağlıyor.
Üzerinde yanardönerli ve siyah renkli olmak üzere iki çeşit pullar bulunuyor. Yanardönerli pulların düzenli bir şekilde dizilmesi ve ışığın farklı dalga boylarını kıran ızgara şeklinde yapılara sahip olması sayesinde gökkuşağını oluşturmayı başarıyor. (Kaynak: Live Science, 3-Ocak 2018)

ŞAŞIRTAN GERÇEKLER
Dünyanın ilk bilgisayarı ENIAC, 27 ton ağırlığındaydı ve bir salonluk alan kaplıyordu.
İnsanlık bugüne kadar Dünya ormanlarının yüzde 80'ini yok etti ve yok etmeye devam ediyor.



Dünya'da 80 bin farklı yenebilecek bitki türü var. Biz bunların sadece 30 türü ile besleniyoruz.
İnsanlar gibi bitkiler de akrabalarını tanır.

DOĞRU BİLDİĞİMİZ YANLIŞLAR
Kedilerin renk körü olduğu ve siyah beyaz gördüğü söylenir. Bu iddia doğru değildir. Kediler, insanlardan daha düşük ışıkta da görebilir ve mavi ile yeşili rahatlıkla ayırt edebilir. Kırmızı ve pembe, kedilere bize gözüktüğünden daha yeşil gözükürken, mor renkler daha çok maviye çalar.
Bütün firavunların piramitlerde gömüldüğü iddiası doğru değildir. Eski krallık dönemindeki firavunlar, firavun Djoser'den sonra piramitlere gömülüyorsa da, yeni krallık dönemindeki firavunlar, krallar vadisinde kazılan tünellere gömülmüşlerdir.

BİLİMSEL BİLMECELER
Ali, Veli ve Cumali üç arkadaştır. Biri her zaman doğru, biri her zaman yalan, biri de bazen doğru bazen yalan söylemektedir. Üç arkadaş şu cümleleri sarf etmişlerdir:
Ali: Ben bazen doğru söyler, bazen yalan söylerim.
Veli: Ali hep doğruyu söyler.
Cumali: Ali hep yalan söyler.
Kim hep yalan, kim hep doğru söylemektedir?
10 çoban bir nehri geçmelidir. Nehirde iki çocuk küçük bir salla gezmektedir. Çobanlar çocuklara para teklif edip karşıya geçmelerine yardım etmelerini ister. Sal iki çocuk ya da bir çobanı almaktadır. İki çocuk, çobanları nasıl karşıya geçirebilir?
Çözümü haftaya Pazar SABAH'ta



GEÇEN HAFTANIN ÇÖZÜMLERİ
Dördüncü gün yolun 3/4'ü tamamlandığında geriye 5 km kalır. Bu da yolun 1/4'lük kısmının 5 km'ye eşit olduğu anlamına gelir, yani dördüncü gün geriye 20 km kalmıştır. Üçüncü gün yolun 2/3'ü tamamlandığında, geriye yolun 1/3'ü olan 20 km kalır. Yani üçüncü günün başında geriye 60 km kalmıştır. İkinci gün yolun 1/2'si tamamlanmaktadır, geriye de yolun 1/2'si olan 60 km kalır. Yani ikinci gün 120 km yol kalmıştır. Son olarak birinci gün yolun 1/3'ü tamamlanır ve 2/3'ü olan 120 km kalır. Sonuç olarak toplam yol, 180 km'lik bir mesafeye tekabül etmektedir.
Üç beyaz, bir siyah misket vardır. Bu durumda ilk iki misketin beyaz gelme olasılığı 1/2, ondan sonra üçüncü misketin siyah gelme olasılığı da 1/2'dir.

SÖZLER
"Tanrı çok yüksek bir düzenin matematikçisidir ve O, evreni inşa etmek için ileri düzey matematik kullanmıştır."
(Nobel Ödüllü fizikçi Paul Dirac)
BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN