İnsan hakları, demokrasi ve özgürlük kavramlarını uluslararası siyasetin merkezine yerleştiren Batı ülkeleri, söz konusu kendi çıkarları olduğu zaman hiçbir etik kaide tanımadı. Irak işgalinden sömürge katliamlarına, Afrika'daki insanlık suçlarından Gazze'deki çifte standart tartışmalarına kadar birçok olay, Batı'nın insan hakları konusunda samimiyetini tartışmalı hale getirdi.
Ancak bu tartışmaların en karanlık örneklerinden biri Bosna Savaşı sırasında gündeme geldi. Savaş dönemine ilişkin gazeteci tanıklıkları, araştırma dosyaları ve bazı kitaplarda yer alan anlatımlarda; yabancı paralı grupların ve bazı zengin Batılı isimlerin, Bosnalı sivilleri adeta 'insan safarisi' mantığıyla hedef aldığı iddiaları yer aldı.
Keskin nişancıların sivilleri vurmasını izlemek için para ödendiği, insanların yalnızca etnik kimlikleri nedeniyle canlı hedefe dönüştürüldüğü yönündeki anlatımlar, savaşın vahşet boyutunu gözler önüne serdi. Bir dönem Afrika'dan getirilen insanların Avrupa şehirlerinde 'insan hayvanat bahçelerinde' sergilendiği, sömürge bölgelerinde yerli halkların avlanır gibi öldürüldüğü tarihsel kayıtlar; Bosna'daki vahşetle birlikte yeniden tartışıldı. İnsan hakları söylemini dünyaya ihraç eden ülkelerin, Avrupa'nın göbeğinde yaşanan katliamlar karşısındaki uzun süreli sessizliği ise hafızalardaki yerini koruyor.

İNSAN HAYVANAT BAHÇELERİ!
Batı dünyası, "evrensel değerler" ve "insan hakları" retoriğini bir zırh gibi kuşanırken, tarih bu zırhın çatlaklarından sızan utanç verici bir kan gölüne şahitlik ediyor. 19. yüzyılda Brüksel'den Paris'e, Londra'dan New York'a kadar Avrupa'nın göbeğinde kurulan "İnsan Hayvanat Bahçeleri", Batı'nın kendinden olmayanı öteki, ilkel ve hatta 'sergilenecek bir tür' olarak görme dürtüsünün ilk kitlesel dışavurumu idi. O dönemde kafeslerin arkasına kapatılan Afrikalı çocuklar ve aileler, modern Avrupa'nın eğlence nesnesi haline getirilirken; bu aşağılayıcı bakış açısı, aradan geçen bir asra rağmen form değiştirerek hayatta kalmayı başardı.

Bosna Savaşı sırasında Saraybosna'nın kuşatılmış tepelerinde yeniden hortlayan "İnsan Safarisi" gerçeği, bu hastalıklı mirasın en vahşi evrimidir. Zengin Batılı elitlerin, Sırp mevzilerine binlerce dolar ödeyerek helikopterlerle taşınması ve keskin nişancı tüfekleriyle çocukları birer "av" gibi hedef alması, aslında Batı'nın sömürgeci bilinçaltındaki o meşhur "üstün insan" sanrısının doğrudan bir sonucudur. Ancak bu vahşeti sadece bir savaş suçu olarak nitelemek, tablonun bütününü görmemize engel olur. Bosna'da yaşananlar, bir sapkınlık anı değil; Batı'nın yüzyıllardır ilmik ilmik işlediği "insanı nesneleştirme" geleneğinin zirve noktasıdır. Bu karanlık yolculuğun başlangıç durağı, 1800'lerin sonu ve 1900'lerin başında Avrupa'nın başkentlerini süsleyen İnsan Hayvanat Bahçeleri'dir (Human Zoos). O dönemde Kongo'dan getirilen Ota Benga gibi insanların, maymunlarla aynı kafeste "evrimin kayıp halkası" olarak sergilenmesi, Batılı zihnin kendisi dışındaki her hayatı bir "istatistik" veya "eğlence malzemesi" olarak kodlamasının ilk aşamasıydı.

Bu sözde sergiler, beyaz adamın üstünlük fantezisini beslerken, kurbanın acısını ve onurunu Yugoslavya'nın dağılma sürecinde "Büyük Sırbistan" kurulması hedefi doğrultusunda Bosna Hersek'te Müslümanlara karşı soykırım ve savaş suçları işleyen işgalci Sırp güçlerinin, kuşatma altındaki Saraybosna'da büyük kısmı Müslüman olan sivilleri hedef alan kan dondurucu "savaş turizmi organizasyonuna" ilişkin kan donduran ayrıntılar gündeme geldi. Hırvat gazeteci Domagoj Margetic, Plati i Pucaj! (Öde ve Ateş Et) başlıklı kitabında Saraybosna kuşatması sırasında Sırp güçlerin organizasyonu ile büyük meblağlar karşılığında Saraybosnalı sivillere ateş eden silah meraklısı zenginlerin işledikleri suçlara ilişkin yeni iddialara yer verdi.

CANLI HEDEFLERE ATEŞ SERBEST
Yeni kitapta, "savaş turizmi" ile şehre hakim noktalardaki Sırp mevzilerine gelen sapkın yabancıların 'en güzel kadını kimin öldüreceği' konusunda birbiriyle yarıştıkları yer aldı. Kitaba göre, varlıklı silah meraklıları, 1992 ile 1996 yılları arasında "insan safarisi" organizasyonunun bir parçası olarak, Saraybosna'daki orta yaşlı kadınları öldürmek için Sırp bağlantılarına 80 bin Alman markı (o dönemde yaklaşık 53 bin dolar) para ödüyordu. Kitaba göre genç kadınları vurmanın bedeli 95 bin marka, hamile kadınları vurmanın bedeli ise 110 bin Alman markın (72 bin dolar) kadar yükseliyordu.

İNSANAT BAHÇESİ YAPMIŞLAR!
İnsanların bir hayvan gibi sergilenmesi münferit bir olayda değildi. Özellikle 1840-1850'li yıllardan itibaren Paris, Hamburg, Londra, Milano, Belçika, Norveç gibi Avrupa'nın birçok başkentinde ve New York, Chicago gibi Amerika'nın büyük şehirlerinde kurulmuştu.1897'de Belçika Kralı II. Leopold, Brüksel'de yaklaşık 260 Kongolunun sergilendiği bir insanat bahçesi kurdurmuştu. Bu rezaletler 1940'lı yıllara kadar devam etmişti.

KATLİAMLARIN ORTAĞI OLDU
Batı söz konusu kendi çıkarları olduğunda, savunucunu olduğunu iddia ettiği hiçbir değerin arkasında durmadı. Irak'ta, Suriye'de, Çeçenistan'da, Bosna'da, Arakan'da Gazze'de katledilen milyonlarca müslümanın çığlığına sessiz kaldı. Çoğu zaman da katliamların ortağı oldu.

REZALETLER ZİNCİRİ
Bu skandalın ifşası Batı'nın diğer rezaletlerini de hatırlattı. Batılı emperyalistler, Afrika ülkelerinden kaçırdıkları insanları, adeta bir hayvan gibi hayvanat bahçelerinden sergiledi.

Bunlar arasından en bilineni Ota Benga'nın hikayesi. 1904 yılında Kongo'da ailesi katledildikten sonra bir köle tacirinden satın alınarak Amerika'ya getirilen Benga, 1906'da New York'taki Bronx Hayvanat Bahçesi'nde bir orangutanla aynı kafese kapatılmış ve binlerce 'uygar' Batılıya bir sergi nesnesi olarak sunulmuştur.