Terör örgütü FETÖ'nün yapılanmasının ve benzeri karanlık odakların, insanları nasıl ağına düşürdüğü ve devşirdiği hep merak konusu olmuştur. Bir sabah gözünüzü açtığınızda, dün size 'aile' diyenlerin bugün hayatınızın tek referansı haline geldiğini fark ettiğinizi düşünün... Sevgiyle örülmüş bir dil, fedakârlıkla süslenmiş bir dava, sözde kutsal bir amaç etrafında kenetlenmiş kapalı bir dünya... Sosyal psikolog Alexandra Stein, bu büyüleyici görünen çemberin aslında nasıl bir korku düzeni ürettiğini Terror, Love and Brainwashing: Attachment in Cults and Totalitarian Systems isimli eserinde çarpıcı bir şekilde ele alır. Söz konusu eser, Turkuvaz Kitap tarafından Korku, Sevgi ve Beyin Yıkma ismiyle okuyucuyla buluşturuldu. Eserin çevirmenliğini ise FETÖ ile mücadelede kritik görevlerde bulunan ve örgütün ideolojik arka planını deşifre eden isimlerden biri olan Yargıtay Üyesi Ali Öztürk yaptı.

Akademik bir metin olmanın ötesine geçen eser, Türkiye'nin yakın hafızasına ayna tutuyor. Kitap, kapalı devre bir gruba giren 'devşirmelerin' nasıl korkunç bir sona doğru yürüdüğünü çarpıcı tahlil ve örneklerle anlatıyor. Alexandra Stein'in çalışması bir kırılma noktasına odaklanıyor. Korku ile sevginin iç içe geçtiği kapalı yapılarda, bireyin nasıl yavaş yavaş dış dünyadan koparıldığını, eleştirel düşüncenin nasıl törpülendiğini ve itaatin nasıl erdem haline getirildiğini somut örneklerle ortaya koyuyor. Dini cemaatlerden ideolojik örgütlenmelere kadar uzanan geniş bir çerçevede, 'beyin yıkama' denilen sürecin romantize edilmiş bir efsane değil; sistemli bir psikolojik inşa olduğunu gösteriyor. Eserin Türkçeye kazandırılması ise ayrıca dikkat çekici... Korku, Sevgi ve Beyin Yıkama, yalnızca bir psikoloji kitabı değil; aynı zamanda yakın tarihimizin acı tecrübelerini anlamak için güçlü bir okuma önerisi olarak raflardaki yerini alıyor. Şimdi gelin her satırı ufuk açan çalışmanın belirli noktalarına odaklanalım ve bu tarz yapılanmaların nasıl adam devşirdiğini iyi anlayalım...

TERÖR SALDIRILARINA AÇIK BİR BEYİN
Eserde kapalı devre yaşayan gruplardaki mutlak itaat anlayışının kör bir taassuba döndüğü belirtilerek, "Bu sistemin sonucu, liderin mutlak kontrolü altındaki aşırı inançlı ve aşırı itaatkâr takipçilerin ortaya çıkmasıdır. Artık her şeye inanacak ve her şeyi yapacak durumdadırlar. Finansal olarak (ya da ucuz iş gücü olarak çalıştırılmak suretiyle) sömürülebilirler; cinsel olarak istismar edilebilirler, ve en uç durumda -tıpkı toplu intiharlarda ya da intihar saldırılarında olduğu gibiliderin amaçlarına hizmet etmek için kendi hayatlarını feda edebilirler" ifadeleri kullanılıyor.

ZİHİN BİÇİMLENDİRMESİ
Eserin müellifi söz konusu kitabı niçin yazdığını ise şu sözlerle açıklıyor: "Amacım dünyadaki tüm kötülükleri açıklamak değil. Bu kitabın temel hedefi, bu farklı durumları birbirine bağlayan ve karizmatik, otoriter liderlerin takipçilerinin zihinlerini, kendi hayatta kalma çıkarları doğrultusunda hareket edemeyecek şekilde biçimlendirmelerine yol açan ortak sosyal psikolojik ve yapısal unsurları ortaya koymak."

KAPALI DEVRE YAŞIYORLAR
Eser kapalı devre grupların, devşirmek istedikleri kişiyi hayattan izole ettiklerini ve üzerinde inanılmaz bir baskı kurduklarını şu sözlerle anlatıyor: "Hayır, asıl mesele dinin kendisi değil. Sorunun özü, bu grupların ideolojilerinin dini, siyasi ya da başka türden olup olmadığı değil; ne denli sıkı yapılandırıldıkları ve takipçileri üzerinde kurdukları denetim düzeyidir. Bu durumu tam anlamıyla kavrayabilmek için dini ya da doğaüstü inançlara duyulan hoşnutsuzluğun ötesine geçen analizlere ihtiyacımız var."
ÖNCE ÇİÇEK SONRA KAFES
Stein, propagandayı 'pürüzsüz bir reklam yüzü' olarak tanımlıyor ve şunu söylüyor: "Propaganda, grup içindeki baskıcı yaşamı gizleyen pürüzsüz bir reklam yüzüdür. Tıpkı gelecekte şiddet uygulayacak birinin, yeni romantik partnerini baştan çıkarmak için uzattığı bir çiçek buketi gibi... Daha basit bir ifadeyle, bir grubun kendisini kabul edilebilir ve hatta çekici göstermek için öne sürdüğü yalanlar bütünü... Hiçbir kadın, baştan itibaren şiddet göreceği bir ilişkiye isteyerek girmez. Bunun yerine, bu ilişkinin içine yavaşça çekilir. Propaganda, işte bu baştan çıkarma işlevini yerine getirir." Bu pasaj okurunun zihninde hemen bir resim bırakıyor: Önce çiçek,
10 YIL BOYUNCA ASKIYA ALINMIŞ BİR HAYAT
Prof. Dr. Alexandra Stein, halen Londra South Bank Üniversitesi'nde misafir araştırma görevlisi (sosyal psikolog) olarak çalışıyor. 1980'lerde ABD'de 10 yıl süre ile bir siyasi kültün üyesi olarak kalan Stein, o seneleri "10 yıl boyunca bir tür askıya alınmış animasyon halinde yaşadım" diye anlatıyor. Gruptan kaçmayı başardıktan sonraki 30 yılını kült gruplar ve totaliter sistemler üzerine yazılar yazarak ve dersler vererek geçiren Stein; Korku, Sevgi ve Beyin Yıkama kitabında, kendi kişisel deneyimlerinden ve akademik çalışmalardan yola çıkarak, kültlerin psikolojik manipülasyon yöntemlerini ve insanların bu tür gruplara nasıl çekildiğini derinlemesine inceliyor.
ELEŞTİREL DÜŞÜNCE YOK EDİLİYOR
Yazar, "Grubun üye kazanma sürecindeki temel hedeflerinden biri, adayın eleştirel düşünme yetisini yavaş yavaş devre dışı bırakmaktır" diyor ve yeni katılımcının grubun uygulamalarını araştırmak, gerçek iç yüzünü öğrenmesini engellemek amacıyla onun eleştirel yetilerini devre dışı bırakmak için duygusal olarak uyarıcı bilgi ve deneyimlere başvurduğuna dikkat çekiyor.
FETÖ İLE MÜCADELEYLE GEÇEN BİR MESLEK HAYATI
Eseri Türkçeye kazandıran kalem ise kültler, radikalleşme ve terörizm konusunda deneyimli bir isim olan Ali Öztürk... Halen Yargıtay üyesi olarak görev yapan Öztürk, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesinin Başkanı olarak görev yaptığı dönemde 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin başta Ak Parti İstanbul İl Başkanlığı, Sabiha Gökçen Havalimanı ve İBB Lojistik Merkezi gibi davalarda mahkeme başkanlığı yapmıştı. FETÖ Lideri Gülen'in 15 Temmuz darbe girişiminin talimatını 19 Mart 2016 tarihinde asker yeşili cübbe giyerek yaptığı "Sıfır Sorun (!) başlıklı Bamteli" konuşmasında "Umum adına konuşuyorum, umum İslam toplumu adına, Kapadokya sakinleri, oradaki serkârlar adına konuşuyorum....Eğer biz elimizdeki gücü kullanmazsak, zalime dur demezsek ağlamalar ağlamaları takip edecek" sözleri ile verdiğini, "Kapadokya kelimesinin örgüt jargonunda TSK yerine şifre olarak kullanıldığını, serkâr kelimesinin ise amir, komutan anlamına geldiğini ifade etmişti. Daha sonra yapılan araştırmada Akıcıda yakalanan kuvvet imamları Adil Öksüz, Kemal Batmaz, Hakan Çiçek ve Nurettin Oruç'un o konuşmanın yapıldığı tarihte Gülen'in yanında oldukları tespit edilmişti.