Bir an dur. Şu anda seni geren, içini daraltan, ertelemene sebep olan o düşünceyi hatırla. Kaçtığın, adını koymadığın, zihninin arka odasına kilitlediğin o ihtimali... Şimdi sana basit ama rahatsız edici bir soru soracağım: En kötüsü ne olur? İnsan bu sorudan neden bu kadar kaçar, biliyor musun? Çünkü zanneder ki bu soru sorulursa korku büyür. Oysa tam tersi olur. Korku, üstüne ışık tutulmadığı sürece devleşir. Hayatım boyunca şunu gördüm: İnsanlar yaşamadıkları felaketlerden, yaşadıklarından daha çok yoruluyor. Başına gelmeyen ihtimaller, gelmiş gibi kalbini sıkıştırıyor. Henüz yaşanmamış senaryolar, yaşanmış acılardan daha ağır bir yük oluyor. Zihin garip bir yer; belirsizliği sevmez. Ve insan, henüz kapıya bile dayanmamış bir ihtimal için, içeride fırtınalar koparır. İşte bu yüzden bazı korkular hiç geçmez. Çünkü onlarla yüzleşilmez. Sadece etraflarında dolanılır.
EN KÖTÜSÜ NE OLABİLİR?
Bak dikkat et: Çoğu insan "korkuyorum" demez. "Hazır değilim" der. "Zamanı değil" der. "Biraz daha düşüneyim" der. Ama gerçekte düşündüğü şey şudur: Ya olursa... Bu cümle, insanın iç dünyasında sessiz bir zehir gibidir. Fark ettirmeden yayılır. Ve hayatı yavaş yavaş daraltır. Gitmediğin yollar, Söylemediğin sözler, başlamadığın işler, bitirdiğin ilişkiler... Hepsinin arkasında çoğu zaman tek bir korku vardır: En kötüsü. Ama sana şunu söyleyeyim: İnsan en çok, başına gelebileceklerden değil, başına gelebileceğini sandığı şeylerden yorulur. Çünkü zihin, gerçekle değil, anlamla çalışır. Ve çoğu zaman verdiğimiz anlam, gerçeğin kendisinden çok daha serttir. Bu yazıda sana şunu anlatacağım: Neden "en kötüsü ne olur?" sorusu, insanın kendine sormaktan en çok kaçtığı ama sorduğunda en çok rahatladığı sorudur.
Neden bu soru korkuyu büyütmez, aksine küçültür. Ve neden iyileşme, tam da bu sorunun dürüstçe sorulduğu yerde başlar. Ama acele etmeyeceğiz. Çünkü bazı sorular vardır; hızla değil, cesaretle sorulur.
ZİHİN, TAHMİNİ GERÇEKLE KARIŞTIRIR
İnsan korkudan kaçtığını zanneder ama çoğu zaman yaptığı şey şudur: Korkunun etrafında yaşamak. Gerçekten korktuğun şeyle yüzleştiğin anlar, sandığın kadar uzun sürmez. Ama yüzleşmekten kaçtığın şey, yıllarca zihninin arka planında çalışır. Uykuda, ilişkide, kararlarda, bedeninde... Çünkü korku, ondan kaçtıkça güçlenir. Yüzleşildikçe değil. "En kötüsü ne olur?" sorusu tam burada devreye girer. Bu soru, korkunun kapısını çalan bir sorudur.
Kapıyı kırmaz. Zorla içeri girmez. Sadece kapıyı çalar. Ve çoğu zaman kapının arkasında sandığın canavar yoktur. Orada sadece büyütülmüş bir ihtimal vardır. İnsan zihni, belirsizliği sevmez demiştim. Belirsizlik olduğunda hemen bir hikaye yazar. Ama bu hikaye genellikle iyimser değildir. Çünkü zihin, bizi korumak isterken abartır. "Ya reddedilirsem..." "Ya yalnız kalırsam..." "Ya başarısız olursam..." "Ya rezil olursam..."
Şimdi dikkat: Bu cümlelerin hiçbiri yaşanmış şeyler değildir. Bunlar tahminlerdir. Ama zihin, tahmini gerçekle karıştırır. Ve işte tam bu noktada insan şunu yapar: Henüz yaşanmamış bir şey için, şimdiki hayatından vazgeçer. Gitmez, söylemez, başlamaz, kalır. Oysa "en kötüsü ne olur?" sorusu şunu yapar: Zihnin sisini dağıtır. Belirsizliği somutlaştırır. Korkuyu şekle sokar. Şekli olan şeyle çalışılır. Şekli olmayan şey insanı esir alır. Birine bu soruyu sorduğunda, genelde ilk cevap çok dramatiktir: "Mahvolurum, dayanamam, biterim."
Ama biraz daha derine indiğinde şunu görürsün: Mahvolmak dediği şey, aslında utanmaktır. Dayanamam dediği şey, aslında üzülmektir. Biterim dediği şey, aslında bir süre zorlanmaktır. Yani korku, kelimelerle şişirilmiştir. Gerçek, o kadar büyük değildir. İşte bu yüzden bu soru iyileştiricidir. Çünkü kişiye şunu fark ettirir: Ben aslında ölümden değil, rahatsızlıktan kaçıyorum. Ve bu fark, çok şey değiştirir.
İNSANI EN ÇOK BELİRSİZLİK YORAR
İnsan ölümden korktuğunu sanır ama çoğu zaman korktuğu şey şudur: Kontrolü kaybetmek, imajının zedelenmesi, sevilmeme ihtimali, yetersiz hissetmek. Bunlar can yakar. Ama öldürmez. Ve insan bunu fark ettiği an, korku gücünü kaybetmeye başlar. Çünkü korku, "dayanılmaz" olduğu sürece güçlüdür. "Dayanılabilir" olduğu görüldüğü an çözülür. Bak çok net söylüyorum: Bu soru, herkese sorulmaz. Ve her anda sorulmaz. Çünkü bu soru bir tokat gibi sorulursa, insan kapanır. Ama bir ayna gibi sorulursa, insan uyanır. "En kötüsü ne olur?" "Olursa ne yaparsın?" "Daha önce benzerini yaşadın mı?" "Geçti mi?" Bu sorular, insanın zihnine şunu fısıldar: "Sen sandığından daha güçlüsün." Ve belki de en kıymetlisi şudur: Bu soru, insanı korkudan kurtarmaz. Ama korkuyla yürümesini öğretir. Çünkü hayatta ilerleyenler, korkusuz olanlar değildir. Korkusuna rağmen yürüyebilenlerdir. Şimdi başa dönelim. En başta sorduğumuz o soruya...
En kötüsü ne olur? Bu sorunun cevabı çoğu zaman şudur: Canım yanar, üzülürüm, zorlanırım, bir süre toparlanamam. Ama dikkat et... Bu cevapların hiçbirinde "yok olurum" yoktur. "Biterim" yoktur. "Bir daha ayağa kalkamam" yoktur. İnsan, korkusunu genellikle ölümle karıştırır. Oysa yaşadığımız şey çoğu zaman bir rahatsızlıktır. Geçici bir sarsıntıdır. Bir süreliğine yön kaybıdır. Ve hayat, bunlara rağmen akmaya devam eder. İşte bu fark çok kritiktir: Korku, yok olacağına inandığında büyür. Dayanabileceğini gördüğünde küçülür. "En kötüsü ne olur?" sorusu mucize yaratmaz. Seni bir anda cesur yapmaz. Kaygıyı sıfırlamaz. Ama şunu yapar: Korkuyu, zihnin karanlık bodrumundan çıkarır. Işığa koyar.
Ve der ki: "Bak, buydu." İnsan en çok belirsizlikten yorulur. Netlik her zaman rahatlatıcıdır, acı verse bile. Bu yüzden bazı insanlar kötü bir haber aldıktan sonra rahatlar. Çünkü artık bilinmeyen yoktur. Artık zihin, senaryo yazmaz. İşte bu soru da böyledir. Korkuyu netleştirir. Abartıyı söndürür. Ve insanı bugüne geri getirir. Şunu açıkça söyleyeyim: Bu hayatta ilerlemek, korkunun geçmesini beklemek değildir. Korkuyla birlikte yürümeyi kabul etmektir.
BİR ADIM DAHA AT
Cesaret, korkusuzluk değildir. Cesaret, korkuya rağmen "tamam" diyebilmektir. Ve çoğu zaman insan, hayatın en önemli adımlarını korkusu varken atar. Korkusu bittikten sonra değil. Eğer bugün bir yerde takılı kaldıysan, bir şeyi sürekli erteliyorsan, aynı noktada dönüp duruyorsan kendine şu soruyu sor: "Gerçekten en kötüsü ne olur?" Ve sonra bir adım daha at: "Olursa, buna rağmen yaşayabilir miyim?" Cevap çoğu zaman şudur: Evet. Zor olur. Ama geçer. Hayat zaten bundan ibaret değil mi? Zorlanmak, geçmesi ve biraz daha güçlenmek. O yüzden korkunu yenmeye çalışma. Onu anlamaya çalış. Çünkü anlaşılan korku küçülür. Kaçtığın korku büyür. Ve insan, korkusuyla barıştığında hayatında ilk defa özgür olduğunu hissetmeye başlar.