ABD, 3 Ocak günü dünyaya en sevdiği filmlerden birini izletti. "Süper güçlü ABD ordusu" bir ülkeye girdi ve birkaç saat içinde devlet başkanını evinden alıp kaçırdı... Peki bu filmin arkasında neler var? Haberimizde küresel siyasette yaşananlara ABD iç siyasetinde olanların gözünden bakacağız...
ABD Özel Kuvvetleri'nin gece operasyonuyla Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores Caracas'taki evlerinden alınarak (U.S. Metropolitan Detention Center (MDC) Metropolitin Gözaltı Merkezi adlı Brooklyn'deki federal gözaltı merkezine getirildi. MDC, çok pis şiddet ve aşırı kalabalıkla anılan bir federal tesis olup burada birçok yüksek profilli sanık barındırıldı. Maduro ve Flores, federal narco-terörizm, kokain ithalatı komplosu ve ağır silah bulundurma gibi suçlamalarla suçlanıyorlar; her ikisi de suçsuz olduklarını belirterek mahkemede "masumum" dedi. New York'taki ilk duruşmada Maduro kendisini "Venezuela'nın anayasal başkanı" olarak tanımladı ve tutuklanmasının "yasal değil, kaçırma" olduğunu savundu. Yargıç Alvin Hellerstein, buna rağmen onu en azından 17 Mart'a kadar hapiste tutma kararı verdi.
ARA SEÇİMLERE HAZIRLIK
Trump yönetiminin bu askeri operasyonu sadece "bir adalet uygulaması" değil, aynı zamanda iç siyasette güçlü bir "güvenlik ve sert dış politika" imajı sergileme çabası olarak da değerlendiriliyor:

Kasım 2026'da yapılacak ABD ara seçimlerinde, Cumhuriyetçiler Trump'ın dış politikadaki "sert duruşunu" ulusal güvenlik temasıyla vurgulamayı amaçlıyor. Bu hamle, seçimde savunma ve göç gibi konularda Cumhuriyetçi seçmeni motive edebilir. Ancak bu strateji, benzer geçmişteki "büyük dış politika adımları" gibi tartışmalı bulunuyor ve kaçınılmaz şekilde demokrat taban ve ılımlı seçmenler arasında endişe yaratıyor.

Trump ayrıca Venezuela'nın petrolünden 30–50 milyon varillik (1 varil 60 dolar yaklaşık 3 milyar dolar) üretimi işler hale getirip satma planını açıkladı; gelirlerin hem ABD hem Venezuela için kullanılacağı iddia ediliyor. Bu strateji, seçim kampanyasına katkı sağlamayı hedefliyor.
İÇ POLİTİKADAKİ AYRIŞMA
ABD içinde bu operasyon konusunda büyük bir siyasi kutuplaşma yaşanıyor:

Cumhuriyetçiler, operasyonu "suç örgütü liderine karşı hukukun üstünlüğü" ve uygulanan net bir ulusal güvenlik politikası olarak savunuyor. Trump'ın kabinesinden yetkililer bu adımı Venezuela'daki uyuşturucu akışını kesme ve bölgesel istikrar sağlama açısından haklı gösteriyorlar.

Demokratlar ise bu hamleyi uluslararası hukukun açık bir ihlali, Kongre onayı olmadan verilen bir savaş yetkisi ve uzun vadeli bir strateji eksikliği olarak eleştiriyorlar. Bazı Demokrat senatörler, bu adımın ABD'nin kendisini gereksiz askeri çatışmalara sürükleyebileceği uyarısında bulunuyorlar. Sokakta ve siyaset arenasında da bu ayrışma yankı buluyor; bazı topluluklar operasyonu protesto ederken, Cumhuriyetçi seçmen tabanı bunu destekliyor.
SİYASİ KUTUPLAŞMA ÇATIŞMAYA DÖNER Mİ?
Demokrat Parti liderleri, ara seçimlerde çoğunluğu kazanmaları durumunda Trump'a karşı yeni bir azil süreci başlatmayı açıkça gündeme almış durumda.

Demokrat milletvekilleri, Trump'ın Venezuela'da egemen devlet müdahalesi ve Kongre onayı olmadan yürütülen askeri operasyonlar gibi konuları yetki aşımı ve anayasal ihlaller olarak değerlendiriyorlar.

Bazı Demokrat liderler, bu kapsamda yeni "azil maddeleri" hazırlığı içinde olduklarını dile getiriyorlar.
Ana akım Demokrat yorumcular, Trump'ın söylemini "demokrasiyi silikleştirmek için siyasi bir manevra" olarak tanımlıyor ve ara seçimlerin, ülke siyasetinde yeni bir kırılma noktası yaratacağına dikkat çekiyorlar. Demokrat liderler, Trump'ın azil tehdidi başvurusu ile tabanı konsolide etmeye çalıştığını, fakat bunun toplumda daha fazla bölünme ve siyasi kutuplaşma yaratacağını savunuyorlar. Ülkede siyasi kutuplaşmanın da sokak olaylarına dönüşebileceği düşünülüyor.
AZLEDİLİRİM MESAJI VERDİ
ABD Başkanı Donald Trump, Washington D.C.'de Cumhuriyetçi temsilcilerle yapılan toplantıda birlik çağrısı yaparken net bir uyarıda bulundu: "Ara seçimleri kaybedersek, Demokratlar beni yeniden azledecek ve bir mazerete sahip olacaklar." Bu ifade, Trump'ın siyasi hayatta kalma stratejisinin merkezine yerleşmiş durumda. Trump, Kasım 2026 ara seçimlerini kendi devamlılığı için bir "meydan savaşı" olarak tanımlıyor ve yalnızca Kongre'yi korumakla kalmayıp, Demokratların olası bir çoğunlukla yeni bir azil süreci başlatacağına dikkat çekiyor.
Bu söylem, Trump'ın motivasyonunu da ortaya koyuyor:

Cumhuriyetçi iktidarının sürmesi, Trump'ın hem politik ajandasını hayata geçirmesi hem de olası azil girişimlerine karşı bir kalkan görevi görecek.

Trump'ın sözleri, Cumhuriyetçi tabana "müttefik için oy verin, aksi halde demokrasi yok olur" mesajını vererek seçmeni mobilize etmeyi amaçlıyor.
KASIM 2026'YA DOĞRU BÜYÜK MEYDAN SAVAŞI
Trump'ın azil tehdidi söylemi ile ara seçimleri bir varoluş mücadelesine dönüştürme stratejisi, Amerikan siyasetinde eşine az rastlanan bir gerilimi tetikledi.
Cumhuriyetçiler, Trump'ın liderliğine sıkı bağlılık göstererek seçimi kazanmanın siyasi hayatta kalmanın anahtarı olduğunu vurgularken, demokratlar, Trump'a karşı yeni bir hukuki ve siyasi meydan okuma hazırlığında.
Bu durum, Kasım 2026 ara seçimlerini yalnızca koltuk mücadelesi olmaktan çıkarıp, başkanlık sonrası güç dengelerinin ve siyasi sistemin yeniden tanımlanmasının yaşanacağı büyük bir çatışma alanına dönüştürüyor.