Kelimeler onun mesleği, varoluş biçimi, öğrencileriyle kurduğu köprü... Ancak bir dönem o kelimeler zihninde dağıldı. Cümle ortasında takılmak, doğru sözcüğü bulamamak, sınıfta gözlerin üzerinde olduğunu bilerek konuşmaya çalışmak... Bir Türkçe öğretmeni için bundan daha sarsıcı ne olabilir? Beynindeki tümör teşhisi, Türkçe öğretmeni Pınar Soylu'nun hayatını ikiye böldü. Ama o yaşadıklarını hastalık öyküsüne değil, bir fark ediş ve yeniden doğuş öyküsüne dönüştürdü.

-Sizi tanımak isteriz. Nerede doğdunuz, büyüdünüz?
- Merhaba ben Pınar Soylu, 41 yaşındayım. Tokat Turhal'da doğdum, büyüdüm. Üniversiteye kadar orada yaşadım. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği mezunuyum, 19 yıldır öğretmenim. Annem ev hanımı, babam memur emeklisi. Hala Turhal'da yaşıyorlar. 15 yaşında Derin adında "İyi ki benim" dediğim bir kızım var.
- Türkçe öğretmeni olmaya nasıl ve ne zaman karar verdiniz?
- Aslında ani bir karar oldu, hiç aklımda yoktu. Turhal Anadolu Lisesi'nde eşit ağırlık bölümünde okudum. Çocuklara "Büyüyünce ne olacaksın?" diye sorulur ya, ben kendimi bilmeye başladığımdan beri "Hakim" olacağım derdim. Lisede İngilizce dersini çok sevdiğim için ilgim dille ilgili mesleklere kaydı ama iş bulamama ihtimalini düşünmek zorundaydım. Sınav sonucuma göre Ankara, İstanbul gibi hukuk fakültelerine puanım yettiği halde çok istediğim Hukuk Fakültesi'ni yazmadım, yine maddi sıkıntılardan dolayı garanti bir işim olur diye ailemin yönlendirmesiyle Eğitim Fakültesi'ni tercih ettim. Edebiyatı, okumayı da çok seviyordum zaten. Aslında çok isteyerek seçmesem de mesleğimi manevi yönden verdiği tatminden dolayı severek çalıştım yıllarca.

- Türkçe öğretmeni olarak kelimeleri söyleyememe durumunuzun olması size neler hissettirdi?
- Ameliyattan önce tümörün etkisiyle kelime bulmakta zorlandığım, takıldığım, kendimi ifade edemediğim bir dönem oldu. Ameliyattan sonra da yorgun olduğum zaman, kalabalık ortamlarda, birebir iletişim kurduğum sınıf gibi ortamlarda aynı zorluğu yaşadım. Sınıfta çok sıkıntılı bir durum oldu tabii ki. Öğreten kişinin düzgün konuşması gerek; gözler, kulaklar üzerinizde. En küçük bir hatayı kabul etmeyen ergenlik çağında öğrencileriniz var. Ayrıca bir stres oluşturuyor, daha fazla dikkat gerektiriyor.
- Baş ağrısını insanlar pek önemsemez, hap alıp geçiştirirler. Sizin baş ağrılarınız beyninizin size acil durum çağrısı olmuş sanırım...
- Lise döneminde başlamıştı aslında baş ağrılarım. İlaç alıp önemsemiyor çoğu insan ama ben gitmiştim doktora o dönem, tomografi çekip "Bir şey yok" demişlerdi. Ameliyat öncesinde de strestendir diye düşünüp ihmal ettim biraz. Geçirdiğim nöbet kesinlikle kendimi ihmal etmemem gerektiğini hatırlatan uyarı niteliğindeydi.

PROF. DR. TÜRKER KILIÇ'IN İKNA SÖZÜ: ARTIK AİLEMİZDENSİN
- Uyanık yapılacak beyin ameliyatına girmeden önce hekime güvenmek çok önemli… Siz doktorunuza neler sordunuz? Hangisi cümlesi sizi rahatlattı?
- Öncelikle Prof. Dr. Türker Kılıç Bey'le tanışmadan önce birçok doktorla görüştüm. "Küçükken başını vurmuş olabilirsin, nöbet o yüzden de olabilir" diyen de oldu, ilgisiz davranan, üslubunu sevmediğim kişiler de... O yüzden daha ilk dakikalarda Türker Bey'in farklı olduğunu anladım, içime sinen bir şey vardı. Üslubu, naifliği, hitabeti, işine duygusunu katması beni etkiledi. Çok soru sormadım çünkü o bir saate yakın hastalığımı, tedavisini, ameliyatta olumlu-olumsuz neler yaşayabileceğimi her ayrıntısıyla anlattı zaten. Bu tümörün yıllardır beynimde olduğunu, geç belirti veren ama evre atladığında çok büyük sıkıntı olacağını söyledi. Alındıktan sonra da belki ömür boyu hep kontrol altında olmam gerekeceğini söyledi. Bu yüzden de artık "Ailemizdensin" dedi ve bu cümlesi benim karar vermeme yetti.
- Ameliyata girmeden önce ve çıkışta ilk kimi gördünüz?
- Girmeden önce de ameliyattan sonra da annem ve eşimi gördüm, hep yanımdalardı. Ameliyatta sürecinde de iyileşirken de...

AMELİYAT ÖNCESİ OLUMSUZ DÜŞÜNCELERDEN UZAK DURDUM
- Ameliyat sırasında neler yaşadınız, anlatmak isterseniz…
- Karmakarışık duygular içindeydim. Kocaeli'de yaşıyorum ameliyatım İstanbul'da oldu. O zamanlar daha 7 yaşında olan kızımla vedalaşıp, onu kardeşime emanet edip ameliyata gitmek çok zordu evet. Belki de hiç dönemeyeceğimi, belki döndüğümde konuşamayacağımı, yürüyemeyeceğimi, eski ben olamayacağımı bilmek düşüncesini uzaklaştırmaya çalıştım kafamdan ve iyi olacağıma inandım hep. Ameliyata giderken de bu inançla gittim, o soğuk ameliyathane, doktorumun ve asistanlarının gülümsemeleriyle ısınmıştı zaten kendimi iyi hissettim, hiç kötü bir şey düşünmedim. Ameliyatım navigasyonlu uyanık ameliyat şeklindeydi, zarar görmeyen hücrelerimi korumak için konuşturarak yapıldı. Ameliyatta bunu hatırlamayacağımı söylemişti doktorum ama ben hatırladım. Doktorumun "Müzik açmamı ister misin?" dediğini, benim "Evet hareketli bir şey olsun" dediğimi, "O zaman Pink Martini açalım mı, sever misin?" dediğini hatırlıyorum.

AMELİYATIMDA NEŞELİ BİR ŞEYLER ÇALSIN İSTEDİM
- Hiç Pink Martini konserine gittiniz mi? Ameliyatta onları dinleme isteğinizi nasıl izah edersiniz?
- Pink Martini doktorumun tercihiydi aslında ama ben de seviyorum, konserlerine gitmedim maalesef. Hareketli, eğlenceli bir müzik istemem genel ruh halimi, o sırada bile huzurlu, mutlu olduğu anlatıyor bence...
- Pink Martini'nin en sevdiğiniz şarkısını sorsam…
- Amado mio en sevdiğim ama Sympathique'yi de ayrı severim.
ÜSTESİNDEN GELİNMEYECEK BİR DERT YOK
- Ameliyat sonrası kişiliğinizde, alışkanlıklarınızda, hayata bakışınızda neler değişti?
- Zor bir çocukluk dönemi geçirdim. Biraz da bu yüzden daha karamsar, içe kapanık, kendine güveni olmayan biriydim. Güçsüz olduğumu, kendimi ifade edemediğimi düşünürdüm. Beni bağlayan, tutan bir şey hep vardı. Ameliyattan sonra aslında tüm bunları benim yarattığımı, kendimin, gücümün, inancımın farkına varamadığımı anladım. Hayatın pamuk ipliğine bağlı olduğunu, geçici olduğunu bu yüzden kendimi kendimden kurtarmam, özgür bırakmam gerektiğini anladım. Küçük şeyler gerçekten küçüktü ve nefes aldıkça, yaşadıkça üstesinden gelinemeyecek bir dert olmayacağını anladım.

NE KADAR GÜZEL İNSANLAR BİRİKTİRMİŞİM
- İnsan zor bir hastalık yaşadığında çevresini yeniden tanır derler. Siz kimleri kaybettiniz, kimleri yeniden keşfettiniz?
-Tam da öyle oldu ama tamamen olumlu anlamda. Bu kadar sevildiğimi ben de bilmiyordum gerçekten... Sıramı, tebeşir tozumu, ilk heyecanlarımı, ilkokul, ortaokul, lise yıllarımı paylaşanlar, üniversiteden, mahalle arkadaşlarımdan, ders anlattığım ilk öğrencilerimden, yüzünü görmediğim, sesini duymadığım bazen hatırlayamadığım bile birilerinden, yıllardır görmediğim akrabalarımdan, dostlarımdan, sevdiklerimden, en kıymetlilerimden o kadar çok güzel dilekler, dualar, sevgiler aldım ki o dönem çok mutlu oldum. Ne kadar çok insan biriktirmişim ve ne güzel ki bunun farkına zamanında varabildim. Kaybettiklerim de olmuştur elbet ama o da bir kazançtır diye düşünürüm hep, bana bir şey öğretmiştir.
- Güçlü görünmek zorunda hissettiniz mi?
- Görünmek zorunda hissetmedim zaten güçlüydüm. İyi olacağıma inanıyordum, arkamda beni seven insanlar vardı, bana inananlar vardı tabii ki güçlüydüm, güçlüyüm.

"NEDEN BEN?" DİYE SADECE BİR KEZ SORDUM
- Hiç "Neden ben?" diye sordunuz mu, yoksa daha çok "Şimdi ne yapmalıyım mı?" dediniz?
- Bu soruyu bir kere sordum. O gün hastalığımın ciddiyeti ve ameliyat olmam gerektiği kesinleşmiş, gün verilmişti. Ardından kızımın yanına eve gelmiş ona sımsıkı sarılmış, kokusunu içine çekmiştim. Sonra odama koşup yatağımda bağırarak ağlamıştım "Neden ben?" diye haykırarak. Sadece o gün. Daha sonra bunu yaşamam gerektiğine, mutlaka sonunda bana bir şey öğreteceğine inandım. Öyle de oldu.
BENİ YORAN NE VARSA UZAKLAŞTIM
- Ameliyat sonrası hayatınızda somut olarak neler değişti? Beslenme, uyku, spor, bakış açısı…
- Spor hayatımda hep vardı; sigara, alkol gibi alışkanlıklarım yoktu, beslenmeme dikkat ederdim. Bu yüzden beni tanıyanlar benim gibi bir insanın hasta olabileceğine şok oldular. Sonrasında da bu düzenim devam etti. Hatta eskisi gibi konuşamam, derslere dönemem diye pilates ve fitness eğitimleri aldım, daha da sporla iç içe oldum. Stres yaratan, beni yoran durumlardan ve insanlardan uzaklaştım. Kendi kıymetimi daha çok bilmeye başladım. Sevdiklerime daha çok vakit ayırmaya başladım. Öğrenmeye, okumaya, hayatı anlamlı kılmaya daha çok yöneldim diyebilirim.
ARA SIRA NÖBETLER GELİYOR
- Rahatsızlığınız ara sıra sizi yokluyor mu?
- Geçtiğimiz haziran ayında şiddetli bir nöbetle hastalığımın nüksettiğini öğrendim. O zamandan beri akıllı ilaçla kemoterapi alıyorum. 8 kürü bitirdim şimdilik 4 kür daha var. Bu haberden sonra çok daha titiz bir beslenme düzenine başladım. Bitkisel takviyeler alıyorum. Araştırıyorum, öğreniyorum, deniyorum. Ketojenik diyetin, otofajinin bu hastalıktaki etkisini biliyorum, onu uyguluyorum. Faydasını gördüğüme inanıyorum.
NEFES ALIYORSAM, HER ŞEYİN ÜSTESİNDEN GELEBİLİRİM
- Ölüm fikriyle yüzleşmek insana ne öğretiyor?
- Hayatı; pamuk ipliğinin ucundayken anlayabiliyoruz, şansımız varken hala. Başka bir hayatımız yok, bunu çok iyi anladım. Hiç ölmeyecek gibi, yok olmayacak gibi, hep böyle olacağız gibi düşünürken bir anda tepetaklak olabilir, yıkılabilir, kaybedebilir, hiç olabilirmişiz meğer. Şimdi ölüm dışında beni ne üzebilir ki diye düşünüyorum! Yaşıyorsam, nefes alıyorsam her şeyin üstesinden gelebilirim; yaşıyorsam, canım yanar, ağlarım, dert ederim, öfkelenirim, tozu dumana katarım, her şeyi yaparım ama yaşıyorsam... Yaşıyorsam ötesi yok ki daha ne ister insan. Bunu çok iyi anladım şükür ki.
- Kendinizle ilgili en büyük yanılgınızı bu süreçte mi fark ettiniz?
- Kesinlikle öyle oldu. Kendi gücümü anlamama vesile oldu, iyi ki dememin sebebi bu.
- Hayata bakışınızda daha sadeleşmiş bir taraf var mı artık?
- Bir yönden sadeleşmiş bir taraftan da daha zenginleşmiş bir taraf var diyebilirim. Beni yoran durumlardan, insanlardan, düşüncelerden sadeleştim ama hayatın güzelliğiyle, yaşanmaya değer olan anlarla zenginleştim. Beynimdeki tümörden boşalan yere bu yolculukta öğrendiğim, kazandığım, yaşayıp yaşattığım, yoluma ışık olacak bu deneyimi dolduruyorum, anları biriktiriyorum, güzel zamanları koyuyorum şimdi yerine, tüm güzelliğiyle hayatı...
- Daha önce ertelediğiniz ama şimdi yapmak istediğiniz bir şey var mı?
- Ertelememeye çalışıyorum yapmak istediklerimi mümkün olduğunca, tabii Koç burcu sabırsızlığımın da etkisi var bunda. Yeni ülkeler, kültürler görmeyi seviyorum. İlk fırsatta yeni bir ülke görmek istiyorum.
HAYVANLAR BENİM ŞİFA KAYNAĞIM
- Hayvanlarla iç içe bir hayatınız var. Onların size katkılarını anlatmak ister misiniz?
- Onların yeri apayrı benim için. Ruhuma iyi gelen, beni sakinleştiren, dinginleştiren varlıklar. Hassas noktam onlar, hiç dayanamıyorum onların mutsuz olmasına. Elimden geldiğince kendi hayvanlarımı da sokaktakileri de mutlu etmeye çalışıyorum. Hastalığımın nüksettiğini öğrendiğim dönemde bu yaz terasta otururken paçalı, değerli diye bilinen bir güvercin kondu yanıma. O günden beri benimle gitmiyor, terasımda besliyorum. Onun bana şifa getireceğine inanıyorum, böyle inanmak iyi geliyor bana.
İYİ Kİ BUNLAR BAŞIMA GELMİŞ, ÇÜNKÜ...
- Çok ciddi ameliyat geçirdiniz ama "İyi ki olmuşum" diyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz?
- "Kıymetini bilmek" çoğumuzun unuttuğu, umursamadığı, gözden kaçırdığı bir durum, kaybedene kadar farkına varamıyoruz bazı şeylerin... Hep bizim olacak, hep bizle kalacak, nasılsa bizim zannediyoruz. Kıymetini bilmiyoruz hiçbir şeyin, en çok da kendimizin, kendi varlığımızın... Ölümün kıyısına geldiğinizde jeton düşüyor maalesef. İyi ki bu hastalıkla yüzleştim diyorum evet çünkü şimdi daha farkındaydım hayatın, aldığım her nefesin, daha açıldı gözlerim doyasıya görmek için, daha büyüdü kalbim dünyamı sevgiye boğmak için, daha özgür ruhum kanatlanıp uçmak için. Beynimin açılıp biraz havalanması iyi gelmişti sanki... Birikmiş kötü günlerin, duyguların, yorgunluğun, stresin tümörü gitmiş ferah, güzel anlarla dolmaya müsait bir beynim var şimdi diye düşünüyordum.
- Beyin ameliyatı geçirecek birine tek bir cümle söyleme şansınız olsa ne derdiniz?
- Artık eski sen olmayacaksın, dönüşeceksin, değişeceksin; vedalaş onunla yeni hayatına "hoş geldin" de!
- En sevdiğiniz Türk yazar, Türkçe kitap hangileri…
- Bir Türkçe öğretmeni için çok zor bir soru... O kadar zengin bir edebiyatımız var ki! Eskilerden Sabahattin Ali, yenilerden Zülfü Livaneli diye sınırlayabilirim biraz. Kuyucaklı Yusuf ve Serenad en sevdiğim kitaplarından.
- Beyin cerrahı olmayı hayal eden gençlere bir mesajınız var mı?
- Bilimi insanlığın hizmetine sunarken insani özelliklerini, anlayışını, ruhunu işine katarak hastalarına güveni aşılayan, moral veren, inançlarına güç katan, geleceğimize olan umudumuzu yeşerten kahramanlarımız olun. Sizin gibilere ihtiyacımız var.
- Yara izlerinize bakarken neler hissediyorsunuz?
- Bütün yara izlerini bir güzellik olarak görüyorum. Yaşanmışlık, kurtulmuşluk... Leonard Cohen'in de dediği gibi "Kusursuzluğu unutun... Her şeyde bir çatlak vardır, ışık içeri böyle girer" Benim yara izlerim de ışığın sızdığı yer oldu benim için. Kıymetini biliyorum dünyada olduğumun, var olduğumun, nefes aldığım her anın, varlığımın her parçasının... Siz de bilin kıymetini, anlamaya zamanı olamayabiliyor insanın.