Havana'nın tarihi sokaklarında artık geceleri hiç ışık yok. Hastaneler jeneratörle çalışıyor, anneler loş ışıkta doğum yapıyor, öğrenciler kapalı okulların önünde bekliyorlar. Küba, kendi ifadesiyle olağanüstü bir krizin içinde. Üstelik 11 milyonluk ülke aylardır karanlıkta... Bu durumun sebebi ABD'nin bitmeyen baskıları... Peki bu kriz ne kadar doğal ne kadar siyasi? Yaklaşık 70 yılı aşkın bir süredir yürürlükte olan ABD ambargosu, bugün Donald Trump yönetiminin maksimum baskı kampanyasıyla yeni bir boyut kazandı.
NİHAİ HEDEF AYNI: LİDERİ DEVİRMEK
Ocak 2026'dan bu yana petrol sevkiyatları büyük ölçüde kesildi, turizm çöktü ve Küba ekonomisi tarihin en derin bunalımlarından birini yaşıyor. Haberimizde Küba üzerinden Batı'nın bir halkın cezalandırılma aracına dönüştürülen yaptırım silahını ele alacağız. Küba asıllı ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun ifadesiyle Washington'ın hedefi "siyasi ve ekonomik liberalleşme", ancak tüm dünya gerçeği biliyor: Hedef Küba lideri Miguel Diaz Canel'in iktidardan uzaklaştırılması... Küba ise bu baskı karşısında 'kaya gibi direniş' söylemiyle yanıt veriyor.

EN UZUN SOLUKLU BASKI DEVREDE
ABD'nin Küba'ya uyguladığı ambargo, 1960'lardan bu yana dünyanın en uzun soluklu ve kapsamlı ekonomik yaptırım örneklerinden biri olma özelliğini koruyor. Columbia Üniversitesi'nden insan hakları uzmanı Richard Garfield gibi isimler, kapsamlı yaptırımları modern kuşatma savaşı olarak yorumluyor. Yaptırımların ilaç ve gıdaya erişimi kısıtladığını ve doğrudan sivillerin etkilendiğini vurgulayan Garfield, yönetici elitlerin değil, çocukların, yaşlıların ve hastaların hedef alınarak insani kriz ürettiğini ele alıyor.
ABD'nin 3 Ocak'ta Venezuela'ya müdahalesi ve Nicolas Maduro'nun kaçırılması ardından Küba için devasa bir petrol ablukası başlarken, diğer Latin Amerika ülkelerinin desteği de engelleniyor. Özellikle Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei'nin, Trump'la yakın temasları bölge ülkelerinin kendileri ve Küba lehine hareket etmesini alıkoyuyor. Ada ülkesi Küba, ocaktan bu yana tam anlamıyla kararmış durumda, çünkü ülkede büyük bir elektrik krizi yaşanıyor.

GEÇMİŞTEN BUGÜNE YAPTIRIMLAR
ABD yönetimi "arka bahçesi" olarak gördüğü Küba'ya karşı Soğuk Savaş'tan beri yaptırımlar uyguluyor. İşte bazı örnekler:
- 1960 Şeker Kotası: Dönemin başkanı Eisenhower, Küba'dan şeker ithalatını durdurdu ve petrol sevkiyatını kesti.
- 1962 Tam Ambargo: Başkan John F. Kennedy, Küba ile olan tüm ticareti yasaklayan başkanlık kararını imzaladı. Küba, Amerikan Devletleri Örgütü'nden ihraç edildi.
- 1963 Varlıkların Dondurulması: Küba Varlık Kontrol Düzenlemeleri adı altında Küba'nın ABD'deki tüm mal varlığı donduruldu.
- 1992 Toricelli Yasası (Küba Demokrasi Yasası): Amerikan şirketlerinin yabancı ülkelerdeki iştiraklerinin Küba ile ticaret yapması yasaklandı. Küba'ya uğrayan gemilerin 180 gün boyunca ABD limanlarına girmesi engellendi.
- 1996 Helms Burton Yasası: Ambargoyu başkanın yetkisinden çıkarıp Kongre onayına bağladı.

ABD SİSTEMDEN DIŞLAMAKLA TEHDİT EDİYOR
ABD, geniş çaplı yaptırımları neden bu denli rahat uygulayabiliyor? Yanıt, büyük ölçüde finansal hegemonyada yatıyor. Dünya ticaretinin ve enerji piyasalarının baskın biçimde dolar üzerinden döndüğü düzende, ABD herhangi bir yabancı şirketi kendi finansal sisteminden dışlama tehdidiyle kendine uygun küresel uyumu sağlıyor. Kurumsal ağlar da bu gücü pekiştiriyor. BM, IMF ve Dünya Bankası'ndaki oy gücü sayesinde Washington, hedef ülkenin uluslararası kredi erişimini kısıtlayabiliyor. Küba ile ticareti olan üçüncü ülkeleri Amerikan sisteminden dışlama tehdidiyle sessizliğe zorluyor.

İRAN'DA BENZER SENARYO HAZIRLIĞI
Trump, İsrail'in peşinden ülkesini savaşa sürüklemenin çıkmazında. Hürmüz Boğazı ablukası üzerinden küresel enerji ve gıda krizi yaşanıyor. Uzmanlara göre Washington yönetimi İran ile yeni bir soğuk savaşa hazırlanıyor. Sahada istediğini alamayan ABD, İran'a karşı tıpkı Küba'da olduğu gibi tam kapsamlı bir ablukaya hazırlanıyor. Halihazırda İran uzun süredir ABD ve Batı'nın yaptırımları altında. Washington'ın bu yaptırımları yeni ablukalarla birleştirerek İran'ı "içeriden çökertmenin" peşine düşeceği tahmin ediliyor. Amaç İran halkını ekonomik krizin pençesine düşerek rejime karşı ayaklanmalar çıkarmak. Ancak İran halkı kendi hükümetlerinin arkasında durmayı tercih ediyor.

ŞEKER MİLLİLEŞTİ İŞLER DEĞİŞTİ
Küba denince akla gelen şeylerden biri de ülke ekonomisinin beyaz altını olan şeker ve şeker kamışı tarlaları. İhracatın kabaca yüzde 80'ine tekabül eden bu endüstri, ABD hegemonyasını kırmak için en önemli kamulaştırma hamlelerinden biri olmuştu. 1960'larda Havana yönetimi, petrolü ve 36 şeker fabrikasını kamulaştırarak ilk adımını atmıştı. Bugün şeker tarlalarına bakıldığında, derin bir sessizlik ve yokluk söz konusu. 1980'li yıllarda 8 milyon tonu bulan üretim, günümüzde ülkenin ihtiyaçlarını bile karşılayamayacak seviyelere geriledi. Küba atasözünün de dediği gibi "şeker olmadan ülke olmaz."
Bir zamanlar egemenlik şarkıları eşliğinde hasat yapan Kübalı işçiler, şimdilerde kavurucu güneşin altında yakıt sıkıntısı, eskiyen ekipmanlar ve açlıkla mücadele ediyor. Şeker, Küba için bir zamanlar devrimin en tatlı zaferiyken bugün tarlada ter döken emekçi Batista diktatörlüğünden bu yana en zorlu sınavını yaşıyor. ABD'nin ambargoları nedeniyle artık şeker hasadının da sonu geliyor.

KÜRESEL CEZALANDIRMA SOPASINA DÖNÜŞTÜRDÜLER
Beyaz Saray'ın yaptırım ajandası Küba'ya özgü değil, küresel bir cezalandırma mimarisinin parçası. Venezuela'ya müdahale ederek milyonlarca insan çaresizlik içine düşürülürken, Afganistan'da insani yardımların kesilmesiyle sağlık altyapısı kasten çökertiliyor. Haiti'de silah ambargosu gölgesinde çete kontrolü meşrulaşırken, Kuzey Kore nükleer caydırıcılığını bir devlet güvencesi olarak masada tutuyor. Bu simetri gösteriyor ki, Washington yaptırım kararları tamamen çıkarları doğrultusunda şekilleniyor.
UZUN SÜRELİ YAPTIRIMLARIN SONUCU: GÖÇ DALGASI
Yaptırımların bir başka etkisi zorunlu göç. Hani "İnsanlar neden ABD ve Avrupa'ya kaçıyor. Ülkelerinde kalsınlar" yaklaşımı var ya, bunun da cevaplarından biri uygulanan yaptırımlar. Uluslararası Göç Örgütü (IOM)'ne göre Latin Amerika'da göç dalgası 2025'in başından itibaren hız kazandı. Soygun, tecavüz, boğulma ve vahşi hayvan saldırısı riskini göze alan bu insanların önemli bir kısmı Kübalı ve Venezuelalı.