Ayşegül Aldinç popüler müziğin ikon isimlerinden... Aynı zamanda oyunculuk kariyerinin de hafife alınacak tarafı yok. Türkiye'nin en önemli yönetmen ve oyuncularıyla hafızalara nakşolmuş sinema filmlerine, dizilerine imza atmışlığı var... Güzelliği, 'cool' duruşu ise her daim dillerde. Formülü kendine saklı olmakla birlikte, eskimeyen şarkıların, eskimeyen bir duruşun sahibi...
Sanatçı, önceleri müzik alanında başka işler yapsa hatta Modern Folk Üçlüsü'yle Eurovision'da Türkiye'yi temsil etse de, müzikal kariyerini gerçek anlamda başlatan ilk solo albümü yeniden yayımlandı. İçinde Barış Manço'nun ilk kez Aldinç'e verdiği Kara Sevda, Hayır gibi hitleri de barındırıyor albüm ...Ve Ayşegül Aldinç, albümü önce dijital platformalarda yayınlandı. Yakında plak ve CD olarak da piyasaya çıkacak. Bu vesileyle Aldinç'in kapısını çalıp hem bu ilk albümü hem de anılarını konuştuk...
-
...Ve Ayşegül Aldinç ilk solo albümünüz. 1988 yılında yayınlandı. Öncesinde bir 45'lik plak ve Eurovision macerası var. Bu ilk solo albümün hikayesi nedir?
- ...Ve Ayşegül Aldinç albümümün tekrar basımıyla ilgili uzun zamandır uğraşıyorduk. Bilgiye, bulguya ulaşmak zaman aldı. Şahsen başvurunca konunun halli kolaylaştı. Her şey zamanını bekliyor demek. Doğru bir zamanda çıktığını düşünüyorum. Halihazırda tüm dijital platformlarda şarkılar dinlenmeye hazır. Sonrasında da CD ve LP formatında Universal Müzik tarafından çıkartılacak. Albüme tekrar kavuşacağımız haberine olan olumlu ve ateşli tepkiler, müzikseverlerin bu albümü heyecanla beklediklerini bir kere daha fark etmeme neden oldu. Bu albüm uzun zamandır piyasada olmadığı için zamanında elinde bulunduranlar tarafından karaborsada müzikseverler ve koleksiyonerler tarafından yüksek fiyatlarla alıcı buluyordu. Şimdi zahmetsizce ulaşmak mümkün...
- Albümde Kara Sevda ve Hayır adlı Barış Manço eserleri var. Ayrıca albümün beste ve güftelerinde yer alan isimler adeta bir Türk popüler müziğinin yıldızlar geçidi gibi... Atilla Özdemiroğlu, Fuat Güner, Garo Mafyan, Aysel Gürel... Ve daha niceleri. Hatta bir Ahmet Hamdi Tanpınar sözü bile var...
- Bu albümü yapabilmek için gazino sahnesine çıktım. O yıllar eğlencenin kalbi gazinolarda atardı. Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Seramik Bölümü (Şimdiki adı Marmara Üniversitesi Seramik Fakültesi) mezunu, ailesinin şarkıcılığa karşı olduğu bir tek çocuk olarak... Evde de sahnede de zorluk çektim açıkçası başlarda. Sonra baktılar ki korktukları gibi olmadı (gülüyor), devamı geldi. Gazino sahnesinden kazandığım bütçemle bu albüm hayata geçti özetle. Zira o yıllarda pop müzik gayet geri plandaydı. "Türk Sanat Müziği, özgün müzik yap" gibi öneriler geliyordu müzik şirketlerinden. Doğal olarak yapmak istediğimi gerçekleştirecektim. Yaptım da. Hani yemek yaparken "içine sevgi katmak" diye bir durum vardır ya, bu albümde de emeğin yanı sıra inanç, azim ve cesaret vardı. Misal kim cesaret edebilirdi Barış Manço'nun kapısını çalmaya? Kimselere şarkı vermeyen Barış'ın yeni üç ayrı şarkısı var diskografimde. Bu albümde çalıştığım çok ama çok değerli isimlere tekrar çok teşekkür ederim. Kaybettiklerimizin de ruhları gani gani şâd olsun.
ÇOK ŞANSLIYIM
- Barış Manço nasıl bir dost ve müzisyendi sizin için? Elbette çok vardır ama bir unutamadığınız acı-tatlı bir anınız, size müzik ya da hayatla ilgili verdiği bir öğüt, bir söz... Paylaşır mısınız?
- Barış hayatıma çok önemli değerler
katmış, dostluğuyla övündüğüm
bir koca insandı. Ben
çok şanslıyım. Kendi müzik
tarihinde ve tabii Türk müzik
tarihinde üç yeni şarkısını
verdiği tek sanatçı
olmanın ayrıcalık ve
övüncünü taşımama
izin verin. Klip
için Tunus'a gittiğimizde,
ekipçe
çok güzel günler
yaşadık. Hangi
birini anlatmalı
bilemedim...
Tatlı anılarımız
çoğunlukta. En
acısı çok sevdiğim,
dostluğumu
ilelebet sürdüreceğim
ailesiyle birlikte
onu son yolculuğuna
uğurlamaktı. Onunla
aynı topraklarda yaşadığımız
için çok şanslıyız.
Geriye unutulmaz
şarkıları ve çok değerli hatırası kaldı.
Yeri dolmayacak.
- Ve tabii bir de Aysel Gürel... Hayatımıza renk katan, derin ve çılgın bir kadındı... Sizdeki yeri neydi? Neler paylaştınız? Neler söylerdi size?
- Aysel beni gençliğine
benzetirdi. Fotoğraflarını
gösterirdi "Bak ne kadar
benziyoruz" diye.
Onu yıllar önce
ilk kez rahmetli Selmi
Andak'ın stüdyosunda
tanımış ve
gördüğüm diğer sanatçılara
hiç benzemediğini
fark etmiştim. Çok
kendine özgüydü. Yıllarla
bu bambaşkalık, yazdığı
güzelim sözler, ettiği her
biri bilgelik içeren atasözü
tadında kelamlarla tüm
müzikseverler tarafından
da anlam kazandı.
Kendine "Deli Aysel"
adını kendi
taktığını söylerdi.
ALBÜMDE ÇOK EMEK VAR
Bu albümde çalıştığım değerli isimlere tekrar çok teşekkür ederim. Kaybettiklerimizin de ruhları gani gani şâd olsun
ÇALIŞIRKEN ÇOK DAYANAKLIYIM
- Çok önemli filmlerde rol aldınız. Türk sinemasının kıymetli yönetmenleri ve oyuncularıyla çalıştınız... Katırcılar mesela benim asla unutamadığım, dönüp dönüp tekrar izlediğim bir filminizdir. Oyunculuk yeteneğinizi nasıl keşfettiniz?
- Küçüklüğümden beri şarkıcı ve oyuncu olmak istedim. Bir de babama özenip köşe yazarı. Bu istekler gerçeğe dönüşünce de hiçbirinden mahcup olmadım. Şarkıcılık da oyunculuk gibi icra ettikçe gelişiyor. Emek vermeden doğru ve iyi, geri bildirimler almak hiçbir meslek için mümkün değil. Düzgün bir yaşantı ve disiplin de bu işin olmazsa olmazı. Katırcılar, çok güç doğa koşullarında çekilmiş bir filmdi. 40 gün boyunca tüm gün karlar üstünde bazen de altında (çığ sahnesi misal) resmen bir survivor yaşadık. Bir ilk film için zorlandım tabii ama asla pes etmedim. Çalışırken çok dayanıklıyımdır. (Gülüyor)
- Katırcılar film çekiminden aklınızdan çıkmayan neler var?
- Yönetmenimiz Şerif Gören, sözünü ettiğim çığ sahnesiyle ilgili çekimden bir gece önce yaptığımız toplantıda, benimle ilgili sahnede alınacak önlemlerden söz ederken "Seni tabut gibi tahta bir kutuya koyup üzerine karlar dökmek yoluyla gerçekleştirmeyi düşünüyoruz bu sahneyi" dedi. Ben sakinliğimi koruyarak "Peki nasıl nefes alırım? Bunun bir yolu olmalı" dediğimde de "Bir hortum uzatacağız kutunun içine, oradan alacaksın" diye beni kandırdı. Ödüm koptu tabii. Ee, takdir edersiniz Hollywood'da değiliz. Filmlerin gayet ilkel yöntemler ve şartlar altında çekildiği zamanlardan söz ediyoruz. Kelle koltukta yani. Neyse öyle olmadı. Üzerime karlar atıldı ama. Sağ salim diğer sahnelere geçebildik.
DIŞARIDA GÖZÜM YOK, EVİMDE OTURURUM
- İçinde bulunduğumuz salgın dönemi, size insanlık ve kendi iç dünyanız adına neler hissettirdi? Neler düşündürdü?
- Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının farkında olanlardanım. "Yeni Normal" dedikleri de normal falan değil tabii. Hiçbir şeyi iplemeden yaşamayı tercih etmek de mümkün buna karşın. Ki bu çeşit bir güruh da mevcut. Bu meşrepte olmamaya özen göstermek kişi ve etrafın sağlığı açısından tercih edilmesi gereken seçenektir illa ki. Ben annemle olduğumdan evde kalmak durumundayım. Dışarıda gözüm hiç yok bu arada. Dışarda yemem, içmem. Bu, gereksizce yer kaplamamak anlamına da geliyor. Mecburiyet oturuyorsa tahtımda; çıkarım tabii. Bu ne kadar devam eder bilemiyoruz. Aşı öyle çabuk bulunan bir mevzu değil. Bunu, geçmiş salgınlardan biliyoruz. Bazılarının hâlâ bulunamadığını da hesaba katmak gerek. Ama bu sefer ki başka. Pandemik durumlarda hız kazanma olasılığı büyük.
YALNIZLIK DUYGUSU KÜÇÜKKEN BENİ ÜZERDİ
- Tek çocuk olarak yetişmenin sizde nasıl etkileri oldu? Yalnızlık, tatlı bir şımarıklık, kırılganlık... Nasıl bir his bıraktı üzerinizde?
- Bir kardeşim olsun çok isterdim. Paylaşma duygusunu çok erken öğreniyorsunuz kardeş olunca. Bir erkek kardeşim olacakmış da zaten. Ama annemin bir ameliyatı esnasında kaybetmişiz ne yazık ki. Şımarık bir çocuk hiç olmadım. Başkalarının haklarına saygılı, gürültücü olmayan bir çocuktum. Kendi kendime ya da arkadaşlarımla oyunlar, piyesler tertip ederdik. Sahne o zaman da vardı. (Gülüyor) Dikiş makinamızın uzunca bir ampülü vardı korumalı, onu mikrofon gibi kullanır konserler verirdim ailemizin üyelerine, misafirlere. Yalnızık duygusu küçükken beni üzerdi. Tek çocuk olmanın konforlu yanları da olduğunu fark etmem büyümeye başladığım zamana denk geldi.
KILIĞINLA AĞIRLANIR AKLINIZLA UĞURLANIRSINIZ
- Gazeteci bir baba Orhan Aldinç ve öğretmen bir anne... Böyle bir ailede doğup, büyümek size neler kattı?
- Çok şey... Estetik kaygı, yaşadığınız ortamı güzelleştirmenize çok yardım eden bir faktör. Küçükken de kılığıma, kıyafetime, renk uyumlarına çok dikkat ederdim. İyi bir eğitim ve çevre koşulları sizi ilerde doğru bir biçimde şekillendiriyor. Kılık kıyafetinizle ağırlanır, aklınızla uğurlanırsınız. Bu yüzden kafama yatırım yapmayı tercih ettim hep. Bunda ana baba faktörünün etkisini tartışmam bile.