Sokakta, parkta, okul koridorlarında... Yaşı giderek düşen şiddet vakaları Türkiye ve dünyada endişe verici bir tabloya dönüşüyor. Türkiye'yi sarsan Fatma Nur öğretmen cinayetinin ardından gözler yalnızca artan ergen şiddetine değil, olayın arka planındaki ruh sağlığı dosyasına da çevrildi. Saldırgan öğrencinin daha önce şizofreni tanısı aldığı ise tartışmayı başka bir boyuta taşıdı.
Uzmanlara göre mesele yalnızca bireysel bir suç değil; aile içi iletişimden akran zorbalığına, dijital dünyanın etkisinden psikolojik takibe kadar uzanan çok katmanlı bir sorun söz konusu. Araştırmalar gençler arasında çeteleşmenin, madde kullanımının ve okullarda kesici alet taşıma oranlarının arttığını gösterirken; psikologlar da erken fark edilmeyen ruhsal sorunlar, yalnızlaşma ve empati eksikliğinin şiddeti besleyen önemli riskler arasında yer aldığını vurguluyor.
Biz de konuyu detaylı bir şekilde uzmanlarla masaya yatırdık. Tanı konan bir öğrencinin hayatı nasıl izlenmeli, sistem nerede devreye girmeli? Çocuk ve gençleri bu felaketlere sürükleyen güncel sorunlar hangileri? Tüm sorulara cevap aradık...
KÜRESEL BİR PROBLEM
Emekli Emniyet Müdürü, Güvenlik Uzmanı Osman Öztürk, "Bir öğretmenin öğrencisi tarafından okulda bıçaklanarak öldürülmesi hepimizi derinden sarstı. Bu olay yalnızca bireysel bir suç değil, aynı zamanda eğitim sistemi, aile yapısı ve toplumsal güvenlik anlayışımız açısından ciddi bir uyarıdır. Son yıllarda okullarda yaşanan olaylar dikkat çekici biçimde artmakta.
Akran zorbalığı, siber zorbalık, okul kavgaları, madde kullanımı, vandalizm ve öğretmenlere ve öğrencilere yönelik saldırılar artık daha sık gündeme gelmektedir. BMM Araştırma Komisyonunca yapılan bir anket çalışması kaygı verici bir duruma işaret etmektedir. Güvensiz ortamı gerekçe gösteren lise öğrencilerinin yüzde 15,1'i okula delici, kesici alet ve silahla gelmekte, yüzde 6,9'u da en az bir defa uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri denediğini belirtmektedir. Araştırmaya göre, ortaöğretim kurumlarına devam eden öğrencilerin yüzde 7,7'si çete üyesidir. Çete üyesi olma nedenleri arasında ise güvensizlik ortamı en belirleyici etkendir" dedi.
KİMLİK ARAYIŞI VE DIŞLANMA
Şiddetin ergenlik döneminde artmasının sebeplerine odaklanan Öztürk, "Aile içi şiddet, ekonomik sorunlar, sosyal dışlanma, dijital bağımlılık ve kimlik arayışı içindeki ergenlik dönemi çocukları riskli davranışlara daha açık hale getirebilmektedir. Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığı raporlarına göre, madde kullanımına başlama yaşı giderek düşmekte ve en riskli yaş aralığı 15-24 olarak görülmektedir. Arkadaş etkisi ve merak, gençlerin madde kullanımına yönelmesinde en önemli faktörler arasında yer almaktadır. Madde kullanımı yalnızca sağlık sorunu değildir; aynı zamanda çocukların suç örgütleri ve suç çevreleri ile temas kurmasına yol açabilen ciddi bir güvenlik sorunudur" ifadelerini kullandı.
RİSK HARİTALARI HAZIRLANMALI
Öztürk, okul güvenliğinin şu adımlarla sağlanabileceğine dikkat çekti: "Her okul için güvenlik risk haritaları hazırlanmalı ve riskler düzenli olarak analiz edilerek minimize edilmelidir. Okul girişleri kontrol altında tutulmalı, güvenlik görevlileri istihdam edilmeli ve okul çevresinde denetimler artırılmalıdır. Öğretmenlerin şiddet ve zorbalık konusunda erken uyarı işaretlerini fark edebilmeleri için eğitim almaları büyük önem taşımaktadır. Ayrıca güçlü bir psikolojik danışmanlık sistemi kurulmadan okul güvenliğinin tam anlamıyla sağlanması mümkün değildir. Okul güvenliği yalnızca eğitim politikalarının değil, aynı zamanda toplumsal güvenlik politikalarının da önemli bir parçasıdır."
HAYATIN PROVASINI OKULDA YAPIYORLAR
Uzman Psiklog Ayşe Coşkun Yılmaz da "Çocuklar neyle oynayarak ya da seyrederek büyürse onu içselleştirir, normalleştirir. Son dönemlerde dijital platformlardaki nefret ve şiddetin, serbest ve normal olaylarmış gibi gösterilmesine maruz kalan çocuklarımız, insani değer ve yetileri kazanamadılar. Değişen toplum yaşantısı bizim için çok önemli olan ilişki kurmayı, sürdürmeyi derinleştirmeyi öğreten özendiren örnekler olmaktan çıktı. Bir de empati duygusu gelişmiş bireyler yetiştirmeli, diğerinin duygusunu tanımayı bilmeyi öğretmeliyiz. Onlar da hayat oyunlarının provasını sahneleri olan okulda akranlarıyla yapıyor" ifadelerini kullandı.
HAZ DEĞİL İNSAN ODAKLI ÇOCUKLAR
Eğitimsizliğin tehlikeyi tetiklediğine değinen Yılmaz, "İnsanın hamuru haz ve agresyon odaklıdır. Eğer onu iyi eğitmez, geliştirmezsek çok tehlikeli bir canlı olabildiğini tarihten de çok iyi biliyoruz. Özellikle ergenlik döneminde haz ve agresyon enerjisi yüksek olan gençlerimizin bu enerjilerini iyi ve yararlı kaynaklara dönüştürerek akıtmalarını sağlamak biz yani büyüklerin görevi. Aileler olarak çocuklarımızı haz odaklı yetiştirmek yerine daha çok insani ahlaki ve sevgi dolu yetiştirmeye özen göstermeliyiz. Şiddet ve nefret söylemi odağındaki tutum ve yargılarının sosyal medyada araç olmasıyla birlikte akranlar arasında olumsuz bir aktarım oluştuğu görülmektedir. Toplum olarak gençlerimize sahip çıkmalıyız. Devlet, okul, aile, sivil toplum kuruluşları olarak bu sorumluluğu birlikte üstlenmeliyiz" şeklinde konuştu.
HER ALANDA EMPATİ EĞİTİMİ ŞART
Eğitim Uzmanı Banu Yapıcı okullarda empati eğitiminin şart olduğunu kaydederek "Akran zorbalığının artmasının en önemli nedenlerinden biri dijital kültürün sosyal ilişkileri dönüştürmesidir. Ailelerde artan stres, ekonomik kaygılar ve zaman yetersizliği de çocukların duygusal düzenleme becerilerini etkileyebilir. Zorbalık çoğu zaman yalnızca iki kişi arasında değil, bir grubun önünde gerçekleşir. Seyirciler gülerek veya sessiz kalarak zorbalığı dolaylı biçimde güçlendirebilir. Bu nedenle zorbalık yalnızca bireysel değil grup dinamiğiyle ilgili bir sorundur. Okullarda empati, sosyal beceri ve çatışma çözme eğitimleri verilmediğinde bu davranışların görülme olasılığı artar" şeklinde konuştu.
ERGEN DUYGULARINI CİDDİYE ALIN
Ailelerin önemine de değinen Yapıcı, "Ebeveynlerin ilk görevi çocuğun duygularını ciddiye almaktır. Kuralların tamamen kaldırılması doğru değildir ancak kuralların nedenleri açıklanmalıdır. Ergenler mantıklı gerekçeler duyduklarında kuralları daha kolay kabul ederler. Ayrıca çocukların arkadaş çevresi hakkında açık bir iletişim kurulması önemlidir. Ailelerin sürekli kontrol eden değil rehberlik eden bir rol üstlenmesi gerekir. Çocuğun güçlü yönlerini fark etmek ve takdir etmek özgüven gelişimini destekler. Aile içinde saygılı iletişim modeli kurulduğunda çocuk da aynı dili sosyal çevresinde kullanır. Ergenlikte çocukların bağımsızlık ihtiyacı artar, bu nedenle bazı kararları kendilerinin vermesine fırsat tanınmalıdır. Ancak aileler gerektiğinde sınır koymaktan da kaçınmamalıdır. Dengeli bir yaklaşım hem güven hem sorumluluk duygusu kazandırır" dedi.
RUH SAĞLIĞI TANISI KONAN ÖĞRENCİ EĞİTİME DEVAM EDEBİLİYOR
Çocuk ve Genç Psikiyatri Uzmanı Dr. Ayşegül Tonyalı, gençlerdeki şiddet olayının psikolojik arka planına dair çarpıcı açıklamalarda bulundu.
"Hiçbir çocuk bir sabah uyanıp öğretmenini öldürmeye karar vermez. Bu tür eylemler uzun bir birikimin çıktısıdır. Çoğu zaman olayın arkasında yalnızlaşma, akran zorbalığı, aile içi şiddet, ihmal, istismar ve tedavi edilmemiş travmalar yer alabilir. Empati eksikliği, yoğun öfke, ani içe kapanma, akademik başarıda düşüş, şiddet içerikli söylemler ve belirgin duygu durum değişimlerinin uyarı niteliği taşıyabilir. Bir gecede hiçbir belirti yokken ortaya çıkması çok düşük bir ihtimaldir. Genellikle öncesinde bir değişim olur. Ailelerin, öğretmenlerin ve çevrenin bu değişimleri fark etmesi önemli...
Ruh sağlığı tanısı olan bir öğrencinin örgün eğitim içinde yer alabiliyor ama bu belirli şartlara bağlı... Tedavinin düzenli sürmesi, ailenin iş birliği içinde olması, okul yönetiminin süreci sahiplenmesi ve öğretmenlerin kriz anlarında nasıl hareket edeceğini bilmesi gerekiyor. Multidisipliner yaklaşım çok kıymetli! Etiketlenme korkusu ailelerin yardım aramasını geciktirebiliyor. Çocukları damgalamak değil, erken dönemde doğru kanallara yönlendirmek gerekir. Destek mekanizmaları geç devreye girdiğinde risk artar."
ŞİZOFRENİDE AİLE TAKİBİ ÇOK ÖNEMLİ
Klinik Psikolog Mehmet Teber, "Çocukluk çağında, gençlik çağında pek şizofren tanısı konmaz. Tanı çok nadirdir. Böyle bir tanı alan çocuk için herhangi bir yaptırım yok. Tanı alan kişi ilacını alıp okuluna, hayatına devam eder. 'Tanısı ağırmış, okuldan men edelim' gibi bir şey olmaz. Sadece gerçek hayatta tehlikeli davranışları varsa, psikiyatri yatışı verilir. Fakat bu yatışlar da kısa sürelidir. İlaçlarını kullanır. İlaç kullandığı sürece normal görünür ve hayatına dönebilir. Psikiyatrik vakalarda en fazla hastane yatışı olur. Aile takibi de burada çok önemlidir. Aile takibi olmadığı sürece çocuk saçma davranışlara gidebilir" dedi.
DOKTORU KONUŞTU: TANI İÇİN ERKENDİ
Olayın faili gencin doktoru Prof. Dr. Sefa Saygılı "Şizofreni tanısı için erkendi. Halüsinasyonlar görüyordu. İlaçlara rağmen toparlanmayınca Bakırköy'e gönderdim. 12 gün süreyle kaldı. Bir adam öldürme riski yoktu. Şizofren demek için de erkendi" dedi.
ŞİZOFRENİ NEDİR?
Şizofreni; bireyin düşünce, duygu, davranış ve gerçeklik algısını ciddi şekilde etkileyen, kronik ve nörobiyolojik kökenli bir psikotik bozukluktur. Hastalar gerçek ile hayal ürünü olanı ayırt edemezler; sanrılar (delüzyon), halüsinasyonlar ve sosyal işlevsellikte azalma ile seyreder. Genellikle 16-30 yaşları arasında başlayan bu hastalık, ömür boyu süren tedavi gerektirir.