Ramazan ayının başından beri her hafta bir mutasavvıfın hayata dair dört öğüdünü paylaşıyoruz. Yunus Emre ile başladık, Mevlânâ ile devam ettik, Şems-i Tebrizî'nin sarsıcı sözlerine kulak verdik. Ve şimdi bu serinin sonuna geldik. Ramazan bitiyor. Bu haftaki yol arkadaşımız ise Anadolu'nun en büyük gönül rehberlerinden biri: Hacı Bektaş-ı Velî.
13. yüzyılda Anadolu'da yaşayan Hacı Bektaş-ı Velî sadece bir mutasavvıf değil, aynı zamanda insanı ve toplumu dönüştüren bilge bir öğretmenidir. Onun öğretisi korkuya değil sevgiye dayanır. İnsanları ayıran değil birleştiren bir anlayışa sahiptir. Bu yüzden sözleri yüzyıllardır dillerde dolaşır ve hâlâ modern insanın hayatına ışık tutmaya devam eder. Hacı Bektaş-ı Velî'nin öğretisi karmaşık değildir. O insanın önce kendisini terbiye etmesi gerektiğini söyler. Çünkü insan kendini değiştirmeden dünyayı değiştirmeye çalıştığında tökezler. Ama iç dünyasını dönüştüren insan gittiği her yere huzur taşır.
Bugün modern psikolojinin de söylediği şey aslında buna çok yakındır: İnsan dış dünyayı her zaman kontrol edemez ama kendi davranışlarını, niyetini ve bakış açısını değiştirebilir. İşte Hacı Bektaş-ı Velî'nin modern insana dört güçlü öğüdü...

1- ELİNE, BELİNE, DİLİNE SAHİP OL
Bu söz Hacı Bektaş-ı Velî'nin öğretisinin özüdür. Çünkü insanın hayatındaki birçok problem üç şeyden doğar: yaptığı davranışlar, kontrol edemediği arzular ve düşünmeden söylediği sözler. Eline sahip olmak; insanlara zarar vermemektir. Beline sahip olmak; nefsini kontrol edebilmektir. Diline sahip olmak ise en zorudur; çünkü insan çoğu zaman en büyük yaraları sözleriyle açar. Modern psikoloji de insan ilişkilerindeki en büyük kırılmaların çoğunun kontrolsüz tepkilerden doğduğunu söyler. Bir anlık öfke, düşünmeden söylenen bir cümle veya kontrol edilemeyen bir dürtü insanın hayatında uzun izler bırakabilir. Bu yüzden Hacı Bektaş-ı Velî insanın önce kendisini yönetmesini ister. Çünkü kendini yönetemeyen biri, hayatını da yönetemez.
2- İNCİNSEN DE İNCİTME
Bu söz tasavvufun en zor ama en olgun öğretilerinden biridir. İnsan incindiğinde doğal olarak karşılık vermek ister. Çünkü ego kendini savunmak ister. Ama Hacı Bektaş-ı Velî başka bir kapı açar: İnsan kendisine yapılmasını istemediğini bir başkasına yaptığı anda kendisi olmaktan çıkar. Modern psikolojide buna duygusal olgunluk denir. Olgun insan, karşısındaki kişinin davranışı ne olursa olsun kendi değerlerini koruyabilen insandır. İncitmemek zayıflık değildir. Aksine içsel gücün göstergesidir. Çünkü insanın gerçek karakteri, iyi davranıldığında değil; zor bir durumda nasıl davrandığında ortaya çıkar.

3- DÜŞMANINIZIN BİLE İNSAN OLDUĞUNU UNUTMAYINIZ
Hacı Bektaş-ı Velî'nin öğretisi ayrıştırmak üzerine değil, insanı anlamak üzerine kuruludur. O, insanın öfke ile baktığında düşman gördüğünü; anlayışla baktığında ise insan gördüğünü söyler. Bugün psikoloji de empatiyi insan ilişkilerinin en güçlü anahtarlarından biri olarak görür. İnsan karşısındaki kişinin duygularını anlamaya çalıştığında çatışmaların çoğu yumuşar. Elbette herkesle aynı fikirde olmak zorunda değiliz. Ama karşımızdaki insanın da bir hikâyesi olduğunu hatırlamak, öfkenin yerini anlayışa bırakmasına yardımcı olur. İnsanları kategorilere ayırmak kolaydır. Onları anlamaya çalışmak ise olgunluk ister.
4- BİR OLALIM, İRİ OLALIM, DİRİ OLALIM
Hacı Bektaş-ı Velî'nin en güçlü çağrılarından biri birlik çağrısıdır. Çünkü insan yalnız başına güçlü görünse de gerçek güç, birlikte hareket edebilmekten doğar. Modern dünyada insanlar giderek daha bireysel bir hayat yaşıyor. Ama insan doğası gereği sosyal bir varlıktır. Bağ kurmak, birlikte üretmek ve birlikte güçlenmek insanın ruh sağlığı için de çok önemlidir. Psikolojik araştırmalar gösteriyor ki güçlü topluluk bağlarına sahip insanlar daha dayanıklı ve daha mutlu olurlar. Çünkü insan yalnız olmadığını hissettiğinde hayatın zorlukları karşısında daha sağlam durur. Hacı Bektaş-ı Velî'nin bu çağrısı aslında bugün de çok anlamlıdır: Birlik, sadece birlikte olmak değil; kalplerin de aynı yerde buluşabilmesidir.
RAMAZANDAN SONRA NE KALIR?
Ramazan bitiyor. Ama bu ayın bize hatırlattığı şeyler bitmek zorunda değil. Yunus Emre bize kalbi korumayı öğretti. Mevlânâ değişim cesaretini hatırlattı. Şems-i Tebrizî uyanmamız gerektiğini söyledi. Hacı Bektaş-ı Velî ise insan olmanın inceliğini öğütledi. Tasavvufun ve modern psikolojinin buluştuğu nokta aslında çok nettir: İnsan kendisini tanıdıkça yumuşar, yumuşadıkça güçlenir, güçlendikçe dünyaya daha güzel bir iz bırakır. Belki de bütün bu öğütlerin özeti tek bir cümlede saklıdır: İnsan dünyayı değiştirmeye çalışmadan önce kalbini güzelleştirmeyi öğrenmelidir. Çünkü kalbi güzelleşen insanın gittiği her yerde dünya biraz daha güzelleşir.